Erbil'de Türkiyeli bir Kürt kadını

10 yıl önce Erbil'e yerleşen Ferda Cemiloğlu tanıdığım birçok Kürt kadını gibi özgüvenli, girişimci ve dayanışma ruhuna sahip...
Erbil'de Türkiyeli bir Kürt kadını

Cemiloğlu soyadıyla ilk tanışmam, birçokları gibi Hasan Cemal’in Kürtler kitabında Felat Cemiloğlu’nun 1980’li yıllarda Diyarbakır Cezaevi’nde yattığı yılları anlattığı, okuyanın bir daha asla unutamayacağı anılarıyla olmuştu.

O dönemde gözaltında ve hapishanelerde yapılan işkencelerin hepsi insanoğlunun hayal gücünü aşan yöntemlerdi neredeyse. Ama Felat Cemiloğlu’nun olanca sakinliğiyle o günlerde kendisinin ve diğer Kürtlerin maruz kaldığı kendi pisliğini yedirme ve idrarını içirme, göğsünün üstünde tepinip ciğerlerini patlatma gibi işkenceleri birinci ağızdan anlatması artık sözün bittiği yerdi.

Hasan Cemal’in kitabından tanıdığım Felat Bey’in yeğeni Ferda Cemiloğlu’yla da geçen ay Erbil’de gazeteci arkadaşım Elif Ergu vasıtasıyla tanıştım. Erbil’i Ferda Hanım’ın rehberliğinde dolaştık. Kadın Girişimciler Merkezi’ni ziyaret ettik. Çarşı pazar, yaptığı inşaatlar derken oturup uzun uzun konuştuk.

Cemiloğlu ailesi Diyarbakır’da olduğu gibi Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde de saygı duyulan bir aile. Erbil’in meydanında ailenin bir çok üyesinin heykeli var. Büyük dedesi 16 yıl Yemen’i yönetmiş.

Ferda Cemiloğlu’nun evinde ailenin hüzünlü öyküsünü dinlerken bir yandan da baştan sona bir duvarı kaplayan aile fotoğraflarından gözümü alamıyorum. Kameranın Osmanlı İmparatorluğu’na ilk geldiği yıla dek uzanıyor fotoğraflar. “Diyarbakır Doğu’nun Paris’iydi” sözü ete kemiğe bürünüyor.

1936 yılında bir gece apar topar Cemil Paşa ailesinin tüm üyeleri Türkiye’nin 17 farklı iline yollanıyor. Sürgün yıllarında ailenin kadınları terzilik, erkekleri de pırlanta çizimi gibi işler yapıyor.

Ferda Cemiloğlu’nun yaşamı da sürgünlerle olmasa bile oradan oraya savrulmalarla, dolaşmalarla dolu. Ailesinin 1936 -1950 yılları arasındaki sürgünlüğünün son durağı olan Şam’da doğmuş. 16 yaşına dek orada yaşamış. Diyarbakır’ı ilk kez 16 yaşında görmüş. Üniversite eğitimi, evliliği, iş hayatına atılışı ise hep Ankara’da olmuş.

Bir dönem profesyonel yöneticilik yaptıktan sonra Özel İlkem Koleji’ni kurmuş. Kadın Dayanışma Vakfı Yöneticiliği, Van’da Sığınmacılar ve Göçmenler Derneği Başkanlığı, CHP’de politika, Diyarbakır Belediye Başkanlığı adaylığı gibi dolu dolu bir yaşamın ardından çocuklarını büyütünce, 10 yıl kadar önce iç savaş sonrası bir harabeye dönmüş ama fırsatlar da sunacağına inandığı Erbil’e yerleşmeye karar vermiş.

İlk işi iyi yemek yapan ve sunan bir restoran açmak olmuş. Ardından da eksikliğini gördüğü Erbil’in ilk güzellik salonu gelmiş. Genç bir mühendis grupla ortak olarak ilk inşaat şirketini kuran kadın da o.

Büyük bir dönüşüm geçiren, hızla gelişen Erbil’de onun payı da azımsanamayacak kadar büyük. Siteler, iş merkezleri, asayiş merkezi, içişleri ve kültür bakanlığı binaları, hastane, polis akademisi gibi bir çok yeni yapıda onun ortak olduğu şirketlerin imzası var.

Kadınların yerinin evi olduğu bir kültürde erkeklerin egemenliğinde olan işler kurarken tabii ki zorlanmış ama yılmamış. Ancak ailenin bölgedeki 600 yıllık geçmişi, soyadının herkes tarafından bilinmesi ona kapıları da açmış. Son dönemde ise Erbil’de kadınlar hızla yaşamın içine girmişler. Araba kullanıyor, devlet dairelerinde çalışıyorlarmış. Kadın milletvekili sayısı ise oldukça fazlaymış.

Erbil’de Kagider benzeri bir dernek de kurmuş. Burada hem yerel hem de Türkiye’den gelen kadınlara girişimcilik eğitimi veriyorlarmış. İşyeri açacak olanağı olmayan kadınlar ayakları üstünde duracak hale gelene dek merkezin ofislerini kullanıyormuş.

Ferda Cemiloğlu da saygı duyduğum birçok Kürt kadını gibi özgüven sahibi, girişimci ve dayanışma ruhuna sahip. Ona göre Kürdistan’da sorun kadınların eğitimsiz olması değil, üniversiteyi bitirseler bile evlenip evinin kadını olma anlayışları. Ferda Cemiloğlu kadınların mülklerin yüzde 47’sine sahip olmalarına rağmen hâlâ güçlerinin farkında olmadıklarını söylüyor.


‘RENKLİLİĞİ SEVERİZ’

Ferda Cemiloğlu renkli kişiliğini kıyafetleri, takıları kadar yaşadığı her yere de yansıtan bir kadın. Prefabrik bir odaya girdiğinizde yaldızlı koltuklar, pembe koltuklar, mor örtüler gördüğünüzde birden yüzünüzü bir gülümseme kaplıyor. Ucuz Çin malı dolapları alıp kendi boyamış. “Biz Kürt kadınları rengi ve renkliliği severiz” diyor. Ferda Hanım’ın iki çocuğu var. İç mimar kızı ve müzisyen oğlu İstanbul’da yaşıyor.


ŞERMİN CEMİLOĞLU

Duvardaki fotoğraflara, dönemin kılık kıyafetlerine, aileden kalan anı objelere bakarken gördüklerimin güzelliği karşısında şaşkınlığımı fark eden Ferda Hanım, Kürdistan Kültür Bakanlığı tarafından basılmış ‘Bir Kürt Kadınının Yaşam Serüveni’ adlı bir kitap getiriyor. Kitapta anlatılan kadın annesi Şermin Cemiloğlu. Şermin Hanım, Türkiye’nin ilk Kız Teknik Lisesi mezunlarından. Sürgün yıllarında kıyafet tasarlayıp dikmiş. Tasarımlar öylesine güzel ki başka bir coğrafyada yaşasa döneminin en ünlü modacısı olabilirdi. O ise koskoca Cemiloğlu ailesinin kadınları çalışıyor denmesin diye gizli gizli terzilik yapmış...