'Beyaz Türk'e itirazım var

Ertuğrul Özkök'ün 'Beyaz Türk'ü etnik ve ırka dair bir aidiyetle kullanmadığını bilsem de 'Beyaz'ın ve Türklüğün böylesine yüceltilmesi diğer ırkların ve kimliklerin aşağılanması gibi geliyor bana...

Ertuğrul Özkök’ün ‘Bir Beyaz Türk’ün Hatıra Defteri’ kitabını severek okudum. Hatta en beğendiğim kitaplarından biri diyebilirim. Özkök, bu kitabında hem kendine hem de okuyucusuna karşı bugüne dek olmadığı kadar açık sözlü ve dürüst. Fikirlerini sansürlemeden, "Ne düşünürler hakkımda, ne konuşurlar arkamdan" demeden içtenlikle ve son derece akıcı bir dille anlatıyor kendini.

Özkök’ün kendiyle barışık, komplekssiz hali, yıllar geçtikçe daha fazla ete kemiğe bürünüyor. Ancak bu tavrına uymayan tek şey var: ‘Beyaz Türk’ ‘zenci Türk’ ‘Ak Türk’ kavramları. Bu kavramların hiçbiri kendini içtenlikle açan Özkök’ü anlatmıyor. Seçkinci, insanlara tepeden bakan bir anlayışı ya da ruh halini simgeliyor.

Kavrama atfedilen değerlerin hiçbirinin ırkçılıkla ilgisinin olmadığını, Özkök’ün ‘beyaz’ sözcüğünü etnik ve ırka dair bir aidiyetle kullanmadığını hissediyorum ve bir ölçüde de biliyorum. Fakat yüzyıllardır büyük savaşlara, soykırımlara neden olan, ten rengini hatırlatan bu sözcüklerin kullanılması, 'beyaz'ın ve üstelik de Türklüğün böylesine yüceltilmesi diğer ırkların ve kimliklerin aşağılanmasını getiriyor gibi geliyor bana.

Ve o tehlikeli ruh halini Radikal Kitap’ta, Serdar Turgut’un ‘Bir Beyaz Türk’ün Hatıra Defteri’ne ilişkin ‘Nehrin kıyısına vuran serseri mayın’ başlıklı yazısında buluyorum. Orada Turgut, “Beyaz Türk gayet tabii ki toplum içinde kendisini hayat tarzıyla belirgin eder. Ancak modernin ve onunla özdeşleştirdiğimiz Beyaz Türk’ün tanımını hayat tarzı ile sınırlarsak içki içmek veya kadınlarla eğlenmeye çıkan her insan kendisini Beyaz Türk sanmaya başlar ki bu, sanan kişiye de Beyaz Türk kavramına da bir hakarettir” diyor.

Serdar Turgut’un bu cümlelerinin neresinden tutsam elimde kalıyor. Çünkü, Beyaz Türk her şeyden önce erkek. Bu mantıkla kadınlar zaten Beyaz Türk bile olamayan ikinci sınıf yaratıklar. Ayrıca, sonradan edinilen bir özellik de değil. Taklitle olmuyor. Belli ki doğuştan gelen ırki özellikleri içinde barındırıyor. Tam da primordialist milliyet tanımı gibi bir şey yapıyor sözcüklerinin şehvetine kapılmış Serdar Turgut.

Bana kalırsa Ertuğrul Özkök’ü de zor durumda bırakıyor. Benim ‘Bir dünya vatandaşı’, ‘demokrat dünya insanı’ olarak tanımlayabileceğim Özkök’e haksızlık ediyor. Sedar Turgut’un Özkök’ün “Biz 47’liler dünyanın dört bir yanında aynı yıl doğduk. Aynı yıllarda toprak sahalarda top koşturduk. Aynı müzikleri dinledik. Sonra öyle bir yıl geldi ki hepimiz aynı tanrıdan gelmiş ilahi bir emirle yollara düştük. Yürüdük, yolların yürümekle aşınmayacağını öğrendik. Kimimiz dağlarda kaybolduk, kimimiz kendi bataklığında boğulduk...” dediği yerleri bir kez daha okumasında yarar olabilir.

Ben kitabı okurken, farklı yaşam tarzlarına sahip insanlara saygı gösteren, aynı saygıyı karşısından da bekleyen, yıllar içinde olgunlaşmış, hatalarından ders çıkarmaya çalışan, nefret duygularından arınmış, kendine güveni tam ama her türlü zaaflarıyla hepimiz gibi bir Ertuğrul Özkök gördüm.

Üçüncü bir göz gibi kendini anlattığı kitabını baştan sona ilgiyle bazen gülümseyerek bazen hüzünlenerek bazen de üstünde uzun uzun düşünerek okudum. ‘Sonradan görme manifestosu’nu çok sevdim. Kesinlikle katılıyorum “Görmenin zamanı yoktur ve önceden görmeden daha güzeldir”. ‘İyi babalar kediler gibi ölür’ bölümünü okuyup da gözleri dolmayacak birini tasavvur edemiyorum, özellikle de babasını kaybettiyse.

‘Aylak adamın önünden geçenler’ ise üzerinde uzun uzun düşündüğüm sanki biraz da eleştirilerimi doğrulayan bölüm oldu. “Biri almış eline fırçayı, önüne geleni boyuyor da boyuyor: Sen Türk’sün, sen Kürt. Ötekinin aklı başka yerde: Sen Müslümansın, sen laikçi. Bir başkasına Müslümanlık da yetmemiş, daha da derine iniyor: Ben Sünniyim, sen Alevi. Liberal aydın da durur mu: Ben demokratım, sen darbeci; ben sivilim, sen askerci”. Özkök, "nasıl bir ruh halidir bu" diye soruyor.

Ben de diyorum ki, bu ötekilere bir de ‘Beyaz Türk’ü katmayalım. Birileri ondan kurtulursa diğerlerine de çözüm daha kolay gelebilir...