İlham perilerinin ilki yola çıktı

Tokat bağlarından doğan ilk kırmız şarap: Les Muses. Tokat'ın Narince'sine yeni rakipler geliyor
İlham perilerinin ilki yola çıktı

Les Muses; Fransızca İlham Perileri anlamında ve Yunanca Mousai sözcüğünden geliyor. Les Muses Diren in şu an en pahalı şarabı 65 TL gibi bir fiyatla raflarda yerini alacak.

1990’ların ortalarında Carmen Selection serisini keyifle içtiğim Diren Şarapları nedense 2000’li yıllarda benim listemde pek olmadı. Her zaman dost sohbetlerinde adını ansam da şarapları yerine yine Diren ailesine ait olan Dimes domates ve nar suyunun iyi bir tüketicisiydim. Ta ki geçen yıl kasım sonunda bir markette Diren Collection Syrah 2008’i keşfedene dek. Zaten daha sonra bu şarap Gusto dergisinin 2011’in En İyi Şarapları Yarışması’nın Altın Listesine girdi.
Bu hafta da yeni prestij şarapları ‘Les Muses Cabarnet Sauvignon 2009’la tanıştım. Diren ailesi ‘İlham Perileri’ serisinin ilk şarabı Les Muses’in etiket resmini yapan Remzi İren’in İstanbul kış manzaraları tabloları, genç yetenek Ezgi Yürümez’in minik keman resitali eşliğinde tattık. 

Lisede başlayan şarap merakı
Narince üzümüyle ünlü Tokat’ta bağcılık ve şarapçılığın gelişmesi 1881 yılında Cizvit okulunun kurulmasıyla gelişiyor. Tokatlı Diren ailesinin şarap öyküsü ise Mustafa Vasfi Diren’in, 1940’lı yıllarda Bursa Tarım Meslek Lisesi’nde okurken şarap yapımına ilgi duyması ve 1958’de evin içinde oluşturduğu imalathanede 15 ton şarap üretmesiyle başlıyor. Almanya’da Ren ve Mosel vadilerindeki şarap tesislerini inceleyip yeni makineler sipariş veren, Diren markasıyla büyüyen Mustafa Vasfi Bey çocuklarını şarap üretimiyle ilgili eğitim yapmaları için ikna eder. Büyük oğlu Orhan Ziya Diren, Fransa’da Dijon Üniversitesi Fen Fakültesi’nde önoloji (bağcılık mühendisliği), Ali Rıza Diren ve Nihal Diren de gıda mühendisliği eğitimi alır.
50 yılda Mahlep, Karmen Se-lection, Dörtnal, Vadi, Viola, Coll-ection ve Veni Vidi Vici gibi birçok farklı kalite- fiyat aralığında şarap yaparlar. Ama son on yıllık dönemde şarapçılıktan çok meyvecilik ve meyve suyunda büyümeye ön plana çıkar. Genel Müdür Ozan Diren, “Şaraplarının ucuz olmasının ardında meyve suyundaki alt yapıyı ve ağı kullanmalarının yattığını” söylüyor. Üçüncü kuşak desteğini de arkasına alan Diren ailesinin yeni hedefi ise kaliteli şarap üretimini arttırmak ve Tokat ve yöresinde Narince’nin yanı sıra farklı üzüm cinsleri yetiştirmek. 

Les Muses Cabernet Sauvignon 2009
Diren’in Tokat’taki bağlarında yetişen ve yerinde işlenen, 18 ay Fransız meşe fıçılarında dinlenen Les Muses Cabernet Sauvignon 2009 Tokat’ın ilk kırmızı şarabı. Yeşilbiber, baharat, kırmızı ve siyah meyvelerin aromasının hissedildiği Le Muses yumuşak, dengeli ve kolay içimli bir şarap. Diren’in danışmanlığını yapan, yirmi yıldır Türkiye’de yaşayan Fransız önolog Jean- Luc Colin’e göre bölgenin toprak yapısı ve ara mevsimlerin uzunluğu nedeniyle Trakya ve Güney bağlarından çok farklı bir Cabernet Sauvignon üzümü ortaya çıktı. Bölge toprağı ve iklimi Pinot Noir, Riesling gibi farklı üzüm cinslerine de uygun olabilir. Diren ‘terroir’ şarapçılığında kararlı olursa Türkiye yeni bir şarap bölgesi daha kazanır. Tokat Narincesi gibi farklı üzüm cinsleriyle de anılabilir.



Mövenpick Hotel’e yeni İtalyan şef
Dördüncü Levent’teki Mövenpick Hotel İstanbul’un kişilikli ve zarif otellerinden biridir. World Travel Awards tarafından “2011 Avrupa’nın En İyi İş Oteli” seçilen Mövenpick Max Thomae’den sonra yeniden mutfağı ve karizmatik şefi ile anılacak gibi görünüyor.
Ünlü İtalyan şef Giovanni Terracciano otelin yeni baş aşçılığına getirilmiş. İtalya başta olmak üzere dünyanın farklı köşelerinde pek çok ünlü restoranda ve otel mutfağında çalışan Terracciano Türkiye’ye de yabancı değil. 2001 yılında Grand Hyatt Spasso’nun şefliğini yapmış. 2009 yılında tekrar Türkiye’ye dönerek Les Ottoman 29’un ardından da kısa bir süre İstanbul Edition ve Cipriani Restaurant’ın baş aşçılığını üstlenmiş. İki gün önce Terracciano’nun Azzur için hazırladığı yeni mönüyü tatma fırsatım oldu. Şef, çıtır yufka sote ıspanak ve ançüez krema soslu tavada kızartılmış buffalo mozzarellası, deniz tarağı, kaz ciğeri ve mürekkep balığı soslu yer elmalı enginar çorbası, deniz ürünlü ve hindibağlı safranlı risotto, ev yapımı domates ve fesleğen soslu istakozlu “tonarelli’ gibi İtalyan mutfağı ağırlıklı bir mönü sundu konuklarına. Yemeklerin hepsi de son derece lezzetli ve yaratıcıydı. Artık tatlı yiyemem dediğim anda gelen armut sorbe ve mandalina soslu kestaneli çikolatalı mus tam bir başyapıttı. Otel restoranlarının pahalılığından hep çekinilir ama fiyatlar Nişantaşı ve ya da Bebek kafelerinden fazla değil. Mövenpick’te nerede yemek yerseniz yiyin size verilen iPad’le mutfakta pişen yemekleri izleyebiliyorsunuz. Bu uygulama özellikle yalnız gelen konukların çok hoşuna gidiyormuş.