Gerçek meyve tadının peşinde

Yiyecek- içecek sanayi sivil toplum örgütleri ve üniversitelerle işbirliği yaparak yerel ürünlerin üretimine destek veriyor. Devlet kurumları da üzerine düşeni yaparsa, yerel tarım daha iyi yerlere gelebilir.
Gerçek meyve tadının peşinde

Doğal, organik sağlıklı beslenme bilinci artmaya, katkı maddesiz ürünler talep edilmeye başlandıkça son yıllarda yerel ürünlerin adını daha önce olmadığı kadar duymaya başladık.

Bu değişimde sivil toplum örgütlerinin, araştırmalar yapan üniversitelerin, yeniden yeşermeye başlayan küçük ölçekli çiftçiliğin payı büyük. Ancak yiyecek-içecek sanayinin katkısını da göz ardı etmemek, yapılan her olumlu adımı desteklemek gerekiyor.

Metro Toptancı Market, Finike portakalından Zile pekmezine, Siyez bulgurundan, Kargı tulumuna, Tosya pirincinden Ortaca limonuna yerli tohumlarla yetiştirilen, coğrafi işaretli ürünleri raflarına çıkarıyor. Unilever, Knorr ve Lipton markalarıyla sürdürülebilir tarımı destekliyor. Ürünlerinde kullandığı sebze ve tahılların yetiştirilmesine destek veriyor.

Nestle çikolatalarında kullandığı Antep fıstığı üreticileriyle seçilen pilot bölgelerde Tema Vakfı ile birlikte ‘Fıstığımız Bol Olsun’ projesini yürütüyor.

PepsiCo da bir yıl önce Türkiye pazarına soktuğu Tropicana markasında yerel meyveleri kullanıyor. Aslında kutuya girmiş meyve suyu bir yenilik değil ama bugüne dek düşünülmemiş, günümüz trendlerini kullanarak zekice bir çalışmaya imza atmışlar.

Dimes, Tamek gibi bir çok markanın kaliteli, yüzde 100 ibareli portakal, elma, şeftali, kayısı, domates, nar, vişne suları piyasada mevcut. Ancak PepsiCo’nun getirdiği yenilik Bursa şeftalisi, Malatya kayısısı, Çanakkale domatesi, Silifke portakalı, Afyon vişnesi, Amasya elması gibi marka olmuş Anadolu’nun farklı yörelerine ait ürünleri kullanması ve kutularının üzerine menşeini yazması.



MEYVE TÜKETİMİNDE ÜÇÜNCÜYÜZ

Türkiye dünyada en çok meyve üreten ve tüketen ülkeler arasında ilk sıralarda yer alıyor. Yeni ürünlerinin piyasaya çıkışı öncesi şirketin yaptırdığı araştırma sonuçlarına göre en sevilen meyveler ise yöresel özellikleriyle ön plana çıkanlar.

Ancak tüketiciler ambalaja girdiğinde meyve suyu içmeyi tercih etmiyor. Çünkü genel algı çürük, bozulmuş meyvelerden meyve suyu yapıldığı yönünde.

Bu algıda doğruluk payı olmasa da domates, şeftali, kayısı gibi sanayi tipi meyve nektarlarında ve sularında çok yakın zamana kadar gerçek meyvenin tadı alınmadığı, çoğunda sentetik tat olduğu da gerçekti.

Tropikana, Türkiye pazarına girerken bu araştırmaların ışığında yöresel ürünleri kullanarak meyve suyu yapmaya karar vermiş. Konsept çalışmalarında Osmanlı mutfağı üzerine araştırmaları ile haklı bir üne sahip geleneksel tatları modernize eden Vedat Başaran ve üç Michelen yıldızlı efsane şef Ferran Adria’dan destek destek almışlar.

Ve böylece ortaya bir yıl içinde sayıları 10’u bulan Bursa Şeftali, Afyon Vişne, Malatya Kayısı, Amasya Elma, Çanakkale Domates, Antalya Nar gibi meyve nektarları ve suları çıkmış.

Bir de markalar bu doğal meyve sularına şeker ilavesi koymadan yapma yolları deneseler ne kadar iyi olacak. Yüzde yüz doğal denilen meyve sularının hemen hepsinde fruktoz /meyve şekeri ilavesi var.


KOOPERATİFÇİLİK KEŞKE TUTSA

 

Bu arada yerel meyveleri korumak amacıyla Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Boyu Eğitim Merkezi (BUYEM) işbirliğiyle ‘Tropicana Meyve Okulları’ projesi başlatmışlar. Pilot bölge olarak da şeftalileriyle haklı bir üne sahip Bursa’nın Kemalpaşa ilçesi seçilmiş.

Üç yıl sürecek proje kapsamında fidan, organomineral gübre dağıtımı, dikim, yetiştirme ve meyve yetiştiriciliği ve girişimcilik eğitimleri verilmeye başlanmış. Bu süre içinde 1000’den fazla çiftçiye eğitim ve 50 bin adet fidan dağıtımı hedefleniyormuş.

Özel sektör ve sivil toplum birlikteliği ülke genelinde iyi sonuçlar vereceğe benziyor. Ancak küçük ölçekli tarım söz konusu olduğunda en zayıf halka devlet desteği. Çiftçilerin durumunu, şikayetlerini göz önüne aldığımızda destek politikalarının yeterli olmadığı, hatta biraz daha ileri gidecek olursam küçüğü yok etmek üzerine kurulu bir sistem olduğu söylenebilir.

Oysa bana göre Türkiye tarımının kurtuluşu sadece sanayiye dönüşmesinde değil, yerel ürünler ve küçük ölçekli çiftçilikte. Yerel ürünlerle dünya pazarlarına açılma şansımız var. Bir de kooperatifler yeniden düzenlenerek hayata geçirilirse organizasyon ve dağıtım sorunları da çözülür...