Gelibolu: Şimdi tam zamanı

Rüzgârlı temiz havası, sardalye balığı, uzun kumsalı, geçmişten günümüze uzanan tarihi ve kültürel değerleriyle Gelibolu kabuğunu kırıp yeni bir turizm destinasyonu olacak gibi görünüyor...
Gelibolu: Şimdi tam zamanı

İnsan yaşadığı doğup büyüdüğü, duygusal bağı olduğu yerlere karşı bazen daha acımasız olabiliyor, daha eleştirel bir gözle bakıyor. Yıllar boyu Gelibolu’nun bakımsızlığından, mimari özelliğini kaybetmesinden, geçmiş değerlerine sahip çıkamamasından şikayet ettim. Hala da eleştirdiğim çok yönü var.

Etnik çeşitliliğini, çok kültürlü yapısını son 70-80 yıldır yavaş yavaş kaybetmiş bir çok kasaba ve kent gibi Gelibolu da geçmişin izlerini silmek için sanki elinden ne gelirse yaptı.

Ermeni, Rum, Musevi yerleşikleri gittikçe onlara ait evler, dini yapılar hepsi zaman içinde yıkılıp yok oldu. Her isteyen gönlüne göre evini yıkıp müteahhide verdi. Belediye başkanları yıllarca işlevlerini kat müsaadesi vermek sandılar.

Gelibolu, 1950’lerden sonra verdiği göçü bir daha geri alamadı. Bizler de her gidişimizde geçmişe ağıt yakar olduk. Kasabaların yalnızlığı, terk edilmişliği onu da sarıp sarmaladı yıllar boyunca.



Bizans döneminde balıkçılık ve deniz ticaretiyle ünlü, 1391 yılında Yıldırım Bayezid’in ilk tersaneyi kurduğu, ünlü denizci Piri Reis’in memleketi, Kanuni Sultan Süleyman’ın Kaptan Paşalık Eyaleti yaptığı 1. Dünya Savaşı’nda kazanılan zaferlerle tarihe adını yazdıran Gelibolu’nun, kabuğunu kırıp neden bir turizm merkezi olamadığı yıllar boyu tartışıldı.

Esnafın, küçük üreticinin, çiftçinin çektiği çileyi, her geçen gün artan fakirliği önemsemeyenler de “Aman ne iyi bize kalsın, kalabalık olacak ne olacak” bencilliği içindeydi.

Son birkaç yıldır ise mimar Belediye Başkanı Mustafa Özacar sayesinde başarıyla yürütülen alt ve üst yapı çalışmalarıyla Gelibolu turizm destinasyonu olabileceği sinyallerini veriyordu.

Geçen hafta Ramazan Bayramı tatili sırasında üstünden kasaba rehavetini atmış, dinamik, bambaşka bir yer ile karşılaştım. Sanıyorum Gelibolu da bu bayram bir çok ilki bir arada yaşadı.

Birincisi Gelibolu’yu ilk kez bu kadar kalabalık gördüm. Sokaklar, plajlar, restoranlar, oteller, kahveler başınızı nereye çevirseniz hepsi tıklım tıklım doluydu.

Esnaf da yerleşikler de tatillerini yıllardır burada geçirenler de bu beklenmedik kalabalıklar karşısında şaşkındı. Neyse ki herkes üstüne düşeni elinden geldiğince yerine getirmeye çabaladı.

İkincisi, 12 Eylül darbesinden sonra Demirel ve Ecevit’in gözetimde tutulması sırasında tüm ülkenin gündemine oturan ünlü Hamzaköy sahili yapılan modern plajlar, yeni açılan kafe ve restoranlar sayesinde bambaşka bir hale bürünmüş. Feneraltı denilen kayalıklar bölgesi de aynı canlılıkta.

Kültür ve Turizm Bakanlığı belediyeye destek olur, Mevlevihane ve Tütün Deposu örneklerinde olduğu gibi tarihi yapılar restore edilir, halkı da küçümsediği pansiyonculuğa teşvik edilirse, Gelibolu turizmin yeni bir cazibe merkezi olabilir. Tabii bir de kimliğini korur, Akdeniz ve Ege kıyılarının sentetik ruhunu taklit etmezse.

Marmara Denizi, Çanakkale Boğazı ve Ege Denizi’nin çevrelediği bu müstesna yarımada iklimi, doğası, aydınlık görüşlü insanları, kültürü ve tarihiyle bunu fazlasıyla hak ediyor.


SARDALYE FESTİVALİ

Gelibolu’nun ardına üç nokta koysanız ardından gelecek sözcük sardalye olur. Adı gerçekten bu balıkla özdeşleşmiştir. Tazesinin de tuzlamasının da lezzeti başka yerlerdekine benzemez. Aygül Kemerli, Selçuk Kemerli ve Ali Yakşi olmak üzere sadece bir kaç kişi baba yadigarı geleneği sürdürmeye çalışıyor.

Bu arada Aygül Kemerli, Gelibolu sardalyesine ve tuzlu balığına coğrafi işaret almak için canla başla uğraşıyor. Yıllar önce yapılması gereken şimdi Belediye’nin desteğiyle gerçekleşecek gibi görünüyor.

1976’da Mehmet İrdesel’in girişimiyle başlatılan sonra dönem dönem ara verilen 19. Uluslararası Gelibolu Altın Sardalye Kültür ve Sanat Festivali bu yıl 13-17 Ağustos tarihleri arasında yapılıyor. Eğer ülke çapında bir etkinliğe dönüşme hedefi varsa sanıyorum festivalin biraz daha fazla tanıtıma, duyuruya ihtiyacı var. Bayramda Gelibolu’ya gitmeseydim benim bile haberim olmayabilirdi.

Şevval Sam konseri yapılacak etkinliklerden ilk gözüme çarpan oldu. Oysa benim bir hayalim var Gelibolu Sardalye Festivali’ne ilişkin. “Akşamları iç limanın önüne uzun masalar kuruluyor. Yöresel peynirler, zeytinler, domatesler ve üzümlerle donatılmış, yarımadaya ait Suvla ve Gali şaraplarının eşlik ettiği sofrada konuklara kömürde sardalye ziyafeti veriliyor.

Ardından danslar ediliyor, horon çekiliyor, sirtaki oynanıyor. Ve o bir gece tüm yıl boyunca akıllardan çıkmıyor.” Ne zaman gerçekleşir bilmiyorum, umarım yeme-içme ve dans heyecanım bitmeden bana yetişir...

NEREYE GİDELİM?
Gelibolu’da bir çok balık lokantası var. Ancak ben çoğunlukla Yelkenci Restoran’ı tercih ediyorum. Hem sahibi İsmail Yelkenci hem de mutfaktaki usta Erol Çelik işini severek yapıyor ve yeniliklere, önerilere açık. Bu kez denediğim bebek kalamar ızgara ve tava son dönemde tattığım en iyiler arasındaydı. Hamsiden uyarlayarak yaptıkları sardalye kuşu da çok başarılıydı.

Hemen yanında yer alan ve artık bir Gelibolu klasiği olan İlhan’ın Yeri de önerebileceğim bir diğer balık lokantası.

NEREDE KONAKLAYALIM?

Hamzaköy sahilde açılan hatta resmi açılışı bu günlerde yapılacak olan Blue Park Otel’i deneyebilirsiniz. Liman Meydanı’ndaki Oya Otel ve Butik Otel Gelibolu diğer önerebileceğim seçenekler arasında.