Dökülen timsah gözyaşları mı?

Gazetemizin kâğıt baskısıyla vedalaşma günü.

Gazetemizin kâğıt baskısıyla vedalaşma günü. Bir çalışanı olarak eskilerden sayılmam, Referans gazetesiyle birleşmesinden sonra katılanlardanım. Dört yıllık Radikalli sayılırım ama ilk çıktığı günden beri takip eden en sadık okuyucularından biriyim. Hatta sevgili arkadaşım, Radikal’in ilk kültür sanat şefi Şerif Erol sayesinde kuruluş heyecanını paylaşmış, prova baskılarını görmüştüm.

Sonra yıllar boyu hem haberleri sunuşu hem yazarları hem çizerleriyle güne başlarken ilk elime aldığım gazetelerden biri oldu. Piyale Madra ve Ramize Erer sayesinde sıkıntılı bile olsam güne dudaklarımda bir gülümsemeyle başladığımı hala dün gibi hatırlıyorum. Yine bir küçülme sırasında onların gazeteyle yolları ayrıldığında çok üzülmüş, o boşluğu ara sıra kitaplarını karıştırarak gidermiştim.

Kolay kolay yeniliklere adapte olamayan, biraz da tutucu biri olmam nedeniyle Radikal’in küçük boyutlu yeni formatına alışmam kolay olmadı. Hem okuyucu hem de yazar olarak. Sonra kolay okunması taşınması yanı sıra daha kısa yazma disiplini getirmesi de bir artı oldu benim için ve benimsedim.

Okuyucular da sevdiler sanıyorum. Dört yıl boyunca kiminle karşılaşsam hep bunu duydum. Otobüste, vapurda, uçakta okunmasının kolaylığı, güvenilir haberciliği, yazarları hep övgü konusuydu.

Ancak nedeni ne olursa olsun artıları ikinci doğuşunda yükselen tirajını korumasına yetmedi. Nedenini çok iyi bilemem, belki reklam verenlerin bu boyutu sevmemesi, belki internette çok başarılı olması tirajının düşmesine neden oldu.

“En severek okuduğum gazeteydi, kapanmasına çok üzülüyorum” son birkaç aydır istisnasız karşılaştığım herkesten duydum bu cümleyi. Eğer sadece bana bunu dillendirenler bile gazeteyi satın alsaydı Radikal’in kâğıt baskısı devam ederdi. Kimse de işinden olmazdı. Şimdi dökülen timsah gözyaşları dersem haksızlık etmiş olur muyum bilmiyorum.

Radikal bundan böyle yoluna Türkiye’nin ilk dijital gazetesi olarak eskisinden daha dinamik devam ediyor görüşmek üzere…