Güncel sanata mimar dokunuşu

Türkiye'nin önemli mimarlarından Nevzat Sayın, şu sıralar iki ayrı sergiyle izleyici karşısına çıkıyor. Adahan'ın mahzeninde bir enstalasyonu sergilenen Sayın, fotoğraflarıyla Maçka Sanat'a konuk oluyor.
Güncel sanata mimar dokunuşu

axis mundi/adahan istanbul

Nevzat Sayın, 20 yıl kadar önce dolaşırken hayran olduğum Gön Deri Fabrikası’nı yapan mimar diye hafızama kazınmıştır. Sayın, günümüzün en kendine has mimarlarından biri kuşkusuz. İster konut, ister gökdelen, ister cami, ister otel ister üniversite ne tasarlarsa tasarlasın tüm projeleri yalınlığı, fonksiyonelliği ve estetiği bir arada sunabiliyor.

Santralistanbul, Galeri Apel, Doğan Holding Genel Merkezi, Tepe Narcity, Irmak Okulları, Aydın Üniversitesi Kampüsü, The Seed Konser Salonu, Kocaeli’nde cami gibi yüzlerce projeye imza atmış bugüne dek.

Nevzat Sayın fotoğraf, düzenleme, yazı gibi farklı alanlarda da üretiyor. Bunun nedenini aslında en iyi kendi anlatıyor: “Benim gibi operasyonel mimarlıkla uğraşan, yani ağırlıklı olarak yapıp etmek üzerine kurulu bir mimari faaliyeti olan biri için mimarlık çok yavaş. En iyimser düşünceyle, aklımdan geçen bir şeyin aynı şekilde görünebilmesi için beş sene gerekli...”

Nevzat Sayın bu günlerde iki ayrı galeride her ne kadar mimari kimliğinin yansımaları olsa da iki farklı alanda yapıtlarını sergiliyor. Bunlardan ilki Maçka Sanat Galerisi’ndeki ‘Zamanın İzi’ başlıklı fotoğraf sergisi. Galerinin kapısından girdiğinizde Sayın’ın bir an soyut resim yaptığını düşünseniz de bu çalışmalar aslında fotoğraf.

Sayın, Bilgi Üniversitesi Santralistanbul’daki binaların restorasyonunu yaparken yüzyıllık binanın kolonlarında karşısına çıkan zamanın izlerini kayda almak istemiş. Ve ortaya sekiz kolonun sıvalarının altında kalan demir pası, tuğla tozunun yüzyıllık yalnızlığının izleri diyebileceğimiz fotoğraflar çıkmış.

Dünyanın merkezi
Nevzat Sayın’ın ikinci sergisi ise Beyoğlu Asmalımescit’te kapısından adım atar atmaz insanı heyecanlandıran Adahan Otel’de. Üç sanatçının enstalasyonlarının yer aldığı ‘Axis Mundi’ sergisi birçok ilki de içinde barındırıyor.

Axis Mundi, İsmail Eğler, Nil Aynalı ve Elif Tekir tarafından kurulan yeni bir sanat inisiyatifi ‘Yoğunluk’un ilk sergisi. Adahan’ın mahzeni restorasyon sonrası ilk kez galeri olarak kullanılıyor. Mahzenin merkezine kurulan enstalasyon alanı Nevzat Sayın ve Ahmet Doğu İpek tarafından tasarlanmış. Sergide Sayın’ın yanı sıra İsmail Eğler ve Nezih Vargeloğlu’nun işleri de yer alıyor. Serginin kavramsal çerçevesini Nevzat Sayın’ın Axis Mundi adlı enstalasyonu oluşturuyor. Mahzenin ortasında bulunan gerçek bir su kuyusu bir dünyadan başka bir dünyaya açılan kapı gibi bir ‘axis mundi’ yorumuna dönüşüyor. Enstalasyonda biri kuyunun diğeri kuyunun etrafındaki zemine yayılan suda olmak üzere birbirinin içine geçmiş iki eksen var. Su zemin ve boşluk birbirine değmeden bir arada duruyor. Ve bu yanılsama izleyicinin başından ayrılamadığı bir gerçekliğe dönüşüyor.

Sergideki diğer işler de kuyunun aurasını devam ettiriyor. İsmail Eğler’in iki odaya yayılan ‘Devir’ adlı video çalışması dalga imgesine yoğunlaşmış. Ama bu dalgalar çeşitli şekillerde üzerinde oynanmış yeryüzü ve gökyüzü arasında dikey olarak gidip geliyor. Mahzenin bir diğer köşesine kurulmuş ‘Tersyüz’ isimli çalışma da ışık oyunlarıyla ters bir dünya sunuyor. Odanın özelliği, otelin giriş merdivenlerini oluşturan mermer blokların bu odanın tavanını oluşturması. Nezih Vargeloğlu bu odayı öte dünyanın zaman mekan kavramına gönderme yapan bir aralık olarak yorumlamış. Odanın içine yerleştirilen ışık düzenlemesiyle ters taş bloklar başka bir dünyadan gelen merdivene dönüşüyor. İnsan odanın kapısında dururken kendini Araf’ta hissediyor...

Gün yüzüne çıkan tarihi bir değer: Adahan
Adahan’a sergi dolaşmaya gittim ama otele hâkim olan anlayıştan o kadar etkilendim ki sahiplerinden Lale Platin’le tanışmak istedim. Birlikte oteli dolaştık ve sonra restoran, kafe ve hediyelik eşya alanı olarak düzenlenen terasta oturup sohbet ettik.

İstanbul’un bir dönem en önemli ailelerinden bir olan Komondo’lar Asmalımescit’te çok geniş bir alan üzerine inşa edilen bu binayı 1874 yılında iş hanı olarak yaptırmış. Ercolet Tedesci’nin yaptığı bina sonra apartmana dönüştürülmüş. 1938 yılına dek 13 aile yaşamış. Daha sonraları Komondo ailesi Türkiye’den ayrılmak zorunda kalınca binayı Bursalı bir aile almış ve yine bir dönem işhanı olarak kiralamışlar. Bina uzun bir süre metruk halde kaldıktan sonra Dikon Mimarlık tarafından satın alınmış. Baba, kız ve damattan oluşan mimar aile sayesinde binanın makûs talihi değişmiş. Binadan ilk bir yıl 800 kamyon çöp çıkarmışlar. Restorasyonu dört yıl sürmüş.

Ve ortaya sorumlulukla yapılan bir restorasyon sonrası dört dörtlük kültürel ve mimari miras bir eser çıkmış. Binada alçı sıva, çimento, plastik gibi günümüz yapılarını esir alan hiçbir sentetik malzeme kullanılmamış. Duvar süsleri sıvalar kazınarak ortaya çıkarılmış. Binada döşemeden kapılara, masalardan sandalyelere kestane ağacı kullanılmış.

Otel odalarında da her şey yüzde yüz pamuk. Perdeler Buldan bezi. Yataklar bile Çankırı’da pamuk ve ipek elyaf kullanılarak yaptırılmış. 35 metrelik yağmur kuyusunda biriken sular filtre edilerek rezervuarlarda kullanılıyor. Sıcak sular çatıdaki güneş panellerinden temin ediliyor. Buraya yeşil otel denebilir...