Burası bir gastronomi cenneti müşteriler nerede?

İstanbul'da bir restoranın tutulma ölçütleri anlaşılır gibi değil. Yeni yer, kalabalıklar içinde olmak, manzara ve eğlence her zaman iyi yemeğin önüne geçiyor.
Burası bir gastronomi cenneti müşteriler nerede?

Kızlar grubumuzun yıl sonu buluşması, gecikmiş bir doğum gününü kutlamasıyla kesişince hepimizin ilk kez gideceği bir yerde olsun istedik. Yeni yer tutkunları için eskimiş bile sayılabilir ama seçimimizi sekiz ay kadar önce Kuruçeşme’de açılan Fumée’den yana yaptık.

Fumée boğaz manzarası ve yalın dekorasyonuyla kapıdan içeri girer girmez insanı rahatlatan son derece zarif bir restoran. Hakkında sayısız olumlu eleştiri duyduğum için yemeklerden de pek şüphem yok zaten.

Ben gelmeden önce şaraplar açılmış, ekip sıcacık ekşi maya ekmek, peynir ve tereyağından oluşan hoş geldin atıştırmalıklarıyla gayet mutlu mesut. Ancak restoranda bir perşembe akşamı beş kişilik grubumuzun dışında kimse olmaması beni biraz şaşırtıyor.

Hatta arkadaşımıza “Senin için burayı kapattık” tatsız esprisini bile yapıyoruz. Bağıra çağıra konuşma özgürlüğümüze de diyecek yok. Her bir bölümde en fazla yedi sekiz çeşidin yer aldığı, insanı yormayan mönü kartını keyifle inceledikten sonra başlangıçları ortaya söylüyoruz.



Misket limonu ve nar suyunda marine edilmiş deniz börülceli levrek ceviche, çarkıfelek meyveli, yeşil elma, kuzu kulağı ve altın çilekle sunulan zeytinyağlı kereviz, böğürtlenli, fındıklı, kuşkonmazlı, taze fasulye masamızı şenlendiriyor.

Üç tabakta da birbirinden farklı tatlar cesaretle bir araya getirilmiş. Meyve-sebze, çiğ pişmiş dengesi ve ortaya çıkan lezzet her birinde muhteşem. Kuşkonmazın, fasulyenin çıtır tadı tarladan yeni toplanmış duygusu veriyor.

Ceviche Latin Amerika kökenli narenciye sularıyla yapılan bir marine yöntemi. Hem nar suyu hem de limonla marine edilen levrekteki ekşiliği –belki yanında şarap içtiğim için- çok güçlü hissediyorum. Ama herkes o kadar mutlu ki yüksek sesle söylemeye dilim varmıyor bile.

Ardından sıra sıcaklarımıza geliyor. Birbirimizin tabağında gözümüz kalır korkusuyla onları da ortaya söylüyoruz. erikli kuzu tandır, ördek konfit ve mücver, çiğ kabak şeritleriyle sunulan hafif füme somon ızgara.



Restorana da adını veren füme yöntemini pek sevdiğimi söyleyemem. Füme içkilerden de etlerden de uzak dururum. Ancak bir bütün olarak tabak çok uyumluydu, arkadaşlarım da somonun tadını ve pişme derecesini çok beğendiler.

Erikli kuzu tandır ve yanında sunulan nar, badem, Antep fıstığı, üzüm, dereotlu çilav çok çok lezzetli. Ördek konfit de öyle. Ancak ördeği tek ana yemek olarak seçmiş olsam yanında fırın patates yerine pirinç ya da bulgurla yapılmış bir pilav tercih ederdim.



Kestaneli hamsili pilav ve et suyunda pişmiş Erzincan tulumlu mantı ise aklımın kaldığı ve bir sonraki gidişimde denemeyi düşündüğüm diğer yemekler.

Tatlılarda tercihimi narlı sorbe ve Antep fıstığı kremasının eşlik ettiği bezeden yana yaptım. Yemekler kadar başarılı olmasa da sevdiğim gibi az şekerli ve hafifti.

CHANGA BANA OKUL OLDU

Yemekten sonra şef Pınar Taşdemir’le sohbet ettik. Üniversitede işletme okumuş, bir süre satış ve pazarlama şirketlerinde çalışmış. Ama sonunda çocukluğumdan beri en büyük hayalim dediği profesyonel mutfağa geçiş yapmış. MSA’da aşçılık okumuş, ardından Changa ve Mest gibi farklı restoranlarda çalışmış.

Zaten yemeklerinde, “Bana okul oldu” dediği Changa mutfağından izler görmek mümkün. Çok da dürüst. Bazen yaptığı bir yemeği “Changa tabağına benzedi” deyip değiştirdiğini anlatıyor. Belli ki işini aşkla yapıyor. O gece de yardımcısın ateşi 40’a fırlayınca eve yollamış. Tüm yemekler ve tatlılar onun elinden çıkmıştı. Yemek sonrası masamıza geldiğinde hala gözlerinin içi gülebiliyordu.

O gece yola koyulurken birlikte oldukları Can Ünsal ve diğer ortakların ayrıldığını, şef Pınar dışında neredeyse tüm ekibin dağıldığını öğrendim. Fumée şimdi alt katında yer alan ünlü spor merkezi Planet Health Club’ın sahibi Abdullah Ataman’ın ortaklığıyla yoluna devam ediyor.

Fumée anlayışıyla ve mutfağıyla İstanbul’un gastronomi haritasında olması gerekli yerler arasında. Fiyatlar da benzeri yerlerden farklı değil. O akşam kişi başı 160 lira gibi bir hesap ödedik. Yemekleri abartmadık gerçi ama iki şişe kaliteli şarap da bu fiyata dahil. Sadece şarap mönüsü sorunlu, o da bir kaç gün içinde yenileniyormuş.

Fumée müdavimlerini yaratabilirse İstanbul’un en iyi restoranlarından biri olabilir. Yemeklerin hepsinin birbirinden yaratıcı ve lezzetli olduğu bir restoranın hafta arası böylesi boş olması anlaşılır gibi değil. Manzara deseniz o da var! Hafta sonu müzikli partiler yapmayı düşünüyorlar. Belki o zaman fark edilirler...