Dünyaya tepeden bakan 'en'ler kenti

Yıllarca yaşadığım, daha sonra da bir kaç kez kısa sürelerle de olsa gittiğim çok iyi tanıdığım bir kent hakkında yazmak nedense en zoru. Yıllarca kaçtım ama bu kez deneyeceğim...
Dünyaya tepeden bakan 'en'ler kenti

Oslo en’leriyle anılan bir kent olmayı seçmiştir kendine. Dünyanın en yeşil, en zengin, en pahalı, en barışçıl, en güvenilir, en çok göçmen yaşayan, sosyal hakları en güçlü, en LGBT dostu kentleri sıralamasında hep ilk sıralarda yer alır. Ama bir o kadar da mütevazidir. 1049 yılında Vikingler tarafından kurulan kent Avrupa’nın hem en eski hem de en yeni başkentlerinden biri sayılır.

Dönem dönem Christiania ve Kristiana adlarıyla da anılan Oslo’nun bağımsızlığını kazanan Norveç’in başkenti olduğu 1814 yılından itibaren bugünkü mimari kimliği kurgulanmaya başlanır. Alman mimarisi etkisinde, neoklasik ve fonksiyonalist tarz benimsenerek dünyanın en gösterişsiz kraliyet sarayı, merkez caddesi Karl Johans Gata, üniversitesi, parlamento binası, borsası 19. yüzyıl başında inşa edilir.

Oslo mimari kimliğini, geleneğini koruyan kentlerden. Ancak 1990’lı yıllardan itibaren eski rıhtım binalarının, su kanallarının olduğu deniz kıyısında planlanan değişimler 2000’li yıllardan itibaren de uygulanmaya başlar.

Yeni Opera ve Bale binası, Akershus Kalesi’nin tam karşısındaki Aker Brygge ve hemen ilerisindeki Modern Sanatlar Müzesi’nin de içinde yer aldığı çelik ve cam birlikteliğinin ürünü binalarla donanmış yeni yerleşim, alışveriş ve yeme-içme ve eğlence bölgesi Tjuvholmen, bugün kentin modern yüzünü temsil ediyor.

Oslo geçmişten bu güne dünyanın en büyük gemicilik şirketlerine, en zengin armatörlerine sahip bir kent aynı zamanda. Pek fazla görünür olmasalar da Frogner, Bygdöy gibi semtlerde ve sayıları kırkı bulan adalardaki evlerde, yat limanlarında bu zenginlik hissedilir.




ASTRUP FEARNLY MODERN SANATLAR MÜZESİ


Astrup Fearnly Modern Sanatlar Müzesi de Norveç’in geçmişini sanata ve gemiciliğe yaslamış, bu güçlü ailelerden birinin kurduğu vakfın ürünü. 19. yüzyılın başlarında yaşamış ünlü romantik ressam Thomas Fearnly’nin çocukları ve onu takip eden iki kuşağın uğraşı gemicilik olmuş.

Ama ailenin sanata ilgisi hep sürmüş. 1930’lu yıllarda modern sanat koleksiyonu yapmaya başlamışlar. 1992’de de Oslo’nun ilk Modern Sanatlar Müzesi’ni açmışlar. Müze, 2012’yılında dünyanın en önemli mimarları arasında başı çeken Renzo Piano tarafından tasarlanan Tjuvholmen’deki yeni binasına taşınmış. Müze özgün mimarisi, konumu ve ortasındaki halk plajıyla tam bir cazibe merkezi. Ancak müzenin dünyanın en önemli çağdaş sanatçılarının yapıtlarından oluşan çok zengin bir koleksiyonu da var.

Oslo’nun bir diğer cazibe merkezi kültür binası da 2007 yılında tamamlanan ve hizmete açılan 1100 odalı Opera ve Bale Evi ‘Den Norske Opera & Ballet’. Opera binasının önünde denizin üstünde yer alan Monica Bonvicini’in ‘She lies’ adlı çelik ve cam panellerle yaptığı heykeli, büyüleyici terası, kafesi ve restoranıyla Oslo’nun en çok ziyaret edilen yerleri arasında.


OSLO’NUN MÜZELERİ


Son yıllarda Astrup Fearnly Güncel Sanat Müzesi’yle anılsa da dünya edebiyatına, sanatına damgasını vurmuş İbsen, Knut Hamsun ve Munch gibi isimlerin yaşadığı kentte 50’nin üzerinde müze var. Munch, İbsen, Hennie Onstad Sanat Merkezi, Vigeland, Viking Gemi, Holmenkollen, Framm ve Kontiki müzeleri listede olması gereken arasında.


EN YEŞİL KENT


Doğu, batı ormanları, Oslo fiyordu ve irili ufaklı 40 ada, 343 göl ve nehrin çevrelediği kent tam bir doğa cenneti. Töyen Botanik Bahçesi, St. Haugen, Frogner ve Vigeland en ünlü parkları. Norveçli heykeltraş Gustav Vigeland’ın ünlü çıplak kadın-erkek ve çocuk heykellerinin yer aldığı Vigeland Park aynı zamanda dünyanın en büyük açık hava heykel müzesi. Ayrıca Oslo’da belediyeye ait sekiz büyük halk havuzu var.

Oslo İskandinavya yarımadasının konumu dolayısıyla en makul iklime sahip bölgelerinden birinde kurulmuş. Dondurucu soğuklar çok fazla olmaz. Ancak Oslo’da iklim değişikliğinden nasibini alıyor. Geçen hafta Oslo temmuz ayı sıcaklığı neredeyse tarihinde ilk kez 30 C derecenin üzerine çıkmıştı. Deniz suyu sıcaklığı da keza öyle Akdeniz kıyısından daha fazlaydı.

Kısacası Oslo’da gidilecek, keşfedilecek çok şey ve yer var. Doğanın ve sanatın bu denli uyumla harmanlandığı kente gitmediyseniz, hatta yıllar önce gittiyseniz mutlaka tekrar yolunuzu düşürün derim. Benim gibi karı ve üşümeyi sevenlerdenseniz önerim aralık, ocak ve şubat ayları. Ama mayıs, haziran ve eylül aylarını tercih edenler de az değil...