Farklı bir paralel yapı: Nymphomaniac

Lars von Trier, cinsellik ve seksle ilgili tüm paradigmayı tersine çeviriyor. Skor peşinde erkeklere özgü mekanik cinsel ilişkiyi bir kadın yaşıyor. Bu kez kadın erkeklerden aşk değil seks istiyor...
Farklı bir paralel yapı: Nymphomaniac

Kuşkusuz bu yıl sinema dünyasına damgasını vuran filmlerin başında ‘Nymphomaniac’ gelecek. Danimarkalı yönetmen Lars von Trier, 24’üncü filmiyle öncekilerden çok daha fazla tartışmaya neden olacak gibi görünüyor.

Filmi kısaca özetleyecek olursak kendini nemfoman olarak niteleyen bir kadının üç-dört yaşından 50 yaşına dek süren cinsel dürtülerinin yönlendirdiği zorlu yaşamı anlatılıyor. Film, farklı başlıklarla verilen beş bölümden oluşuyor.

Soğuk bir kış akşamı orta yaşlı yalnız yaşayan bir adam kendine kek ve kahve almış evine dönerken sokak ortasında dövülmüş ve yaralı bir kadınla karşılaşır. Kadın hastane ve polise gitmeyi reddedince evine götürür. Üstünü başını çıkarıp yaralarını temizlediği kadına sorular sormaya başlar.

Joe, adı Seligman olan kurtarıcısına hayal bile edemeyeceği kadar günahkâr ve kötü kalpli bir kadın olduğunu söyleyerek başlar geçmişini anlatmaya. Ahlaksız ve başkalarına zarar vermiş biridir Joe kendi gözünde.

Tek çocuklu orta sınıf bir ailenin kızı olan Joe’nun yaşamını, ilk keşfettiği günden beri orgazm olmak ve ardından farklı erkeklerle ilişki kurmak yönlendirir.

Filmin basit bir kurgusu ama ilginç bir anlatımı var. Yalnız bir adam ve bir kadın var filmde, biri nemfoman diğeri ise aseksüel.
Filmde her şey paralel bir yapı içinde ilerliyor. Sosyalleşememiş aseksüel Seligman, Joe’nun başından geçenleri kimi zaman oltayla balık tutma, kimi zaman müzikte çokseslilik kimi zaman da dağcılık teknikleriyle yorumlamaya çalışıyor.

İkincisi de Trier cinsellik ve seksle ilgili tüm paradigmayı tersine çeviriyor. Bir erkeğin başından geçmesine alışkın olduğumuz mekanik cinsel ilişkiyi bir kadın yaşıyor. Bu kez kadın erkeklerden aşk değil seks istiyor. Orgazm olabilmek ve bir güne sığdırabildiğince çok erkekle yatmak onun için hayatın anlamı. Çocuğunu, kocasını terk ediyor. Zincirlerinden kopmuş gibi daha fazla şiddete ve farklı sulara yelken açıyor. 

Trier’in çok başarılı bir biçimde kullandığı yabancılaştırma efektleri sayesinde sayısız erkekle yaşanan, duygudan arınmış seks ilişkileri, çıplak kadın ve erkek vücudu, cinsel organlar resmi geçidini filmin içine girmeksizin izliyoruz. Zaten Trier’in amacı duyguları harekete geçirmek değil, aşka takıntılı, romantizmi yücelten günümüz toplumuna, kadın erkeğe uygulanan çifte standarda dikkati çekmek.

Nemfoman, tıp terminolojisinde tatmin olamayan, seks bağımlısı olarak tanımlanıyor. Ancak Joe kendini hasta değil, cinsel isteğini özgürce doyurmak isteyen bir insan olarak görüyor. Toplumun ahlak polislerinin tanımını da kabul etmiyor. Joe’nun yolculuğu, en çok zararı yine kendine verse de yıllarca kadınlara acı çektiren cinsel başkaldırı ya da ona ayna tutma olarak da okunabilir.

Bugüne dek kadınlar mekanik seks ilişkisinin nesnesi olurdu. Bu kez öznesi ve talep eden kadın. Joe duygudan arındırdığı cinsel ilişkiyi, çözemediği boşluk ve yalnızlık duygusundan kurtulmak için kullanıyor. Erkekler gibi skor peşinde.

Bu arada Trier’i daha önceki filminde suçlandığı ırkçılık çok üzmüş olmalı ki filme, Afrikalı siyahlarla ilgili koyduğu küçük bir sahne vasıtasıyla tekrar değiniyor. Joe iki Afrikalıyla girdiği ilişkiyi Seligman’a anlatırken ‘nigger/zenci’ sözcüğünü kullanınca, Zeligman “Yanlış sözcük kullandın politik olarak doğru değil bu sözcük” diyor. Joe ise “Sizin politik doğruculuk dediğiniz şey gerçekleri değiştirmez ve aslında riyakârlıktır” cevabını veriyor.

Trier, filmde entelektüel yetkinliğini ve zekâsını da olabildiğince yansıtıyor. Din, müzik, edebiyat, felsefe, biyoloji ne isterseniz hepsiyle ilgili ilginç detaylar var. Ama özellikle eleştiri oklarını günahla, kötülük ve iyilikle sınırları çizilen Hıristiyan ahlakına yöneltiyor.

Nudist, ateist ve Yahudi bir ailenin çocuğu olarak büyüyen Trier’in yaşamında filmin kahramanları Saligman ve Joe’nun izlerini bulmak mümkün. O da büyük travmalar yaşamış. Onun da ruhsal sorunları olmuş. Annesi ölüm döşeğindeyken babası bildiği kişinin aslında babası olmadığını söylemiş.

‘Nymphomaniac’ filmini izleyecek herkes kendine göre bir sonuç çıkarıp yorum yapacaktır. Özellikle de kadınlar ve erkeklerin yorumu, bakışı farklı olacaktır. Filmin ön gösteriminde kalbime bıçak saplanır gibi olduğu kimi sahnelerde erkeklerin kahkahalar atması bunun göstergesi gibiydi. Filme erkek eleştirmenlerden gelecek yorumları da bu yüzden çok merak ediyorum.

Filmin bölümlerini, ele aldığı konuları detaylarıyla anlatmaktan kaçındım. Ancak bir tek şunu söyleyebilirim: Afişlerdeki orgazm sahnelerini, filmden karelerdeki çıplaklığı, kadın ve erkek cinsel organlarının bolluğunu görenler asla erotik bir filmle karşılaşacaklarını sanmasın. Hatta uzun bir süre cinsellikle bağını bile koparabilir bu sahneler insanın...