Gezi mirası yeni dergi #tarih Tarih yaşarken yazılır

İkinci doğuşunu yaşayan ve başına # eklenerek yeniden yayına başlayan tarih dergisi genel yayın yönetmeni Gürsel Göncü'ye göre "Türkiye'de her anlamda herkese büyük zarar veren büyük bir kutuplaşma var. Taraf olmaya zorlanıyoruz. İşini düzgün yapmaya çalışan insanların yaşam alanı daralıyor".
Gezi mirası yeni dergi #tarih
Tarih yaşarken yazılır

#tarih Genel Yayın Yönetmeni Gürsel Göncü

Gezi’de olup bitenlerin ilk 19 gününü anlattığı için yayımlanmayan ve kapatılan NTV Tarih dergisini çıkartan ekip bu kez bağımsız olarak Gezi olaylarının yıldönümünde yeni bir dergi yayımlamaya başladı. Ve bu kez adının başına dönemi en iyi anlatacak sembollerden biri olan # geldi.

‘#tarih’ selefi gibi Türkiye tarihine damgasını vuracak bir başka olayla yayına başladı. Derginin kapak konusu ‘Türkiye’de ve Dünyada Madenciliğin Trajik Tarihi’. Bu ilk sayıyla beraber ‘Yaşarken Yazılan Tarih’ kapaklı son sayı da güncellenerek okura armağan ediliyor. 29 Mayıs-15 Haziran arası gün gün olayların dökümü, analizler ve yorumlarıyla dergi tam bir tarihi belge niteliğinde. 

Türkiye’nin ilk şehircilik uzmanı, İstanbul’un 1950’lerde kent planlamasını yapan, hükümet Gezi Parkı’na otel yapma kararı alınca “Şahsi menfaatlerin revaçta bulunduğu bir müessesede çalışmaktan utanç duyuyorum” diyerek istifa eden Aron Angel’in oğlunun kaleme aldığı yazı da özellikle okunmalı. Bugünün İstanbul’una nasıl varıldığının şifreleri var o yazıda.

#tarih’in genel yayın yönetmeni Gürsel Göncü ile geçen hafta içinde dergiyi bitirip basıma yolladıkları, daha doğrusu sabahladıkları uzun gecenin ertesinde buluşup konuştuk...

Gezi olaylarının basında ilk kurbanlarından biri NTV Tarih dergisi oldu. Aslında ironik bir durum var, tarihe farklı bir çentik de attı...
Daha en baştan bir tarih kültürü dergisi gibi konumlanmıştık. Aslında Metis Yayınları tarafından kitap olarak yayımlandığında herkes bu derginin Gezi için tavır alan, slogan atan bir dergi olmadığını gördü. O bizim için aktüel bir çıkış noktasıydı. Biz benzeri hareketlerin tarihteki izdüşümlerini, akla getirdikleri kavramların karşılıkları gibi bir özel sayı yapmıştık.

O dönemde “Böyle bir hareket değil de 31 Mart Ayaklanması gibi gerici bir hareket de olsaydı hiç tereddüt etmezdim yine kapak konusu yapardım” dediğim için çok eleştirildim ama sözümün arkasındayım. Zaten dört buçuk yıl boyunca da Dersim, İslam tarihi ve camiler gibi çok kritik kapaklar da yaptık. İki sene önce yaptığımız ‘Ruhu çalınan camiler’ muhafazakâr İslamcı, o mahallenin konuları gibi görünüyor. Orhun Yazıtları muhafazakâr kesimin, Bolşevik Devrimi ve Che Guevara da solcuların uhdesinde. Böyle saçma bir şey olabilir mi? Neden İslam tarihi herkesin konusu olmasın? Sadece medyada değil tüm Türkiye’de beni en çok kızdıran reflekslerden biridir bu.

Gezi bu anlayışın da kırılma noktalarından biri oldu sanki?

Evet, Gezi bu ayrımların ötesinde bir enerji çıkardı ortaya. Bu, tarihte bir dönüm noktası değildi olmayacak da. Ama asla hafızadan kazınamayacak bir şey yarattı, bu çok önemli.

Öncesi ve sonrası olacak ama...
Şüphesiz olacak. Ancak Gezi’yi ne bir devrim ne de üç beş çapulcunun işi gibi okumamak gerektiğini düşünüyorum. Şu kesin ki hepimiz ders aldık. Ben yayımlanmayan editoryalde yazmıştım. Onlar benim de dudak büktüğüm, okumaz etmez, internetin başından kalkmaz, genel kültürü olmayan diye tanımladığımız apolitik bir kuşak değilmiş. Öyle olmadıklarını gösterdiler.

İlk sayınız Soma felaketini masaya yatırıyor, kapağı da çok etkileyici. Edvard Munch’un çığlık atan adamı madenciye dönüşmüş... 

Evet, aynı zamanda çok korkutucu bir tarafı da var. Ama üzerinde çok düşündük, tartıştık. Genel olarak medyada göründüğü gibi Soma’dan ya da daha önceden acılı insan, gerçek bir madenci fotoğrafı koyup altına da bir şeyler yazmak bize insani olarak iyi gelmedi. Burada gerçek bir korku, acı ve sert bir gerçeklik var. Kapakta bu duyguları vermek istedik.

Kim yaptı kapağı?

Yayımlanmayan son sayının kapağını da hazırlayan 3d sanatçısı Taha Alkan yaptı. Bu kapağın üzerinde büyük bir doku nakli var. Biz de çok beğendik açıkçası.

# tarih yol haritasını nasıl çizdi, değişiklik olacak mı adından başka?

Kendi sınırlı sorumlu olduğumuz tarih alanında bütün bu reel siyasetin, pozisyon alan taraflarını, kahraman olmak isteyen ya da sadece reaksiyon üzerinden yayın sürdüren insanlardan farklı olarak bu alanda kaliteli, sürdürülebilir, insanların okumaktan keyif alacağı ama aynı zamanda özellikle aktüel olayların perde arkasını, tarihi boyutunu sunan, iyi düşünülmüş, orijinal içerikli bir dergi yapmaya çalışıyorduk zaten, devam edeceğiz.

Popüler tarih dergisi diyebilir miyiz?

Türkiye’de bir şeyin başına popüler gelince değersiz, kalitesiz gibi anlaşılır. Bize de birtakım akademisyenler dudak büker, “Tarih böyle mi olur” diye. Ben öyle düşünmüyorum, dille ilgili bir mesele bu. Ben neden üniversitedeki hocanın jargonunu, dipnotunu kullanayım. Bu dergide dört buçuk yıl boyunca Türkiye’deki akademisyenlerin bilmediği nice fotoğraf, nice belge, nice hipotez çıktı. Ben bu dergide belli bazı konuları delilleriyle çalışıyorum. Araştırmacıların büyük bir kısmı sahada çalışıyor. Akademisyenler gibi evinde ofisinde çalışmıyorlar. Halil İnalcık bu işin duayenidir adam geçen seneye kadar dağlarda bayırlarda dolaşıyordu. Umutsuzluk, bu ülkede bir şey olmaz, bu insanlar bir şeyden anlamaz tavrına deliriyorum, sıkıldık artık.

İkinci sayıda neler olacak? Kapak konusu belli mi?

Evet, çalışıyoruz ilginç olacağını düşündüğümüz bir konu üstünde. Ama ilk sayıda da kapak değiştirdik biliyorsunuz. Yarın öbür gün yine bakarsınız bambaşka bir şey olabilir. Türkiye’nin ciddi anlamda meseleleri var. İlla büyük bir şey olması gerekmiyor. Büyük bir kutuplaşma var her anlamda herkese büyük zarar veriyor. Taraf olmaya zorlanıyoruz. Düzgün işini yapmaya çalışan insanların yaşam alanı daralıyor.

Uzun süredir basındasınız ama ara ara kopuşlar da oldu galiba?
1986’da Cumhuriyet gazetesinde başlamıştım, neredeyse 30 yıl olmuş. Sonra rahmetli Ercan Arıklı ile yeni çıkacak Aktüel dergisine geçtim, orada Gülay Göktürk’le, Alev Er’le çalıştım. Sonra Yeni Yüzyıl, o önemli bir dönemdi hem benim hem de Türkiye’deki gazetecilik açısından. Sonra ara verdim gazeteciliğe.

Çanakkale ve tarihe kaçış dönemi...
Evet, dört buçuk yıl Çanakkale’de bir köyde Settülbahir’de oturdum. Savaşla ilgili çalıştım, Şahin Aldoğan’la ortak kitap çıktı ortaya. O arada da aslında Atlas dergisinde Özcan’la çok güzel işler yaptık, Kuzey Kore’ye filan gittim. Sonra çocuk olunca tekrar çalışmak zorunda kaldım.

Siz Ercan Arıklı’dan söz edince aklıma geldi. #tarih, Cem Aydın’a ait Stüdyo Yapım bünyesinde yayımlanıyor. Acaba bu yeni oluşum dergicilikte, özellikle de haftalık dergicilikte yeni bir dönem başlatabilir mi?
İnşallah, keşke... Tabii onu Cem Aydın’la konuşmak lazım. Onun bu konuya bakışı, projeksiyonu nasıldır bilemem. Ama Cem Aydın Doğuş Grubu’ndayken de NTV Tarih’in fikir babalarından ve en büyük destekçisiydi. Dört buçuk yıl boyunca da hep arkasında oldu. Zaten tekrar yollarımızın kesişmesinde dergiyi, tüm ekibi bilmesinin büyük etkisi oldu...

17 Aralık sürecinde kim özel haber yaptı

Ana akım basından uzaklaştınız, dışardan bir gözle basının durumunu nasıl görüyorsunuz?

Dünya görüşü, politikası ne olursa olsun Türk medyasının bence ana problemi kalite. İnsanların okuması üzerine kurulu bir işe emek vermek ,onunla ilgili kılı kırk yarmak, yok öyle bir şey. Bu ortaya sadece siyaseten bir meseleymiş gibi çıkıyor ama değil, muhalif basın da ortada yandaş da. Her gün sabahtan akşama kadar başbakana küfrederek iyi bir gazetecilik yapamazsın. 17 Aralık sürecinde ortaya çıkan pisliklerin hangisini hangi gazeteci çıkardı? Hangi özel haber yapıldı. Hepsi devletin ya da başka odakların sızdırdığı, servis edilen dokümanlar.