Irkçılık sadece reklamlarda mı?

Sosyal medya platformlarında seyahat izlenimleri yazılıp fotoğraflar paylaşılırken bazen ırkçılıktan ayrımcılığa amacını aşan gaflar yapılıyor...
Irkçılık sadece reklamlarda mı?

Twitter, Facebook, Instagram, You Tube, blog vb...

Artık sosyal medya kiminin işi, kiminin işinin bir parçası, kiminin reklam platformu, kiminin de hayata tutunma nedeni. Kısacası bir çoğumuzun kullandığı bir araç. Ancak araç bazen yoldan çıkabiliyor!

İki gün önce İnstagram’da dolaşırken çağımız gezginlerinden birinin koyduğu bir fotoğraf altına takıldı gözüm. “12’inci yüzyılda Madagascar’a göç eden Malezyalılar nedeniyle yerel halk yani Malagasiler Afrikalılardan biraz farklı. Öncelikle çok çok siyah değiller; yüzleri vücutları Uzakdoğuluları andırıyor....”

Aklıma sosyal antropoloji okuduğum yıllar geliyor. 19’unc yüzyıl seyyahları bile böylesi betimlemeleri daha usturuplu yapıyordu.

“Afrika’da sarışın olmak demek, torpilli olmak demek” bu da küçük bir uçağın kokpitinde siyah pilotlar arasında çekilmiş bir diğer fotoğraf altının yazısı!

Fotoğrafın altındaki “çook güzelsin çok” yorumlarını görünce bir başka fotoğrafa daha geçiyorum. Bingo! orada da bir başka ırk şakası, bu kez iki Hint erkeğinin kıyafeti ve yakışıklılığı dalga konusu.  Bir diğer fotoğraf altında ise “Hindistan’da sarışın olmanın ne muhteşem bir duygu olduğu, herkesin fotoğraf çektirmek için kuyruğa girdiği” bilgisi var.

Eminim ki ırkçılık ya da ayrımcılık yaptığının farkında değil. Kötü bir niyeti de yok.  Ama neredeyse fotoğrafların hepsi siyah- beyaz farklılığa dikkati çekiyor. Beyaz sarışın güzel kadın Afrika’da, Hindistan’da, Zanzibar’da yanında siyah sefalet. Yine beyazlık yüceltiliyor...

Altındaki yazılar da farklı değil. Hepsinde oryantalist bir bakış açısı.

Amaç mümkün olduğunca çok ‘like’ almak ya, yazılar da fotoğraflar da seksi, çarpıcı olmalı, kendine baktırmalı sevdirmeli.

Durum sadece seyahatle de sınırlı değil, yeme-içme konularında da aynı sorumsuzluk, kuralsızlık var. Yüzbinlerce, on binlere takipçi insana büyük güven veriyor olmalı. Sosyal medya hesapları birer iş koluna dönüştü. Bu onları kullanan markaların da işine geliyor. Kısa yoldan birer postla reklam yaptıklarını düşünüyorlar. İtibar, imaj hesapları şimdilik söz konusu değil!

Bu gibi platformlarında gazete, dergi ve televizyonlarda olduğu gibi basın yasası, etik kurallar, denetleme mekanizmaları da olmadığı için ortalık toz duman oluyor. Herkes istediğini yazıp söylüyor.

Tabii ki toplumsal hassasiyet çok önemli. Dün Radikal’in manşetinde vardı.  Tayland’da cildi beyazlatıcı hap satan firmanın ‘Beyaz olmak sizi kazanan yapar’ sloganlı ırkçı reklamı gelen tepkiler üzerine yayından kaldırılmış.

Reklam videosu You Tube’da 100 bin kez izlenmiş, marka hedefine ulaşmış, satışlar da katlanmıştır ama en azından farkında olmadan da olsa ırkçılık yaptığı kabul etmiş.

Bir önerin var mı derseniz yok. Bu kaos bir süre daha devam edecek. Eminim içlerinden çok iyi yazarlar, gazeteciler çıkacak ki var da. Aslında biraz empati ve sınırlarını bilmek yeter. Dünyada böylesi adaletsizlik, açlık ve savaşlar varken gidilen ülkeyi renk-ırk özelliklerinden yola çıkarak anlatmak çok üzücü...