Dünya mirası 'Diyarbakır Kalesi' ve 'Hevsel Bahçeleri'ni unuttuk mu?

Temmuzdan beri 'Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri üyelerin oybirliğiyle Dünya Mirası listesinde. Ancak bundan sonrası için çözüm sürecinin tekrar başlamasına, bölgede huzura ve barışa siyasi olduğu kadar kültürel boyutta da acil ihtiyacımız var....
Dünya mirası 'Diyarbakır Kalesi' ve 'Hevsel Bahçeleri'ni unuttuk mu?

Hevsel Bahçeleri

İstanbul’daki Fransız Anadolu Araştırmaları Merkezi’nden her ayın başında yurt içinde ve dışında yapılacak etkinliklerle ilgili bülten gelir. İki gün önce neler varmış diye göz gezdirirken  Montpellier 2. Uluslararası Diyarbakır Hevsel Bahçeleri Atölyesi başlığı gözüme çarptı.

Fransa’da Montpellier Üniversitesi’nde ‘Hevsel Bahçeleri ve Diyarbakır’daki çevre örgütlenmeleri merceğinden çevre bilincinin gelişmesi’ üzerine toplantı duyurusu okuyunca üzülmediğimi, içimin burkulmadığını söyleyemem.

Hepimizin bildiği gibi, Temmuz başında Almanya’nın Bonn kentinde yapılan UNESCO’nun 39’uncu Dünya Mirası Komitesi Toplantısında ‘Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzaj Alanı’ olarak üyelerin oybirliğiyle Dünya Mirası listesine girmeye hak kazanmıştı.

Ardında 15 yıllık emeğin olduğu bu sevindirici haber yazılı ve görsel basın organlarında yer aldı. Ama hemen sonrasında seçim, kurulamayan hükümet, ardından patlak veren terör ve çatışmaların dinamiği bizleri tüm ülke için önemli olan bu olayın keyfini çıkarmaktan, üzerinde konuşup tartışmaktan alıkoydu.

Eminim, “Neden bu kadar önemli ki? Bugüne dek Dünya mirası listesine ülkenin farklı bölgelerinden 14 yer girdi zaten, bu ne bir ilk ne de son’ diyenler olacaktır.

Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçelerini görenler bilir. İnsan bu muhteşem manzaraya kaleden bir kez baktığında bir daha kolay kolay aklından çıkmaz. İnanılmaz bir büyüleyiciliği vardır. Böylesi bir kültürel ve mimari güzelliğin Dünya Mirası sorumluluğu altına girmesi tabii ki başlı başına değere sahip.

Ancak asıl önemlisi Diyarbakır’ın Kürt kimliğini dışlamayan objektif bir kararla Dünya Mirası Listesi’nde yer alması. Ve Türkiye’nin bu sürece sahip çıkması, destek olması. Bu zorlu süreç, sunum dosyasının hazırlanması, tanıtım ve restorasyona ayrılan bütçe Kültür ve Dışişleri Bakanlıkları, Diyarbakır Belediyesi, Valiliği, sivil toplum kuruluşları, akademi dünyasının birlikte çalışmasıyla mümkün oldu. Diyarbakır Valisi Hüseyin Aksoy ve Belediye Başkanı Gültan Kışanak Bonn’a gittiler, açıklamalar yaptılar. Ama sonrasında her şey sessizliğe büründü. Belirsiz bir süreç başladı.

Son üç ayda yaşananlar insanın aklına bundan sonra ne olacak dedirtiyor. Çünkü listede kalıcı olmamız için bundan sonra tüm kurumların işbirliğiyle çalışması ve emek harcaması gerekiyor.

Dünya Mirası Listesi’nde yer almak, kültürel mirasın korunması kadar bölgenin Dünya kültür turizmine entegre olması için de çok önemli. Tüm ülke gibi Diyarbakır’ın da turizmden elde edeceği gelire ihtiyacı var. Ayrıca surların restorasyonu için uluslararası boyutta çalışmalar yapılması gerekiyor. Böyle bir ortamda bölgeye kim gider-gelir, tur mu düzenlenir?

Kısacası çözüm sürecinin tekrar başlamasına, bölgede huzura ve barışa siyasi olduğu kadar kültürel boyutta da acil ihtiyacımız var....

 

DİYARBAKIR KALESİ VE SURLARI

Dicle Nehri Vadisi’nden 100 metre yükseklikte birbirini tamamlayan iç ve dış kaleden oluşan Diyarbakır Kalesi ve Surları tarih içinde bölgede varlığını sürdüren 30 kadar uygarlığın mimari karakterlerini, dönemlerinin sanatsal üsluplarını yansıtan yapıtların toplu olarak görülebildiği tek örnek. Diyarbakır Kalesi ve Surları geçirdikleri tarihi dönemlerin en önemli yazılı belgelerini bulunduran ve insan eli ile yapılan en görkemli ve büyük anıtsal yapılardan biri kabul edilmektedir.  Sur duvarları boyunca, Dağ Kapı, Urfa Kapı, Mardin Kapı ve Yeni Kapı olarak adlandırılan, 4 ana giriş bulunmaktadır. Siyah bazalt duvarlar Ortaçağ Askeri mimarisinin önemli örneklerindendir.

İlk defa MÖ.3.000-4.000 yıllarında Huriler tarafından bugünkü İçkale’nin olduğu yerde yapılan Diyarbakır surlarından günümüze yok denilecek kadar az kalıntı gelebilmiştir. Bugünkü surlar MS.346 yılında İmparator II.Constantinius tarafından yaptırılmıştır. Diyarbakır surları, dünyadaki en uzun sur olan Çin Seddi’nden, Antakya surlarından ve İstanbul surlarından sonra gelmektedir.

HEVSEL BAHÇELERİ

Dicle Nehri kıyısında, Diyarbakır Kalesi ile Dicle Vadisi arasında yer alan 700 hektarlık Hevsel Bahçeleri, kentin soluk aldığı yeşil alanıyla hem besin kaynağı, hem de simgesi. Dicle nehrinin debisinin azalmasıyla oluşan delta zamanla verimli bahçe ve bostanlara dönüştü. Uzun yıllar, şehrin sebze meyve ihtiyacı buradan karşılandı.   Hevsel Bahçeleri Evliya Çelebi, Şemsedin Sami, Mehmed Uzun ve Yaşar Kemal gibi birçok edebiyatçının eserlerine konu olmuştur.