Bu aşk hiç bitmez, bitmesin de...

İstanbul Modern'de açılan 'Yüzyıllık Aşk Türkiye'de Sinema Seyirci İlişkisi' sergisini eminim herkes kendi kişisel tarihi, anılar eşliğinde dolaşacaktır...
Bu aşk hiç bitmez, bitmesin de...

Leyla Sayar, Belgin Doruk, Göksel Arsoy, Ayhan Işık, Fatma Girik, Selda Alkor, Cüneyt Arkın, Ediz Hun ve Sema Özcan...
Buğulu bakışlı, hep uzaklara bakan imzalı fotoğrafları bir kutu içindeydi. Ablalarımdan gizli odalarına girip kutuyu karıştırmak, fotoğraflara bakmak arada birini sonra uzun uzun onları peşimden koşturmak oyunların en heyecanlısıydı.
Fatma Girik’i alıp saklamak ise en tehlikelisiydi, büyük ablam ona benzetildiği için onun fotoğrafının ayrı bir önemi vardı!

İlkokula gidip gitmediğimi bile hatırlamıyorum Türk Sineması’yla ilk tanışmam bu imzalı fotoğraflarla oldu. Tabii ablamın abone olduğu, geleceği günler heyecanla beklenen Hayat ve Ses dergilerini de unutmamam gerek. Önüme konan çocuk kitaplarından çok daha heyecanlı gelirdi onları okumak.
Sonra da en unutulmazlar arasında özel bir yeri olan yazlık sinemalara götürülme dönemi başladı. ‘Senede Bir Gün’, ‘Samanyolu’, ‘Vesikalı Yârim’, ‘Hıçkırık’, ‘Sevmek ve Ölmek Zamanı’ gibi filmler mendiller elimizde toplu ağlama seansı gibi izlenirdi. Sinemadan arınmış, huzur içinde çıkardık. Bazen o günleri çok özlüyorum...

Sonra 1970’lerin sonuna doğru hem bizler, hem de Türk Sineması değişmeye başladı. İzmir’de Sinema Televizyon Bölümü’nde okurken film çözümlemeleri, anlatım dili derken o büyü tamamen bozuldu. Oslo’da da lisans bitirme tezim ‘Toplumun aynası: Arabesk filmler’ üzerineydi...

Hafta içinde İstanbul Modern’de açılan ‘Yüzyıllık Aşk, Türkiye’de Sinema Seyirci İlişkisi’ sergisini dolaşırken tüm çocukluğum ve tabii ki gençliğim bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. 

‘Yüzyıllık Aşk’, büyük laflar eden, bilimsellik iddiasında olan, Türkiye Sinemasını masaya yatıran bir sergi değil. Adı üstünde içinden aşk geçiyor. Sinema seyirci arasındaki bağı anlatılıyor. O yüzden de çok sıcak ve çok sahici.
İstanbul Modern 10. yılında anıların, seyircinin bir sanat dalında önemine odaklanan bir sergi düşüncesiyle yola çıkmış. Bu konuda da sinemanın önüne hangi sanat geçebilir? Tabii ki ilk akla gelen sinema –seyirci ilişkisi olmuş.
Popüler tarih arşivinin önde gelen isimlerden Gökhan Akçura ve Müze’nin Sinema Bölümü yöneticisi Müge Turan serginin küratörlüğünü üstlenmiş.
Afişler, dergiler, imzalı yıldız fotoğrafları, sinemalar, kısa belgeseller ve fanatik sinema seyircilerinin arşivlerinin, görsel ve işitsel bilgi panolarının yer aldığı sergi çok başarılı bir biçimde kurgulanmış.

Yüzyıllık Aşk / Türkiye’de Sinema ve Seyirci İlişkisi sergisiyle eşzamanlı hazırlanan kitap da önemli bir arşiv niteliğinde. İster profesyonel ister amatörce olsun, sinema severlerin bu kitabı edinmesinde yarar var. Bu tür belgeler bir daha kolay kolay bir araya gelmez. 

Eminim bugün İstanbul Modern’in çocuk atölyelerine gelip, koridorlarında koşuşturanlar, 20-30 yıl sonra anılarında çağdaş sanatla tanışmalarını, atölye çalışmalarını anlatacaklar. Onlar bizden çok daha şanslı. Bizler farklı bir dönemin çocuklarıydık. Bizler için bir film, bir dergi bile çok değerliydi. Dileğim onların bu şansının Anadolu’nun dört bir köşesine yayılması...