Hayal bu ya... Bir eko-turizm merkezi olarak Dersim

Dersim günün birinde organik tarımın şekillendirdiği, eko-turizmin geliştiği bir kent olabilir, kabuğunu kırarsa çözüm süreci başarıya ulaşmış demektir...
Hayal bu ya... 
Bir eko-turizm merkezi olarak Dersim

Dört bir yanını aşılması güç sıradağların çevrelediği, kaderini köprülerin belirlediği, Kürtçe'de gümüş kapı anlamına gelen Dersim’deyiz. 1936’dan sonraki adıyla Tunceli, kısacası Kürt-Türk çatışmasının diğer bir deyişle Kürt sorununun en büyük kurbanlarından biri olmuş kente ilk gelişim. Önce 1938 Dersim Katliamı, ardından 1980’den itibaren yükselen PKK terörü ve 1994’teki köy boşaltmaları cennetle cehennemi bir arada yaşayan bir kent yaratmış.

Tepelere dikilen bayraklar, gözetleme kuleleri, giriş noktalarına konuşlanan karakolları, ekonomik zorlukları bir yana bırakırsak yaşam devam ediyor. Ve doğa inanılmaz etkileyici, insanlar da öyle. Uzun zamandır Anadolu kentlerinde kadınlarla erkeklerin sokakta yan yana dolaştığını, kahvelerde, restoranlarda özgürce oturup yiyip içtiğini görmeye hasret kalmıştım.

Kente geliş nedenimiz Munzur Vadisi’nde ekolojik tarım ve eko-turizm olanaklarının ortak akılla irdelenmesi. 12 yıldır devam eden Garanti Anadolu Sohbetleri’nin 94’üncüsündeyiz. Güçlü bir ekip var. Aylar öncesinden gelip kentin yöneticileri ve iş insanlarıyla ortak akıl toplantısı yapan, sorunları formüle eden Kenan Mortan, Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği Başkanı Atila Ertem, Tire Süt Kooperatifi Başkanı Mahmut Eskiyörük, Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Nafiz Karadere ve iktisatçı Asaf Savaş Akad, yazar Osman Saffet Arolat ve girişimci Aynur Boldaz Özdemir.

Bu buluşmayla hedeflenen de doğaya uygun üretimle, organik tarımla istihdamı arttırmanın, yok olmak üzere olan küçük üreticiye, çiftçiye yaşam şansı tanımanın yollarını araştırmak.

1936’dan sonra uygulanan politikalar nedeniyle Dersim/Tunceli bugün Türkiye’nin okur-yazarlık oranı en yüksek kenti. Bugün nüfusun sadece yüzde 11’i okuma yazma bilmiyor. Ancak kentin GSYİH’si ülke ortalamasının yarısından az ve sosyal desteğe muhtaç insan sayısında ilk sırada. Nüfusu sürekli azalan ve ülkedeki ihracatı sıfır olan tek kent. İl topraklarının ancak yüzde 15’inde tarım yapılabiliyor. 


Nüfusun yüzde 72’si 1-5 hayvanla büyükbaş hayvancılık yapıyor. 1990’lara dek 2 milyon civarında olan küçükbaş hayvan sayısı bugün 322 bin. Yıllık süt üretimi 14 bin ton. Ancak bu girdi dört tane süt ve süt ürünleri işletmesine bile yetmiyor.

1971’de milli park ilan edilen Munzur Vadisi 42 bin hektarlık bir alanı kaplıyor. Ve bu florada 1518 çeşit bitki kayıtlı. Bunların 43’ü ise sadece Munzur’a has türler. Dünyada çok ender bulunan huşağacı, kırmızı alabalığı, çengel boynuzlu dağkeçisi, balı, Ovacık fasulyesi, tulum peyniri, tereyağı sadece Ovacık’ta bulunan kınkor başta olmak üzere mantar çeşitleri bölgenin en büyük ayrıcalıklarından.

Dersim’de 47 bin arı kovanı ve 754 ton bal üretimi varmış ama balın katma değer yaratmasını sağlayacak organik tescilli işletme sayısı sadece üç. Organik tescilli bal markası sahibi ve Tunceli İş Kadınları Derneği Başkanı Fidan Aydın ise ihracat aşamasına geldiği noktada tıkandığını, çok zor durumda olduklarını, uzun vadeli kredi isteğine yıllardır kamudan da özel bankalardan da olumlu cevap alamadığını, sürdürülebilirliğin önünde çok fazla engel olduğunu söylüyor. Oysa toplayıcılık, küçük ölçekli organik tarım eko-turizm üçlüsü bir arada olursa Dersim/Tunceli en önemli merkezlerinden biri olabilir. Eğer istenen bölgeyi insansızlaştırma, yaşayanları göçe zorlama değilse.

Dersim’in sosyal ve ekonomik olarak kurtuluşu organik tarım ve eko-turizmle mümkün. Ancak mera yasakları kalkmadığı, il özel teşvik yasası çıkarılmadığı, 6. bölge kapsamına alınmadığı, küçük üreticiler kooperatifler çatısı altında birleştirilerek desteklenmediği, HES’ler ortadan kalkmadığı, yeni barajlar planlandığı sürece bu hedefin gerçekleşmesinin güzel bir hayalden öteye geçmesi çok zor.

Dersimliler kabuğunu kırmak, refahı yakalamak istiyor ama bir yol haritaları yok. Bugüne dek iyi niyetle başladıkları girişimler hep hüsranla sonuçlanmış. Devletin ellerinden tutmasını, daha da önemlisi karşılarında değil arkalarında olduğunu hissettirmesini istiyorlar. Kimileri bunu yaylalarda genel tuvalet, kimisi meraların açılması, kimi de uzun vadeli kredi olarak dillendiriyor.