Babasının oğlu değil, modern meyhaneci

Yeme-içme sektöründe ikinci kuşak Emre Çapa'nın açtığı Duble Meze önümüzdeki ay birinci yılını kutlayacak. Geleneksel meyhane kültürüne alternatif modern meyhane yaratıcı mezeleri kadar yöresel ürünlere yer vermesiyle de dikkati çekiyor.
Babasının oğlu değil, modern meyhaneci

Sadece İstanbul’da değil neredeyse tüm Türkiye’de Celal Çapa adı daha doğrusu Çapa soyadı bilinir. Bu geniş ailenin pek çok üyesinin gıda sanayi, yeme-içme ve eğlence sektörüyle ilgisi vardır.

Galatasaray Lisesi, Boğaziçi Üniversitesi gibi iyi bir eğitimin ardından eğlence sektörüne giren öncü isimlerden olan Celal Çapa işletmeciliği genç yaşta askıya aldı. Kendi deyişiyle kira gelirleri sayesinde yarı emekliliğin tadını çıkarıyor. Daha doğrusu yaşamının neredeyse altı ayını eşi Şebnem Çapa ile birlikte seyahat ederek geçiriyor, tabii arada oğluna danışmanlık yapmayı ihmal etmeden.

Herkes gibi ben de oğlu Emre Çapa onun boşluğunu dolduracak, sosyete dünyasının müdavimi olduğu eğlence ağırlıklı mekanların ikinci kuşak ismi olacak diye düşünmüştüm. Emre üç yıl kadar önce Akaretlerde W Otelin içinde Minyon adlı kafe-bar tarzı bir yer açmıştı. Ancak o önümüzdeki ay birinci yılını kutlayacak, geleneksel meyhane kültürüne alternatif Duble Meze’yle yoluna devam etmeye karar vermiş gibi görünüyor.

Emre Çapa Meze Bar’ın yemekleri için gidilen bir yer olmasını istiyor. Tabii bunun bedelinin her an işin başında olmak ve kalite ve lezzet çıtasını düşürmemekten geçtiğini biliyor.

Emre, Amerika’nın ünlü okullarından Johson&Wales’de mutfak sanatları eğitimi almış. Okul bitince bir süre Amerika’da ve Fransa’da restoranların mutfağında; İstanbul’a döndükten sonra da bir süre babasının ortağı olduğu İstanbul Gourmet’de çalışmış. Ardından da W İstanbul’da Minyon Cafe’nin işletmeciliğini üstlenmiş. Üç yıl sonra ise sıra yemek ağırlıklı Meze Bar’a gelmiş.

Donizetti Palas Otel’in çatı katındaki yeni kuşak meyhanede Emre Çapa’nın ortağı; Aslı Altan’ın ünlü Safran’ında, sonra da uzun yıllar Kıbrıs’ta işletmecilik yapan Arto Ankaraliyan.

Emre, babasından farklı olarak eğlenceden çok işin yemek kısmıyla ilgili. Mezeleri coşkuyla anlatışı görülmeye değer. Zeytinyağından peynire, zeytinden humus için kullandıkları nohuda, hangi malzemenin nereden temin edildiğini nefes almadan anlatıyor.

Bir dönem ünlü şef Maksut Aşkar’la çalışan mutfağın başındaki Umut Karakuş da en az Emre kadar heyecanlı. Yöresel malzemeleri kullanmayı ve yeni denemeler yapmayı seviyor.

Hepsini denemek mümkün değil tabii ama (ne de olsa mönüdeki sıcak ve soğuk mezelerin sayısı 45’e ulaşmış) pastırma turşusu, biber borani, taze nohutla yaptıkları trüf yağı ve çam fıstıklı humus, tahinli ve çörek otlu patlıcan, kızarmış ekmek üzerinde kokoreç gibi kendilerine özel mezelerin yanı sıra klasik mezelere de mutlaka özel bir dokunuş var.

İstanbul’un hemen tüm meyhane ve balıkçılarındaki birbirinin kopyası mezelerden sonra burası insana ilginç geliyor. İflah olmaz meyhane tutkunları eminim bu tatlara sıcak bakmazlar, fakat zaten buranın farklı bir hedef kitlesi var.

Ben genel olarak mezelerdeki farklı dokunuşları ve ortaya çıkan lezzeti beğendim. Ancak pastırma turşusu başta olmak üzere bazı mezelerde ekşi oranı fazla kaçmış gibi geldi. Nar ekşisi ve limon bir arada kullanıldığında çok keskin bir tat bırakıyor ağızda. Hele rakı yerine şarap içiliyorsa bu keskinlik daha çok hissediliyor. Ben denemedim ama mönüde bir kaç tane ana yemek de var.

Duble Meze’de en hoşuma giden bir diğer ayrıntı da sadece yerli şarap ve hemen hemen tüm rakı çeşitlerini bulundurmaları oldu.
70’lerin, 80’lerin Türkçe sözlü hafif müzik parçaları da çok yakışmış modern meyhanenin havasına. Kişi başı içki dahil biraz da ne kadar ve ne içildiğiyle orantılı 100-130 lira arası hesap ödeniyor.


Emre Çapa henüz 30 yaşında. Babasının tecrübesinden yararlansa da eminim modern meyhane konseptine katacağı çok şey var. Celal Çapa, geçmiş tecrübeleri sayesinde temkinli konuşuyor.

İlk yılın doluluğunun ancak bir kaç yıl daha devam ederse mekanın dolayısıyla Emre’nin kendini kanıtlayacağını ve uzun ömürlü olacağını düşünüyor. Umarım lezzetin ve kalitenin çıtasını düşürmeyen uzun soluklu bir mekana daha kavuşur İstanbul...