Kafamı dağıtacak hafif bir şeyler var mı?

Yoğun siyasi gündemin, kapımızı çalan savaşın, yaşadığımız kabus gibi terör ve şiddet olaylarının, ölümlerin arasında her şey anlamsızlaşıyor. Hiç bir şey yapamamanın verdiği suçluluk duygusu çöküyor üzerimize. Ama hayat devam ediyor, televizyon karşısından kalkıp günlük yaşama dönüyoruz...
Kafamı dağıtacak hafif bir şeyler var mı?

Kitap seçiminin mevsimi olmaz belki ama yazları özellikle de tatile çıkarken çevremdekilerden, ‘”Nerede yemek yiyelim, nerede kalalım”ın ardından mutlaka “Kafamı yormayacak, ara verip tekrar elime aldığımda başa dönmeye gerek bırakmadan okuyacak hafif bir şeyler var mı?” sorusuyla da sık sık karşılaşırım.

Sanat biraz olsun ağır, hafif tanımlamalarından kurtuldu ama edebiyat, yazı söz konusu olduğunda hafif kolay okunan, ağır, ciddi  kitaplar gibi sınıflandırmalar mevcut. Özellikle de içinden geçenleri kolaylıkla dışa vuran  kadınlar olur bu soruları soranlar.

YENİ BİR YAYINEVİ: TARA KİTAP

Kadınların bu eğilimlerini bilen, gözlemleyen belki de aynı duygular içinde olan altı iş kadını bir araya gelerek bir yayınevi kurmuş: Tara Kitap. Genel yayın Yönetmenliğini Selcen Gür’ün üstlendiği Tara, kadınların okumaktan hoşlanacağı, ilişkiler, kişisel gelişim, anne olmak, çocuk eğitimi konularında kitaplar yayımlıyorlar.

Elime aldığım ilk kitapları ‘Erkeklerin Kadınlara söylemeyeceği 7 Sır’. Sır sözcüğünün inanılmaz bir büyüsü vardır, insanın ilgisini çeker ya birden heyecanlanıyor ve kitabın sayfalarını çevirmeye başlıyorsunuz.

Evet, kitap gerçekten de su gibi okunuyor ama ben sorulardan ve verilen yanıtlardan mutlu olduğumu söyleyemem. Bir kere kitabın yazarı Dr. Kevin Leman bir erkek ve kitap tam bir erkek bakış açısıyla yazılmış. Psikolog, radyo ve televizyon konuşmacısı ve konferansçı olan Dr. Leman’ın kadın-erkek eşitliği diye bir şey belli ki hiç gündeminde olmamış.

Zaten kitabın önsözünde tek taraflı görüşünü çok güzel özetliyor: “Bu kitap, onun (yani erkeğin!) iç dünyasına açılan kapıyı aralayacak; onu hoşnut kılmak, tatmin etmek ve sonsuza dek sizinle kalmasını sağlamak için yapabileceğiniz basit şeyleri ortaya koyacak.” Yazar sonuçta belki de kültüründe olmadığı için “Onun ayaklarını yıkayarak güne başlayın” demiyor ama ona yakın bir şey söylüyor. “Onun dilini konuşun” diyor.

İkinci kitap ‘Çocukların En Çok Sorduğu 50 Soru’ Amerikan toplumu ve orta sınıf kültürünü yansıtsa da daha ayakları yere basan bir çalışma. Çalışma Amerikalı çocuk psikoloğu Dr. Susan Bartell’e ait. 8-12 yaş arasındaki çocukların kardeş, Tanrı, para, okul, karşı cins gibi konularda sordukları soruların olası nedenlerini ve verilecek cevapları anlatıyor.

Türkiye’de özellikle büyük kentlerde ve batıda yaşayan aileler ve çocukları arasında benzer sorular, sorunlar oluyor. Çocuklarının soruları karşısında bunalan ya da nasıl cevaplar vereceğini bilemeyen ailelere önerilir.

Tara’nın yayımladığı bir diğer kitap da ‘Kaçıncı Çocuksunuz? Doğum sıranızın iş aşk ve aile hayatınıza etkileri’. Burçlar tadında bir kitap. Burçlardaki genellemeler, burçlarımıza göre kişilik tahlillerinin ne denli gerçeklik payı ve etkisi varsa yaşantımıza bu kitabın da o kadar var.

İnsan doğal olarak inansa da inanmasa da kitabı eline alır almaz, ilk çocuk, ortanca ve son çocuk bölümlerine bakıyor. Kendine bakmakla da kalmıyor, kocasının, sevgilisinin, çocuğunun hatta yakın arkadaşının sırasını da okuyor. Bu kitabın yazarı da Dr. Kevin Leman. Leman işini iyi biliyor. İp uçları ve kısa ve öz formüllerle okuyucusunun hayatını kolaylaştırmaya çalışıyor. En az burçlar kadar etkili!

Tara’nın bir diğer kitabı da İstanbul’da plaza insanlarının sorunlarının ortasındaki bir psikiyatristin aşk ölüm ve cinsellikle örülmüş fantastik romanı. Abbas’ı Haşmet Işıklı kaleme almış. Henüz okumadım ama eminim tatilde, yaz sıcaklarında bir nefeste okunur.

SANKİ UĞUR DÜNDAR’IN KADIN VERSİYONU

Bir ortak arkadaşımız vasıtasıyla haberdar olduğum bir diğer kitap da Kerasus yayınlarından çıkan, Gökhan Yılmaz’ın romanı ‘Bir Yıldız Kaydı, Bir Aşk Sonsuz Oldu’. Eğer bir kitaptan beklenen bir çırpıda, elden bırakmaya gerek olmadan okunması, bunu yaparken de insanı hiç sıkmamasıysa, Yılmaz ilk romanında bunu başarmış. Geriye kalan derseniz, pek bir şey yok yıldız gibi kayıp gidiyor. Tecrübeyle sabit. Hayatımda ilk defa bir romanı 168 sayfa iki saat içinde, hiç yerimden kalkmadan, elimden bırakmadan okuyup bitirdim.

Romanın okumaya başlar başlamaz birden gözünüzün önünden Uğur Dündar geçmeye başlıyor. Başkahraman gazeteci bir kadın olmasına karşın hakkında anlatılanlar, aşk ilişkisi aklınıza ister istemez Dündar’ı getiriyor. Zaten yazar da romanını basılmadan önce Uğur Dündar’a okutmuş. İznini de almış olmalı...