İstikamet Kavala

Dün kaldığımız yerden Yunanistan gezisine devam... Bugünkü rotamızda Kavala'nın güzelliklerinin yanı sıra küçük hayal kırıklıklarımız da var. Aklımızda ise hep biz ne zaman böyle olacağız soruları...
İstikamet Kavala

Thassos’un Liménas Limanı’ndan feribota binip Keramoti’ye geçmek oradan da Kavala’ya gitmek bir saatten az sürüyor. Kavala’ya uzun yıllar öncesi uğramış, neredeyse hiç duraklamadan arabayla bir tur atıp çıkmıştık.
Henüz Yugoslavya’nın parçalanmadığı, yaklaşık 1000 kilometre uzunluğundaki ülkeyi geçmek için en az 16 saatin gerektiği, otel bulmanın ayrı dert, arabayı eşyalarla bırakmanın başka bir dert olduğu günlerdi. Ya hiç konaklamadan geçmeye çalışır ya da araba içinde uyurduk bir benzin istasyonu önünde.

Sanıyorum Kavala’da aklımız kalmasına rağmen durmayışımızın bir nedeni risk almamaksa, diğeri de son durağımız Norveç olduğu için yolumuzun uzunluğuydu.
Abartmıyorum denize dik kayaların üzerinde kurulmuş rüya gibi kent yıllar boyu hiç gözlerimin önünden gitmedi. Bu kez Kavala’ya vardığımızda da gerçekten eski bir göz ağrısıyla buluşmuş gibi heyecanlandım.

İnternet bilgilerine ne kadar güvenilir?
Her ne kadar yaşımız kemale erse de bizler de ‘google’ kuşağı çocukları sayılırız. Bir yere mi gideceğiz, bir şey mi arayacağız, ilk yaptığımız hareket arama motorlarından birine girmek.
‘Tripadvisor’, ‘booking.com’un önerileri, listeleri insana aşağı yukarı bir fikir veriyor. Hatta ‘son bir yer’, ‘iki yer’, ‘akıllı fırsat’ numaralarıyla insanı gaza bile getiriyor. Kısacası seçiminizden bazen memnun kalıyorsunuz, bazen de hayal kırıklığı yaşıyorsunuz.
Okuyucu yorumları ise en öznel, genellikle de en güvenilmez olanları. Kimin yazdığı, kime yazdırıldığı belli değil. En risklisi de restoranlar hakkında yazılanlar. Biz Kavala’da bu iki duyguyu da yaşadık. Seçtiğim otel tüm beklentilerimize fazlasıyla cevap veren bir yer çıktı.

Egnatia Hotel'den Kavala

Kavala’ya hakim tepelerden birinde bulunan Egnatia Hotel & Spa çok zarif bir kent oteli. Harika manzarasıysa “bonus” gibi, özellikle de iki kişi için oda kahvaltı ödediğimiz fiyatın 180 lira olduğu düşünülürse.

Bir çok Avrupa kentinde olduğu gibi park yerine ekstra ücret almıyorlar. Açık büfeye de ne bulurlarsa koymamışlar, kaliteli ürünlerle donatılmış.

Otelde başarıyı yakaladım ya ‘tripadvisor’da Kavala’nın en iyi restoranları listesine girdiğimde ‘Kesinlikle tavsiye ediyorum’, ‘Kavala’da yemeğin adresi’ gibi yorumlarla karşıma çıkan, İstanbul’dan göç etmiş Todori Bey’in sahibi olduğu Oraia Mutili’den akşam için hemen yer ayırttım.

Oraia Mutilini restoran

Oraia Mutilini kentin merkezinde liman caddesinde yer alıyor. Aslında daha uzaktan tabelası, kapıda müşteri toplamaya çalışan garsonları, ardından uğrayan tur firmalarının adlarını görünce yanlış karar verdiğimi anladım. Ama birlikte olduğum beş kişiye karşı sorumluluk duyduğumdan, yanılmayı umarak masaya oturdum.
Türkçe konuştuğumuzu duyan garson hemen dilimizde hazırlanmış bir mönü getirdi. Yine sevdiğimiz salataları, deniz ürünlerini ve sebzeleri ısmarladık. Ancak ne yazık ki her şey beklentilerimizin çok altındaydı.
Hiç bir yemekte daha önceki lezzetleri yakalayamadığımız gibi akşam midemizin ağrıması da son ödülümüz oldu. Fiyatlara gelince bir burada da aynı hesabı ödedik. 

Taverna Katsamaka

Neyse ki ertesi gün öğlen yemeği için kentin ara sokaklarında kendi keşfimiz küçük bir taverna bulduk da Kavala’dan kötü anılarla ayrılmadık. ‘Taverna Katsamaka’ Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın artık müze olan evine ve Kavala kalesine çıkan yol üzerinde ünlü İmaret Hotel’in karşısında yer alıyor. Mekanı orta yaşlarını süren bir çift işletiyor.
Katsamaka, tam da Kavala’nın hatta Yunanistan’ın ruhunu yansıtan bir yer. Giderseniz mutlaka uğrayın yemek yemeseniz bile bir “Greek Coffee” için derim.

Bu arada dünkü ‘Yunanistan’da tatilin tadı neden başka’ başlıklı yazıma çok tepki geldi. Büyük bir çoğunluğuyla aynı duyguları paylaşıyoruz. Ancak bazıları Komşu’nun henüz turistik olmamış, doğallığını, fiyat-kalite dengesini koruyan sakin köşelerini bu kadar çok yazarsam Türkiyelilerin oraları da bozacağından korkuyor. Simi, Sakız adalarında olduğu gibi.
Aslında dürüst olmak gerekirse benim amacım Yunanistan reklamı filan yapmak değil. Türkiye turizmini böylesi makul boyutlara çekmek. Doğayı, fiyat kalite dengesini tutturan, ‘kazıklamak’ üzerine inşa edilmemiş bir anlayışı diriltmek.
Onun için herkes gitsin, Türkiye’nin doğusundan batısına tatil yapılan yerlerle buraların farkını görsün. Bodrum, Alaçatı gibi şımarmış yerlerden, fiyat –kalite dengesinin yerlerde süründüğü İstanbul’dan söz bile etmiyorum. Benim memleketim Gelibolu’da basit bir balıkçı restoranında bir bardak rakı, yarım palamut ve bir salataya 50 lira alıyorlar.
Oysa sınırın 50 kilometre ötesinde aynı kalite bir yerde hem de on kat lezzetli kalamar, ahtapot gibi deniz ürünlerinin, salataların, sebze ızgaraların dahil olduğu bir yemeğe ödeyeceğiniz tutar en fazla 40 lira. Çünkü her şey ortaya geliyor ve bir porsiyon o kadar büyük ki paylaşıyorsunuz.


Gelen mektuplardan bir tanesi var ki yazılanlara katıldığım için ona burada olduğu gibi yer vermek istiyorum:
Müge Hanım merhaba;
“Ben de arkadaşlarımla aynı rotayı senede birkaç kez yapıyorum . Gezilerde sizinle aynı duyguları paylaşıyoruz. Ancak bu gezilerde bizi çok rahatsız eden bir durumu belirtmek istiyorum. Turing’den alınması zorunlu, Yunanistan sınırı haricinde hiçbir yerde geçerliliği olmayan bir ehliyet.
Yunanistan içinde dahi araba kiralarken istenmeyen bu belgeye neden bir haraç ödeyip sahip olmak zorundayız? Son gezimizde genç bir çift de arabalarıyla bize katıldı. Gümrükte bu belge için ödedikleri 400.00 lira hepimizi rahatsız etti. Bu konuyu dillendirebilirseniz bu durumdan rahatsız olan birçok kişiyi de mutlu edeceksiniz.
Şimdiden teşekkürler.”
Erdoğan Çiftçi