İda Dağı'nın eteklerinde...

İda, yeni adıyla Kaz Dağları'nın eteklerindeki Adatepe Türkiye'nin doğası, tarihi ve mimarisiyle özenle korunması gerekli köylerinden. Neyse ki köyün yeni yerleşikleri de bunun bilincinde... 
İda Dağı'nın eteklerinde...

İda Dağı’nın eteklerinde Adatepe köyündeyim. Burası havası, zeytin ağaçları, taş evleri ve muhteşem Ege denizi manzarasıyla huzurun diğer adı. İnsan bu köyde 36 saat geçirse neredeyse bir kış yetecek kadar oksijen depoluyor.

Gün doğumundan batımına her anı bir başka büyüleyici. Yeşilin, mavinin, sarının tüm tonlarıyla bezenmiş bir doğa. Zeytin, çam ağaçları, taş evler, kediler, tavuklar, kuşlar ve arada Selçuklulardan miras camiden gelen abartısız ezan sesi.

Restore edilip butik otele dönüştürülen İda Blue’nun bahçesinde uzandığım şezlongu sanki yıllardır bir aradaymışız gibi benimle paylaşan otelin cool kedisi Beyaz Hanım’la dalgın dalgın Edremit körfezine bakıyoruz.

Aklımda bir kaç saat önce bana köyü dolaştıran, 30 yılı aşkın bir süredir Adatepe’de yaşayan Meftun  Yetiş’in anlattıkları, Adatepe’nin İliada Destanındaki adıyla ‘Gargaros’un antik çağlardan  günümüze uzanan ilginç daha doğrusu hüzünlü öyküsü var. O dönemden söz etmeden bugününü anlatır, güzellikleri paylaşırsam bir şeyler eksik kalacak gibi geliyor.

Adatepe’nin ilk yerleşiklerinin Selçuklu Döneminde Orta Anadolu’dan gelenler olduğu söyleniyor. 19. Yüzyıl başlarında ise köyün ünlü taş evleri Midilli adasından getirilen Rumlar tarafından 1881-1885 yılları arasında inşa edilmiş.

Uzun bir süre Rumlar ve Türkler bir arada yaşamış. Köyün üst kısmı Türk alt kısmı ise Rum mahallesiymiş. Meyhanesi, sineması, restoranları, 13 dükkanı, manifaturacısı okulu, hamam fırın, zeytinyağı fabrikasıyla bölgenin en özel ve büyük köyüymüş.

Birinci Dünya savaşı sırasında çeteci beş aile köyü ele geçirmiş  ve 1923 yılında mübadelede köyde yaşayan Rumlar bir gecede köyden Yunanistan’a yollanınca  evlere Girit ve Midilli’den gelenler yerleştirilmiş. Köylüler uzun yıllar bu aileler için çalışmış. 1946’da köyün kilisesi yıkılmış.

1950’lerden itibaren de köylüler sahildeki kasabalara ve kentlere göç etmeye başlamış. 1980’lere dek  450 hanelik köyde 2000 kişi yaşarken geçim kaynaklarının azalmasıyla neredeyse tümden boşalmış. Evler harabeye dönmeye başlamış.

Bugün sadece 13’ü köyün eski yerleşikleri,  12’si de İstanbul’dan göç edenler olmak üzere sadece 25 aile sürekli yaşıyor. Rum mezarlığının üzerine ise Taş Mektep yapılmış. Restore edilen okulda şimdi yaz aylarında sanattan edebiyata farklı alanlarda atölye çalışmaları düzenleniyor.

Köye, 1980’lerde bir dönüşüm yaşanmaya başlamış. Yabancılar, mimarlar, akademisyenler, yazarlar, iş insanları başta olmak üzere köydeki evlerin hemen hepsi satın alınmış. Ancak betonlaşma tehlikesi baş gösterince 1989 yılında köy ve çevresi SİT alanı ilan edilmiş. 

Bugüne dek 400 civarında taş evin 250’si yeni sahipleri tarafından Anıtlar Kurulu’ndan alınan izinlerden sonra restore ettirilmiş, tümden yıkılmış olanlar da tam anlamıyla aslına uygun olmasa da yeniden inşa edilmiş. Tüm hüzünlü öyküsüne karşın tarihi bir köyün böyle bilinçle korunması, koruma altında olması takdire değer.

150’si henüz harap halde ve satılık. Ancak fiyatlar çok yüksek. Restore edilen taş evler de bakımı zor olduğu için yavaş yavaş el değiştiriyormuş.  Meftun Bey de yıllar önce aldığı evini satıp sahile, Küçükkuyu’ya inmeyi planlıyor.

Adatepe’de Hünnap Han,  Adatepe Pansiyon, Zeus ve en yenisi de İda Blue olmak üzere iki butik otel ve iki pansiyon var.  Civil ailesi Adatepe’den taş bir ev alıp restore etmiş. On yıl kadar bu evde arkadaşlarını dostlarını ağırlamışlar. Sonra yoğun iş tempoları içinde çok fazla gidemez olunca, bu güzellikleri paylaşmalıyız deyip butik otel yapmaya karar vermişler. Adından komşu iki evi daha satın almışlar. Uzun ve zahmetli bir restorasyon sonrası Haziran ayında kapılarını açmışlar.

İda Blue Butik Otel her biri bahçe içinde üç taş ev ve 9  odadan oluşuyor. Hem aslına sadık kalınarak yapılan restorasyonu hem de dekorasyonu çok başarılı. Çevreye, mimariye uyumlu abartıdan uzak, ama konaklayanları rahat ettirecek lüksü sunan bir anlayışla döşenmiş. Her evin kendine ait ortak bir oturma salonu, bahçesi ve terası var.

Berrin Civil her türlü alt yapıyı hazırladıktan sonra oteli profesyonel daha doğrusu yarı profesyonel ve belki de biraz bu  yüzden de aşkla çalışan bir ekibe teslim etmiş. Ekip otel müdürü Tijen Zorlu, şef Şengül, restoranın yöneticisi Levent Bey, servis ve temizlik sorumluları Gülay, Sema, Çağdaş olmak üzere  sekiz kişiden oluşuyor.

İda Blue’da sabah kahvaltıları, akşam üstü beş çatı poğaçaları, kekleri, isteğe göre hazırlanan akşam yemekleriyle kapıdan girdiğiniz andan çıkana dek hem kendinizi özel hissediyorsunuz. Sanki evinizdesiniz. İster yalnız gidin, ister iki kişi, ister bir kaç arkadaş bir evi paylaşın. Her seçenek kendinizi iyi hissedeceğiniz şekilde kurgulanmış.

Zeus Altarı’na yürüyüş, köyde dolaşma, Küçükkuyu’ya inip sahilde yürüyüş, Adatepe Zeytinyağı Müzesi’ni ziyaret, cumartesi pazarında yöresel ürünler, sonbaharda zeytin hasadı, yazın deniz, güneş kısacası  sıkılmak söz konusu bile değil.  Ama bana göre en keyiflisi binlerce yıllık tarihin şahidi zeytin ağaçları altında kedi kucağınızda kitap okumak, müzik dinlemek.

İda Blue’nun, adını bir zamanlar köyün güzelliği dillere destan Rum kızından alan  restoranı Refika çevrede yaşayanların, köyde evi olanların da buluşma noktası olmuş. Özellikle yöresel doğal ve organik ürünlerle hazırlanan sabah kahvaltısı ve hafta sonları geç bir öğlen yemeği için geliyorlarmış. Şengül Hanım’ın gözlemeleri, poğaçaları, börekleri, zeytinyağlıları, et ve balık yemeklerinin lezzeti unutulur gibi değil.

Kendinizi ödüllendirmek, tazelenmek, bir kaç gün de olsa Türkiye’nin oksijen oranı en yüksek dağında huzuru yakalamak istiyorsanız Adatepe’deki az sayıdaki pansiyon ve otelleri  öneririm. İda Blue gibi sade lüks sunan kaçış noktalarına dönem dönem hepimizin ihtiyacı var. İda Blue’da iki kişi kahvaltı ve beş çayı ikramlarının dahil olduğu oda fiyatı 650 lira.

Adatepe’ye arabayla gitmek istenirse İstanbul, Çanakkale, Ezine, Ayvacık rotası takip edilerek ya da Bandırma feribotunu kullanarak Balıkesir, Edremit, Altınoluk ve Küçükkuyu üstünden gelmek mümkün. Küçükkuyu sahil ve Adatepe arası ise sadece 3 kilometre. Ayrıca Sabiha Gökçen Havaalanından Edremit’e uçak seferleri de var. Detaylı bilgilere Ömer Faruk Yetiş tarafından 2002 yılında kurulan Adatepe Köyü web sitesinden de ulaşabilirsiniz...