Hasat zamanı...

Acımasız, kutuplaşmış bir toplum olma yolunda hızla ilerliyoruz. Kimsenin kimseye saygısı yok. Birbirimize olduğu gibi doğaya da hoyrat davranıyoruz...
Hasat zamanı...

Çocukluğumun en heyecanlı günleri hasat zamanıydı. Yaz başında önce buğdayları beklerdik heyecan içinde. “Hayırlısıyla şu buğdayları bir kaldırsak yerden” diyen babamın telaşı anlatılır gibi değildi. Çiftlikle ev arasında gider gelirdi. Biçerdöverlerin geleceği günün öncesi gözü kulağı hep havada olurdu. Yağmur berekettir ama vaktinde. Hasat öncesi ve sonrası felakettir.

Öncesinde yağarsa hele de doluyla gelirse olgun başakları döker, dökecek kadar şiddetli olmasa da başını eğer. Bir süre tekrar kurumasını beklemeniz gerekir. Hasat olduktan sonra yağarsa da her ne kadar üzerini örtseniz de brandalarla yine nemlenir. Toprak Mahsulleri Ofisine ya da aracıya vermek için tekrar kurumasını beklemeniz gerekir.

Sonra sıra ayçiçeklerine gelirdi. Onlar ise temmuz ve ağustos aylarında az da olsa iyice büyümek, tanelenmek için yağmur beklerdi. Ne yaman çelişkidir ki bir tarlanızda ayçiçeği bir tarlanızda buğday ekiliyse, birine yağmur yağmaması diğerine yağması için dua ederdiniz!

Ayçiçeği hasadı öncesi Ağustos ayının son günleri çiftlikte deniz kıyısında ateşler yakılır, kazanlarda süt mısır kaynatılır, kavun, karpuz domatesler Çanakkale boğazının serin sularında soğutulur, neşe içinde piknik yapılırdı. Sonra gece karanlığında kumlara uzanır, dilek tutmak için yıldız kaymasını beklerdik.

Şimdi her hasat zamanı o günler bir film şeridi gibi gözümün önünden geçer.

Ama artık ne küçük ölçekli çiftçiliğin eski tadı tuzu kaldı, ne de doğanın cömertliği. Tek bir elden çıkan tohumlarla yetiştirilen domateslerde, mısırlarda, kavun ve karpuzlarda da eski tadı bulmak mümkün değil.

Hafta içinde Doluca Şaraplarının sahiplerinden Sibel Kutman’la beraberdik. O da çocukluğundaki bağ bozumu heyecanını artık duyamadığını anlatıyordu biraz da hüzünlenerek. Denizli’de, Şarköy’de, Kapadokya’da bağ bozumu yavaş yavaş başlamış.

Özellikle bu kış Ege’de yaşanan don olayları Denizli’deki bağlara zarar vermiş. Asmalar üzüm verememiş. Zaten şarap sektörünün üzerindeki baskılar, reklam ve tanıtım yasakları üreticiyi bezdiriyor. Bir de hasat kötü olursa üreticiler iyice dar boğaza girebilir. Tabii bunlar da nihai tüketiciye yüksek fiyatlı ürün olarak dönüyor.

İki gündür Gelibolu’dayım. Burada konuştuğum küçük ve orta ölçekli çiftçiler de, bahçecilik yapanlar da mutsuz. Hem kışın yaşanan dondan dolayı hem verimlilik düşük, hem de fiyatlar beklendiği gibi değil.

Ayçiçek tarlaları bir-bir buçuk ay öncesine dek sapsarıymış, bereket iyi olacak diye seviniyormuş üreticiler, ama şimdi beklenen yağmurlar yağmadığı için ayçiçeği verimi de düşecek korkusu hakim. Bahçecilikte de durum pek farklı değil. Dona yakalanan badem ağaçları neredeyse hiç ürün vermemiş. Cevizler de küçük kalmış, narlar da öyle.

Ona çok hor davrandığımız için doğa galiba bize her geçen gün daha fazla küsüyor. İnsanoğlu farkında değil ama bu küskünlük sürerse hep birlikte yok olacağız...