Ayaşlı Yalısı'nın kıdemli kiracıları

Bir dönem ünlü yazarların ve sanatçıların buluşma noktası Münevver Ayaşlı Yalısı 13 yıldır konuklarını Villa Bosphorus Balık Lokantası olarak ağırlıyor...
Ayaşlı Yalısı'nın kıdemli kiracıları

Sayıları her geçen gün azaldığından olmalı, İstanbul’da hikâyesi olan eski yapıları ve mekânları özellikle çok seviyorum. Beylerbeyi’nde 2000 yılından beri balık lokantası olarak hizmet veren Villa Bosphorus da bu yerlerden biri. 

İlk kez yedi yıl kadar önce gittiğim restoranın yenilendiğini duyunca en az benim kadar yemekten özellikle de balıktan anlayan bir arkadaşımla birlikte tekrar gittim.

Ayaşlı Yalısı boğazdaki en geniş cepheli yalı diye bilinir. Villa Bosphorus da 600 kişilik kapasitesiyle iki yakadaki en büyük balık lokantası. Birkaç farklı salonu var, hepsinin özelliği deniz manzaralı olması. Yemek yerken kendinizi gemide gibi hissediyorsunuz. İki köprü de görüş alanınız içinde. Köprü bir de insanın gözünü alan çiğ renklere bürünmese her şey mükemmel olacak. 
İnsanın İstanbul’u hissettiği en iyi manzaralardan birine sahip bu yalı. Hikâyesi de burada tümünü anlatamayacak kadar ilginç ve uzun...

Sanat ve edebiyattan yeme-içme sahnesine

Ancak Ayaşlı Yalısı’nın Türk Edebiyatı’nın en önemli yapıtlarından biri kabul edilen Memduh Şevket Esandal’ın 1934 basımlı ‘Ayaşlı ile Kiracıları’ romanındaki evle hiçbir bağlantısı yok. O dokuz odalı apartman zaten Ankara’daydı.
Beylerbeyi’nde eski bir yalı 1936 yılında Sadullah Paşa’nın oğlu diplomat Nusret Ayaşlı ve eşi Münevver Ayaşlı tarafından satın alınır. Ünlü mimar Sedat Hakkı Eldem yalıyı yeniden inşa eder. Münevver Hanım eşini 1944 yılında kaybeder ama 1938’den yaşamının sonuna 1999 yılına dek burada yaşar. Fransa’da eğitim alan bir kaç dil bilen Münevver Hanım eşinin ölümünden sonra gazeteciliğe başlar. Daha sonraki yıllarda ise her biri önemli birer belge gibi olan anılarını kaleme alır ve romanlar yazar.

Münevver Hanım yalıda verdiği yemekler ve partilerde Abdülhak Hamid, Yahya Kemal Beyatlı, Necip Fazıl Kısakürek, Asaf Halet Çelebi, ressam Namık İsmail gibi sanat ve edebiyat dünyasının ünlü isimlerini ağırlar. Daha sonraki yıllarda Mevleviliğe ilgi duyan Münevver Ayaşlı bir dönem yalının salonlarını eğitim ve zikr törenlerine açar. Bugün de yalının üst katı Münevver Ayaşlı Vakfı’nın Merkezi olarak kullanılıyor.

Villa Bosphorus’un sahipleri Kemal Yıldız, Ahmet Yıldız ve Suat Askeroğlu’nun kiraladıkları yalıya 13 yıldır iyi baktıkları söylenebilir. Ancak yalının geçmişini bilen mimarlar zaman içinde planlarda yapılan değişikliklerden, eklemelerden mutsuz. Keşke bina orijinali gibi korunabilseydi. Yine de her şeye karşın böyle bir geçmişe ve manzaraya sahip yalıda olmak keyifli. Villa Bosphorus’ta yemekler de başarılı.

Özellikle balıklar çok taze ve ayarında pişiriliyor. Kalamar, ahtapot ızgara ve levrek marine gibi mezeler ve ara sıcaklar da çok lezzetli. Ancak küçük bir eleştirim var. Deniz ürünlerinde yumuşaklık kazandırmak için biraz fazla soya sosu kullanılmış. Bu, bir tercih meselesi ama ben acı ve soya sosunun deniz ürünlerine pek yakışmadığını düşünüyorum.

Fiyatlar da muadili lüks balık lokantalarıyla karşılaştırıldığında oldukça makul. İyi bir barbunya tavayı boğazın karşı yakasında 35 liraya bulmak pek kolay değildir. Soğuk mezeler 8-10, deniz ürünü ara sıcaklar 20-25, balık fiyatları ise 25- 75 lira arası değişiyor. Rakı başta olmak üzere viski ve diğer alkollü içki çeşitleri de zengin ama şarap listeleri zayıf, tek bir markaya yer verilmiş. Özetleyecek olursak Ayaşlı Yalısı İstanbul’da gönül rahatlığıyla gidilecek balık lokantaları arasında yer alıyor.

Bebek’te bir Girit Lokantası: Brusko

Brusko, Giritli bir çift tarafından açılmış. Dimitris, Girit’te ve Atina’da uzun yıllar restoran işletmiş. Hayat arkadaşı İrini ise turizmci ve kökenleri Urla ve Ayvalık’a dayanıyor, aile mübadeleden sonra Girit’e göç etmiş. Dimitris’le yaşamlarında bir değişiklik yapmak istediklerinde ilk akıllarına gelen yer olan İstanbul’da karar kılmışlar. Zaten İrini’ye göre “İstanbul her Yunanlının yaşamayı hayal ettiği bir kent ve yolunu bulduğunda da hiç düşünmeden gelirler”.

Brusko, Girit yemekleri yapıyor ama bunlar ‘Girit Mutfağı’ dendiğinde ilk akla gelen, özellikle İzmir’de efsane gibi anlatılan envai çeşit ot yemekleri değil. Ağırlıklı olarak deniz ürünleri, mevsim balıkları ve kuzu ve keçi yle fırın yemekleri yapıyorlar. Hanyaböreği, sebze tava ve kabakçiçeği dolması gibi zeytinyağlı çeşitler de var.

Ben Yunan mutfağının deniz ürünlerini pişirme yöntemlerine hayran olduğum için ilk gidişimde seçimimi onlardan yana yaptım. Mizithrali denilen ve Giritten gelen bir cins taze beyaz peynir ve peksimetle yaptıkları bol yeşillikli Girit salatası, uzolu ızgara karides, ızgara kalamar, haşlanmış ahtapot ve sübye yahni denedim. Bana ağır gelen domates ve salçası yoğun ve bol yağlı sübye yahni dışında hepsi çok lezzetliydi.

Brusko’da yemek yerken açık mutfakta aşkla çalışan şef Dimitris ve genç yardımcılarını izlemek de çok keyifli. Mavi beyaz dekorasyonu basit sandalyeleriyle insan kendini Yunan adalarında gibi hissediyor. Deneyin derim...


Yeni açılanlar

İstanbul’un kent dışındaki en büyük yerleşim merkezlerinden biri olma yolunda hızla ilerleyen Göktürk’te neredeyse her gün yeni bir yeme-içme mekânı açılıyor.

Carluccio’s: Londra’nın ünlü İtalyan restoran ve gurme market zinciri Carluccio’s Türkiye’deki ilk şubesini iki yıl önce Kanyon AVM’de açmıştı. Carluccio’s’un ikinci şubesi bir hafta kadar önce Göktürk’e geldi.

Dardenia: Türkiye’nin ilk balık-ekmek zinciri olan, fish burger ve ton burger çeşitleri de bulunan Dardenia ilk sushi konseptli restoranı Dardenia Fish&Sushi’yi Göktürk’te açtı.