Kapadokya'nın çılgın dâhisi

Kapadokya doğası kadar ona emek veren insanlarıyla da özel. Bu isimlerden biri de Sacred House Hotel'de sıra dışı bir dünya yaratan Turan Gülcüoğlu. Gülcüoğlu alaylı bir düşünür, mimar, felsefeci ve tasarımcı kısacası çılgın bir deha...
Kapadokya'nın çılgın dâhisi


Kapadokya’nın katman katman doğa ve kültür mirası ne anlatmakla ne de dolaşmakla bitiyor. Bu yüzden de insan kaç kez giderse gitsin hep ayrı bir heyecanla dolaşıyor, her zaman keşfedecek yeni bir şeyler buluyor.

Uçhisar, Zelve, Göreme, Ürgüp, Avanos, Paşabağ, Bağlıdere, Derinkuyu, Ortahisar, Güvercinlik Vadisi, Kaymaklı, Ihlara Vadisi... Nereye gitseniz olağanüstü doğa ve kültürel mirasla gözünüz kamaşıyor.

Binlerce yıllık muhteşem doğa, tarihi kiliseler, camiler, yeraltı kentleri, mağaralar, Rumlardan ve Ermenilerden kalan, her biri sağlam bir estetik anlayışa sahip evler.

1985 yılında UNESCO tarafından hem dinler tarihi açısından taşıdığı önem hem de oluşumu 25 milyon yıl öncesine uzanan jeolojik yapısıyla doğal ve kültürel Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilen Kapadokya Bölgesi 1986’da da Ulusal Park ilan edilerek koruma altına alınmıştı.

Kıyısından köşesinden kurallar ihlal edilse, bir dönem tüm Türkiye’yi saran kimliksiz mimari örneklerinden nasibini alıp doğaya ve bölgenin geleneksel mimarisine uygun olmayan yapılar inşa edilmiş de olsa, Kapadokya kimliğini korumaya çalışıyor.

Kapadokya’nın ruhunu anlayan, ona katkı yapan yerleşikler de sonradan gelip buraya yerleşen ve özveriyle var olanın çıtasını yükseltmeye çalışan insanlar da az değil. Bu isimlerden biri de Turan Gülcüoğlu.

KUTSAL SIĞINAK

Kapadokya’ya her gidişimde farklı bir butik otelde konaklama şansım oldu. Hepsinden ayrı ayrı çok etkilendim Ancak doğrusunu söylemek gerekirse bugüne dek hiç biri Sacred House gibi beni çarpmadı.

Sacred House, Ürgüp’ün bir arabanın zor geçtiği ara sokaklardan birinde yer alıyor. 250 yıllık kesme taş ustalığının muhteşem örneklerinden, bir Rum konağının restore edilmesiyle yaratılmış 21 odalı butik otel.

Adı kutsal ev anlamına geliyor ama gizli sığınak adını da verebilirlermiş. Evin kapı tokmağını çaldığınızda nasıl bir şeyle karşılaşacağınızı hayal bile edemiyorsunuz.

Kapı açılıp avluya girdiğinizde bambaşka bir dünya çıkıyor karşınıza. Sütunlar, mermer heykeller, merdivenlerle zamansız özel bir mekanda olduğunuz hissediyorsunuz.

Antika mobilyalarla döşenmiş yüzlerce yıllık Nietzsche’den Sartre’a, Schopenhauer’dan Camus’ya bir çok düşünürün yapıtlarının yer aldığı kütüphane, lobi, yemek, oturma salonu ve kış bahçesi derken birden boyut da değiştiriyorsunuz. Antik dönemden Rönesans’a tüm dönemler ve uygarlıklar birbirine karışıyor.

Full Moon, Sanctuary, Bacchus, Harem, , Old Chapel, King’s Ego, Opium, Deep Forest, Byzantium Treasury adlı her biri ayrı dönem ve tarzda döşenmiş odalar ve yerin altında bir havuz ve spa, adı da Inferno!

Bizi otelin zarif ve deneyimli müdürü Selin Özgül dolaştırıyor. Kendimi bir oyun evinde ya da bir film platosunda gibi hissediyorum. Sonra muhteşem bir orta çağ müziği, yanan mumlarla bizi karşılayan kalacağımız oda “Bizans Hazineleri”ne giriyoruz...

Akşam yemek öncesi Turan Bey’le buluşuyoruz. Bu insanın başını döndüren dekoru yaratırken saçları ak olmuş ya da hiç kalmamış birini beklerken saçları omuzlarında, gayet genç ve dinamik bir adam karşılıyor bizi ve hikayesini anlatıyor:

Kayseri TED Kolejini bitirdikten sonra Bilkent’te Turizm ve Otelcilik okumuş. Bir süre sektörde farklı otellerde, tatil köylerinde çalışmış. Ama sisteme uyum sağlayamamış. “Galiba ben bir işe yaramıyorum en iyisi kendi başıma özgür çalışacağım bir dünya yaratmak” deyip kendine yakın hissettiği, daha doğrusu içinde kendini iyi hissettiği Kapadokya’ya gelmiş.

Bu eski taş konağı bulunca satın almak istemiş, tabii parası yok, bir ortak ve kredi derken inşaata başlamışlar. Sadece hazırlığı ve alt yapıyı oluşturmak üç yılını almış. Önce tüm planları çizmiş, sonra inşaatın her aşamasında çalışmış. Heykelleri yapmış. Tanımlaması zor sofistike, düşünsel temeli olan bir dünya yaratmış ama finansal zorluklar onu hiç bırakmamış. Sonunda bölgede bir çok tesisi bulunan Dorak Holdingle yolu kesişince düzlüğe çıkmış. Yeni bölümler ilave etmişler.

İşin en ilginci bu farklı dönemleri, tarzları bir araya getiren dekorasyon insana kitch gelmiyor. Tam anlamıyla uyumsuzluğun uyumunu yaratmış Turan Gülcüoğlu. Alaylı bir düşünür, mimar, felsefeci ve tasarımcı karşısında şapka çıkarmaktan, çılgın bir deha demekten kendini alamıyor insan.

Kapadokya’ya, Ürgüp’e giderseniz konaklayıp konaklamamak önemli değil, mutlaka gidip Sacred House’u ziyaret etmelisiniz. Bir şeyler yiyip içmek de mümkün. Yemeklere gelince onlar da odalar kadar sıra dışı.

Sacred House’un yanı sıra Hilton Double Tree’nin de şefi olan Hakan Açıl ve Turan Gülcüoğlu mönüyü birlikte oluşturmuşlar. Mönü otelin dekorasyonla paralel anlayışta. Ermeni Usulü Borç çorbası, tarhana çorbası, Roma, Ermeni, Rum ve Osmanlı mutfaklarından mezeler, karnıyarık gibi Anadolu’da yaşamış farklı kültürlerin yemeklerinden oluşuyor.

Ayrıca 16. yüzyılın ünlü şeflerinden Scappi’nin tariflerinden esinlenen yedi farklı baharat ve dört farklı şarapta dinlendirilen ‘Mürdüm erikli, vişne soslu dana kaburgaya sarılı ağır ateşte bonfile gibi deneysel yemekler de var.

Bambaşka bir boyuta geçip, huzuru yakalamak isteyenlere şiddetle öneririm. 2014 yılında Trip Adviser’dan ‘Mükemmellik Sertifikası’ alan Conde Nast Traveler gibi bir çok dergi ve seyahat sitesinden de tasarım ve innovasyon ödülleri bulunan Sacred House ucuz bir otel değil doğal olarak ama sunduğu deneyim böyle bir dünyadan hoşlananlar için gerçekten eşsiz...