İyi yolculuklar Yurtsan Atakan

Onu yemek sohbetlerimiz ve en çok da sevgili karısı Lale'ye, biricik oğluna sevgi ve gurur karışık bakışıyla hatırlayacağım.
İyi yolculuklar Yurtsan Atakan

Yurtsan Atakan’ı 1995 yılı olmalı Hürriyet gazetesindeki teknoloji yazılarıyla tanıdım. Sonra TRT’de yaptığımız programlara konuk etmeye başladık. Sık sık gelir, o günlerde bilgisayar dünyasında olan yenilikleri anlatırdı. Konuk odasında da hiç bıkıp usanmadan ekiptekilerin sorduklarına cevap verirdi.
Ama Yurtsan’la arkadaşlığımız benim yazılı basına geçişimden sonra oldu. Son yıllarda birlikte bir çok yemeğe katıldık, seyahat ettik. Yurtsan’ın inanılmaz bir hafızası ve çok iyi gözlemleri vardı.
Teknolojiyle ilişkisini hiç koparmadı, zaten mesleği buydu ama yemek konusunda da engin bilgi sahibiydi. Özellikle Amerika’ya gidecek olanların ilk aklına gelen isim o olurdu. ‘Nereye yemeğe gidelim’, ‘nerede kalalım’, ‘nerde ne iyidir’ hepimiz ona sorardık. Son Amerika seyahatimde gittiğim birçok yer onun önerisiydi, hamburgercisinden etçisine. Zaten et yemeyi de çok severdi... 

Sonra o onulmaz hastalığa yakalandı, ilk dalgayı iyi atlattı. İkincisinde de insana hayretler verecek kadar güçlü ve dirayetliydi. Geçen yıl Ayvalık Zeytin Hasat’ında konuştuğumuzda yeni bir ameliyat geçirmesi gerektiği belli olmuştu. “Zor bir ameliyat biliyorum ama ilkini atlattım, inanıyorum ben bunu da yeneceğim” diyordu.
Ameliyattan bir süre sonra da gerçekten çok iyi toparlandı, yemeklere tekrar gelmeye başladı. Sorun midesiyle ilgili olduğu için o yemek yerken benim kalbim çarpıyordu ama o kadar hiçbir şey yokmuş gibi davranıyordu ki bir şey söylemek mümkün değildi.
Onu hep sorduklarıma sakin yavaş yavaş cevap vermesi, yemek sohbetlerimiz ve en çok da sevgili karısı Lale’ye ve biricik oğluna sevgi ve gurur karışık bakışıyla hatırlayacağım. Üç Ağustos’ta Twitter’da “Benim için İzmir gastronomi cennetidir” demiş. Tüm sevenlerinle dolu dolu başladığın bu yolculuğu da diğerleri kadar keyifli geçir Yurtsan Atakan...
Gusto dergisinin son sayısında yer alan, severek okuduğum ve söylediklerinin altına imzamı atabileceğim son yazısından bir bölümle bitirmek istiyorum...

Şimdi de ‘Steak’ler havalandı
...Bizde ise son günlerde öyle Steak House’ların açılışına şahit oluyoruz ki şaşırmamak mümkün değil. Fiyatlar ise resmen şapka uçuruyor. Bu çılgınlıkta Steak House’ları suçlayacak değilim. Madem sosyeteyi kapısında ipe dizer gibi sıraya sokmayı beceriyorlar, fiyatları da bu aşırı talebe göre yükselecek tabii.
Ancak bu Steak House’ları açanların da, şu andaki talebin aşırı şişik bir talep olduğunu görmeleri ve önlemlerini ona göre almaları gerekiyor.
Yaşanan talep patlamasının bir balon olduğunu görmek için Steak House’ların kapısında kuyruk oluşturanların ‘Steak House’ kültürüne bakmak yeterli. Dükkân, Günaydın ve Nusret’in bu kültürün ilk tohumlarını atmaktaki başarısı takdire şayandır. En azından çoğu müşterilerine iyi bir “steak”in kömür gibi pişirilmeden yenmesi gerektiğini öğrettiler. Bugün artık çoğu “Steak House” müşterisi etini en azından orta pişmiş sipariş etmeyi öğrendi.
Ancak “Steak House”çılar dahil büyük bir müşteri çoğunluğunun hatta kimi gurme yazarların, az ya da orta az pişmiş içi kırmızı eti “kanlı” olarak betimlemesi gidilecek yolun daha çok uzun olduğunu gösteriyor. 

Nusret’in örneğin yeni restoranının açılışında, kasap önlüğünü çıkartıp smokin giymesi bu yolda tökezlemeye başladığımızın bir göstergesi. Yanlış anlaşılmasın kasap çıraklığından gelip çok büyük başarılara imza atan Nusret’i smokine layık görmüyor değilim. Nusret katılacağı nice davette smokinlerin en kralını giymeye layık, örnek bir girişimci. Ama yeni restoranının açılışında müşterilerini her zaman olduğu gibi kasap önlüğü ile karşılasa işinden, mesleğinden yabancılaşmamış olurdu.
Nusret de, Günaydın da, Dükkân da başarılarını az masalı küçük mekânlarda hizmet verdikleri yıllara borçlular. Bu küçük mekânlar sayesinde ‘steak’e uzaylı gibi bakan müşterileriyle yakınlık kurdular, onlara ‘steak’ sevgisini aşıladılar. Ancak şimdi büyüyen mekânlarda bu ilginin aynı yoğunlukta gösterilmesi mümkün değil... (Yurtsan Atakan)

Çırağan’da gurme düğünü başka olur
Yemek araştırmacısı ve yazar Engin Akıncuma akşamı Çırağan Sarayı’nda büyük oğlu Ali Akın’ı evlendirdi. Çırağan’ın düğün yemekleri her zaman ortalamanın üstündedir ama bu kez mönüde Engin Akın’ın imzası vardı. Yemekte geleneksel Türk mutfağına özgü yemekler çok zarif dokunuşlarla hazırlanmıştı. Közlenmiş biber içinde patlıcan salatası, fava, enginarlı cevizli elma salatasıyla sunulan karides de, perde pilavlı islim kebabı da bir düğün yemeğinden beklenmeyecek kadar lezzetliydi. Ardından gelen beyaz çikolata kaplı beze içinde sunulan zerdenin tadı ise muhteşemdi. 

Yüksel Aksu’nun harmandalı 
Konukları arasında Okay Gönensin, Vivet Kanetti, Şafak Pavey, Zeynep Göğüş, Ahmet Zorlu, Conde Nast Traveler yazarı Deborah Dunn, Aylin Livaneli, Mental Klinik Birol Demir- Yasemin Baydar, Güngör Uras, Sevda-Can Elgiz, Ali Ağaoğlu, Haluk Ulusoy gibi Engin ve Nuri Akın çiftinin siyaset, iş, basın, sanat ve edebiyat dünyasından dostları, arkadaşları da vardı. Yönetmen Yüksel Aksu’nun davullar eşliğinde yaptığı harmandalı ve Piyale Madra’nın evlilikle ilgili karikatür dizisinin gecenin sonunda konuklara düğünün bir anısı olarak dağıtılması eminim ki Engin Akın’ın düşündüğü hoşluklardı…

Yıldızı Yükselenler 
Kocabağ şarapları
Kocabağ’ın Misli serisinden Emir Narince bu yaz keşfettiğim ve severek içtiğim bir beyaz şarap oldu. Kocabağ’ın Kapadokya bağlarında üretilen Emir ve Narince üzümlerinin kupajı olan aromaları dengeli ve zarif şarap ne yazık ki sadece Metro Gros Market’lerde bulunuyor 9 lira civarında satılıyor. Misli fiyat ve kalite dengesi ile de şu an Türkiye’nin en iyilerinden biri sayılabilir. Salatalarla, zeytinyağlı sebze yemekleriyle, salatalarla hafif peynirlerle özellikle de balıkla çok iyi eşleşiyor. Misli bulamayanlara Kocabağ Emir’i ve Narince’yi de öneririm.