Hatay dört koldan gurme turizmine hazırlanıyor

Hatay, son yıllarda bugüne dek olmadığı biçimde yenileniyor, geçmişine sahip çıkıyor. Eylül başında düzenlenecek 'Akdeniz Ülkeleri Mutfak Günleri' öncesi kenti dolaştık. İşte artılarıyla eksileriyle Hatay...
Hatay dört koldan gurme turizmine hazırlanıyor

Hatırlamasam da 4 yaşına dek Hatay’ın Samandağ ve Kırıkhan ilçelerinde yaşamışım. Annemin, babamın, ablalarımın anıları ve o günlere ait fotoğraflar sayesinde bu kente kendimi hep yakın hissettim. Sonra yıllar içinde de birçok kez gitme fırsatım oldu.
Bu kez Hatay’a gitme nedenim ise valiliğin koordinasyonu ve ‘Hatay İl Yenilik Platformu’ projesi kapsamında 3-6 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek olan ‘Akdeniz Ülkeleri Mutfak Günleri’ öncesi bölgede yaşanan değişimi görmek.
Vali Celalettin Lekesiz’in davetlisiyiz. Bir kenti valisiyle beraber dolaşmak hele de o vali Celalettin Lekesiz gibi kendini bulunduğu kente vakfeden biriyse çok heyecan verici ve tabii bir o kadar da yorucu.
İki gün içinde Vali Lekesiz’le birlikte Antakya ve Samandağ, Reyhanlı ve Payaslı ilçelerindeki tarihi, turistik ve kültürel yerleri dolaştık. Değişimi gördüğümde bir önceki görev yeri olan Amasya’da insanların onu neden hala efsane gibi anlattığını çok daha iyi anladım. Vali tam bir proje insanı. En önemlisi de bölgenin geçmişine sahip çıkıyor. 

Kültürlerin, dinlerin buluşma noktası 
Hatay’ın merkezi Antakya’nın geçmişi 7500 yıl öncesine uzanıyor. Bu toprakların katmanlarını birçok farklı kültür oluşturmuş. Ermeniler, Museviler, Türkler Kürtler, Süryaniler, Araplar ve Türkler yan yana yaşamış.
İlk mağara kilisesi de ilk cami de burada. Bugün Anadolu’daki ilk cami olarak bilinen Habib-i Neccar bir Roma tapınağından kiliseye, daha sonra camiye çevrilmiş. Habib-i Neccar, İsa’nın havarilerine ilk inananlardan biri. St.Pierre de dünyanın ilk mağara kilisesi.
Hıristiyanlık, Kudüs’ün dışında ilk defa Antakya’da yayılmış. İsa’nın üç havarisinin mezarı da burada. Dünyada tek örnek olan kültürlerin ve dinlerin buluştuğu Medeniyetler Korosu Antakya’da kurulmuş. Bu kadar ilkin arasında bir de son var. Hatay 23 Temmuz 1939’da Türkiye’ye katılan son toprak parçası.
Ve bugün Hatay’da çokkültürlü yapı neredeyse sadece mutfak kültüründe yaşıyor. 2000 yıl öncesinden günümüze kesintiye uğramadan Anadolu’da yaşamış farklı kültürlerden etkilenerek şekillenmiş, kuşaktan kuşağa aktarılmış.
Mimari geleneğe ne yazık ki mutfak kültürü kadar sahip çıkılamamış. Ülkenin dört bir köşesini saran plansız ve kimliksiz kentleşme Hatay’a da hâkim durumda. Kente değer katanlar son dönemde restore edilen ya da gün yüzüne çıkarılan binlerce, yüzlerce yıl öncesine ait eserler.
Uzun çarşının içinde bulunan Kurşunlu Han iki üç yıl öncesine dek perişan haldeydi. 2011 yılında başlayan, son bir yıldır da hız verilen restorasyonda sona yaklaşılmış. Vali Lekesiz’e göre 42 dükkânın yer aldığı Kurşunlu Han kısa bir süre sonra gastronomi ve el sanatlarının merkezi olacak. Yemek atölyeleri kurulacak. Künefe, lahm-ı sini gibi tarifler aslına uygun yapılacak ve sunulacak.
Dört bir tarafı açık müze gibi Antakya’ya gitmek için tarihi ve doğası başta olmak üzere çok neden var ama sadece Payaslı’daki Mimar Sinan’ın eseri Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi’ni görmek için bile gidilir. Ancak insan bir kentin sokaklarına bir de Sinan’ın 400 yıl önce yaptığı şahesere bakınca derin bir ah çekmekten kendini alamıyor... 




Hatay Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Müzesi 

Dağlalesi, kantaron, alayaprak, dafne, farekulağı, yabanyasemini, dağlalesi, kaplanotu, yara merhemi, güllale, dağlama ve daha binlercesi...Hatay ve çevresinde 2000’nin üzerinde bitki türü tespit edilmiş. Bunlardan 280 tanesi Hatay Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Müzesi’nde sergileniyor. 


Hataylılar kutuplarda buz satabilir 

Toplam nüfusu 1 milyon 500 bin civarında olan Hatay, Türkiye’nin en zengin, en üretken ve en çok vergi veren illerinden biri. Ham ve yassı çelik üretimi, mandalina, maydanoz, pazı, nane, taze soğan, Trabzon hurması, dereotu, erik gibi yaş sebze ve meyve üretiminde ve ihracatında ilk sıralarda. Ülkedeki pazıların yüzde 64’ü, maydanozların ise yüzde 40’ı Hatay ili sınırları içinde üretiliyor. Türkiye’nin toplam erkek ayakkabısı üretiminin yüzde
35’i burada. İlkokul öncesi eğitimde okul sayısında ülke birincisi. Ve 500 sanayi kuruluşu listesine giren 12 firma var. Ancak bu zenginlik kentin görüntüsüne yansımamış... 




Antakya Arkeoloji Müzesi 
Birçok imparatorluğun cazibe merkezi olan, Tunus’taki Bordo Müzesi’nden sonra dünyanın ikinci büyük mozaik koleksiyonuna ve daha birçok esere sahip Antakya’nın 1933 yılında tasarlanan ve 1948 yılında hizmete giren bir arkeoloji müzesi vardı. Ancak eserlerin çok küçük bir bölümü sergilenebiliyordu. 2011’de Reyhanlı yolu üzerinde Kültür ve Turizm Bakanlığı ve valiliğin finansmanıyla yeni müze binası yapımına başlanmıştı. Mimar Kemal Nalbant’ın projelendirdiği bina 11.000 metrekarelik sergilenme alanıyla Türkiye’nin en büyük müzesi olacak. Yıl sonuna doğru açılması planlanan müze gerçekten muhteşem. Kim bilir belki günün birinde dünyanın 18 farklı müzesine dağılmış durumda bulunan eserlerin de bir kısmı ait olduğu topraklara döner. 




Vakıflı Köyü 
35 haneli, 130 kişinin yaşadığı Vakıflı, bugün Türkiye’deki tek toplu Ermeni yerleşim yeri. Köy halkı tarım ve bahçecilikle geçiniyor. Birkaç yıl önce organik tarıma başlamışlar ama normal ürün gibi hale satmak zorunda kalınca doğal tarıma dönmüşler. Ermeni Ortodoks Kilisesi Vakfı Başkanı ve cemaat temsilcisi Cem Çapar aslında yaptıkları tarımı değiştirmediklerini sadece yıllık 8 bin Euro olan sertifika almayı bıraktıklarını söylüyor. Nasıl bırakmasınlar portakalları kilosu 9 - 30 kuruş arası satılıyormuş. Vakıflı Köyü Kadınlar Kolu, ev yapımı mandalina şurubu, ceviz reçeli, narekşisi, zeytinyağı, biber salçası, zahter turşusu, defne sabunu gibi ürünlerini şimdi valiliğin inisiyatifiyle restore edilen vakıf evinde satıyor. Cem Çapar’la evlenerek Vakıflı’ya yerleşen gazeteci Lora Baytar ürünlerin sipariş verildiğinde, kargoyla da yollandığını söylüyor. Tel. 0534 705 83 33, ‘www.vakiflikoy.com’ 

Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi 
Payaslı’daki külliye 1574 yılında Kanuni Sultan Süleyman döneminin ünlü Vezir-i Âzam’ı Sokullu Mehmet Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmış. Anadolu’da yolcular ve kervanlar için her bir günlük yürüme yolu mesafesinde birer külliye inşa edilirmiş. 12.400 metrekare alanı kaplayan Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi cami, medrese, hamam, arasta, han, gezici derviş odaları ve imarethane bölümlerinden oluşuyor. Uzun süredir harap halde bulunan 400 yıllık külliyenin restorasyonu oldukça başarılı. Ancak resmi konukevi olarak kullanılması planlanan eski derviş odalarının 18. yüzyıl Fransız saraylarını aratmayan, oymalı, altın varaklı mobilyalardan oluşan dekorasyonu beni sözcüklerle anlatılamayacak denli hayal kırıklığına uğrattı. Böylesi bir gösteriş o külliyenin yapıldığı dönemde bırakın hanları Osmanlı saraylarında bile yoktu. Eleştirilerimi sayın vali başta olmak üzere tüm yetkililere söyledim. Umarım bir kez daha düşünürler!


Cemil Meriç Kültür Evi 
Ünlü düşün adamı, yazar Cemil Meriç’in Reyhanlı’da doğduğu ev aslına uygun restore edilerek kültür evine dönüştürülmüş. Müze evde Meriç ailesinin kronolojik yaşamöyküsü ve Cemil Meriç’in eserleri, fotoğrafları yer alıyor.