Kalabalıklar içinde 'Tek Başına'

Ünlü kemancımız Tuncay Yılmaz'ın denemelerinden oluşan 'Tek Başına' adlı kitabını seçim atışmalarından, yanı başımızdaki savaşlardan ortalığın toz duman olduğu, savaş kayıplarının içimizi acıttığı günlerde okumak çok iyi geldi...
Kalabalıklar içinde 'Tek Başına'

Elinde kemanı, kırmızı saçlı, minik burnunun üstü çillerle kaplı şirin mi şirin zayıf, narin bir çocuk. Ünlü kemancı Tuncay Yılmaz’la ilgili gözlerimin önünden hiç gitmeyen ilk görüntü bu. 1970’lerin sonu İzmir Devlet Konservatuvarında Türkçe öğretmenliği yapıyorum.

Çalışma hayatına böyle bir okulda başlamak büyük bir şanstı. Etrafımda 11-20 yaş arasında pırıl pırıl çocuklar, gençler. Kimi öğretmenim, kimi hocam, kimi abla kimi de yaşımız aynı olduğu için Müge Hanım demek zorunda kalıyor.

Aralarında kimler yok ki, Kamran İnce, Reyent Bölükbaşı, Selma Özgülgen, Ayşe Özbekligil, Bülent Gülcen, Kerim Gürerk, Ersun Kocaoğlu, Tülay Gürerk, Tuncay Yılmaz ve daha adını şu an hatırlayamadığım onlarcası...

Nöbetçi olduğum akşamlar küçükleri yatırdıktan sonra yüksek ve lise öğrencilerinin tek dinleyicisi olduğum etüt sonrası caz akşamları ise unutulur gibi değil. Elebaşları ve her zaman beni o eşsiz gülümsemesiyle ikna eden Reyent olurdu. Bazen de hafta sonları benim de gençlik başımda duman olduğum dönemler, tüm yatılıların sorumluluğunu üstlenir, Kordon’a dolaşmaya giderdik.

Kısacası güzel günlerdi. O dönem çok iyi müzisyenler, solistler yetişti İzmir Devlet Konservatuvarından. Sonra ben öğretmenliği bıraktım, Tuncay da eğitimini önce Ankara’da ardından da Almanya’da tamamladı.

Televizyonculuk yaptığım dönemde karşılaştığımızda artık dünyanın en iyi orkestralarıyla çalan bir keman virtüözüydü. Dört dörtlük bir sanatçı oldu. Bu meslekte solistlik bedeli büyük olsa da, en çok varılmak istenilen noktadır. Tuncay onu başardı. Müziğe at gözlüğüyle bakmadı, dünyaya dair olan biteni de sorguladı, tartıştı.

Tuncay’ın nisan ayında Habertürk Gazetesi’nde ‘Not(a) Sehpası’ adlı köşesinde dört yıl boyunca yazdığı yazılarını bir araya getirdiği ‘Tek Başına’ adlı bir kitabı çıktı. Okumayı hep keyifli ve telaşsız zamanlara bırakmıştım. Öyle olamadı ama seçim atışmalarından, yanı başımızdaki savaşlardan ortalığın toz duman olduğu, savaş kayıplarının içimizi acıttığı günlerde okumak çok iyi geldi.


GENÇLERİN ÖNÜNÜ AÇMALI

Tuncay’ın kitabının girişinde söylediği gibi müzik evrensel bir dil, başka bir sanatın onun gücüne ulaşması çok zor. İyi bir müzik dinlemenin verdiği haz başka hiç bir şeye benzemez. Ancak iş duyguların ötesinde kendini ifade etmeye gelince notaların yerini yazı alıyor. Onun gücü ve heyecanı da bambaşka.

O, yazılarında müzik dışı konulara da değiniyor ama mutlaka hepsinin yolu bir şekilde müzikle kesişiyor. Tanrıların Arabalarına İnanır mısınız’ başlıklı ilk yazısından son yazısına keyifle okuyup bitirdim kitabı. Daha önce Habertürk Gazetesi’nde yayınlandıkları sırada bir kaçına rastlamıştım. Ama hepsini toplu olarak okumak bambaşka bir keyif.

‘Yayalar, Otobüstekiler ve Uçaktakiler’, sevgili Reyent’imizin ardından yazdığı ‘Sonsuz Yolda’yı ve benim de hayran olduğum Simon Bolivar Senfoni Orkestrası ve şefi Dudamel’i anlattığı ‘Bir Fenomen’ yazılarını ayrı bir keyifle okudum. O yazısının son paragrafını aktarmak isterim:

“Bizim ülkemizde de Francescatti, Oistrach, Mutter, Abbado, Pirej, Argerich ve Barenboim’ler vardır ve mutlaka yetişmektedir. Aynı şekilde ‘dünya orkestraları’ oluşturabilecek potansiyele sahip gençlerimiz çoğunluktadır. Yeter ki fikir derinliği ve birliğine sahip merciler ve doğru kişiler tarafından, gerektiği gibi değerlendirilsinler. Bu en büyük dileğim olur.”

Tuncay’ın üç yıl önce yazdığı bu dileği gerçekleşmek üzere. Başta Ömür Bozkurt olmak üzere İKSV’nın tam zamanında desteğiyle ‘Barış İçin Müzik Orkestrası’ dünyanın en iyi gençlik orkestralarından biri olma yolunda hızla ilerliyor. Orkestra üyelerinin içinde inanılmaz cevherler var. El Sistema’nın Avrupa ve Dünya Orkestralarının içinde birer yıldız gibi parlayacaklar çok yakında hiç şüphem yok...




FAZIL SAY KEMAN KONÇERTOSUNU SESLENDİRİYOR

Tuncay Yılmaz’ı önümüzdeki dönem en heyecanlandıran projelerin başında 22 Mayıs 2015’de solisti olduğu İstanbul Devlet Senfoni orkestrası eşliğinde Fazıl Say’ın Keman Konçertosu’nu seslendirecek olması geliyor. Aslında bu proje Say’ın olağanüstü bir müzikaliteye sahip dediği Yılmaz’la ilk buluşmaları değil. Ankara Konservatuarı’ndaki öğrencilik yıllarında ilk resitalinde Fazıl Say Tuncay’a piyanosuyla eşlik etmiş.

Daha sonra aynı yıl ikisi de Alman Devlet Bursu’nu kazanmış. Almanya’da yüksek lisans yaptıkları dönemde de Ankara Müzik Festivali’ne davet edilerek birlikte çalmışlar. Mayıs ayını merakla bekliyorum. Bu arada Tuncay Yılmaz üyesi olduğu Arkas Trio ile birlikte de İzmir Torbalı’da 6 Eylül’de konser veriyor...