'Kurt Seyid ve Şura'nın setine bir rüya gibi gittim geldim!

Yeni televizyon fenomeni olmaya aday Kıvanç Tatlıtuğ'lu 'Kurt Seyid ve Şura' dizisi 4 Mart'ta başlıyor. Hikâyenin yazarı Nermin Bezmen'le dizinin kendisine hissettirdiklerinden girdik Tolga Savacı'yla beraberliğinden çıktık.
'Kurt Seyid ve Şura'nın setine bir rüya gibi gittim geldim!

Uzun yıllardır tanıdığım, kişiliği, hayata karşı duruşuyla saygı duyduğum kadınlar arasında yer alan Nermin Bezmen’le oturup konuşmak büyük keyiftir. Onunla her sohbetten bir şeyler alarak ayrılırsınız. Sözcükleri yazıya dökmekte de ustadır. Sayıları on üçü bulan romanları ve denemeleri bunun en büyük kanıtı. 4 Mart Salı gününden itibaren Star’da ekrana gelecek ‘Kurt Seyid ve Şura’ öncesi buluştuk. Diziden son kitabına ve özel yaşamına uzanan keyifli bir sohbet yaptık...

İlk romanın dizi oldu. Galiba bu yılın en çok ses getiren dizisi olacak. St. Petersburg’daki sete gittin mi?
Evet, geçen hafta dört gün çekim ekibiyle beraberdim. Daha önce konuşmuştuk hatırlarsın, kitabı yazarken özellikle gitmemiştim St. Petersburg ve Moskova’ya. Çünkü çalışma sürecim ruhsal olarak o kadar yoğundu ki, anlattığım Çarlık devri ve onun insanlarını artık yerinde bulamayacağım için hayal gücümü kırar gibi gelmişti.

Neler hissettin yıllar sonra gidince?
Çok enteresan oldu. Kitapta sayfalarla anlattığım yerleri dolaşmak, içinde yaşamak çok tuhaf bir duyguydu. Çok iyi bildiğim, daha önce gördüğüm bir yere geri dönmüş hissine kapıldım açıkçası. Ve çekimdeki oyuncu arkadaşlar aynı şeyi söyledi. “Kitapta satır satır anlattığınız her mekân tasvir ettiğiniz gibiydi. Çünkü S. Petersburg hiç bozulmamış bir şehir. Bir biblo gibi korunmuş, zaten başlangıçta da biblo olsun diye inşa edilmiş, kuruluş amacı ve özen gerçekten belli oluyor. Ama çok soğuktu, sokak sokak gezme fırsatım olmadı, zaten zamanı sette geçirmek istedim.

Set gözlemlerin nasıl?
Arkadaşların ne kadar o ruha girdiklerini hissetmek benim için çok önemliydi. Yürekten çalışıyorlardı. Tabii mekânların orijinal olması, sarayların, yolların Neva Nehri’nin kıyısına kadar hiç bozulmadan kalması ekibi de zamanın ve mekânın o yolculuğuna sokmuştu. Çok çok mutlu oldum, rüya gibi gittim geldim.

Uzun sürdü St. Petersburg çekimleri değil mi?
Evet, iki aya yakın bir süredir oradalar. Hilal Sarar 160 kişilik bir ekiple orada. Hilal, ekibe çok hakim bir maestro gibi onu izlemek bile kendi başına heyecan verici. Kendi başına bir roman konusu olabilir.

Şimdi en heyecanlı kısmını beraber yaşayacaksınız, tekrar gidiyorsun St. Petersburg’a. Salı akşamı ekip olarak ilk bölümü nerede izliyorsunuz?
İnan ben de sabah kendime sordum. Sette mi izleyeceğiz yoksa akşam bir yere mi gideceğiz, bilmiyorum henüz. Çünkü onların çekimi devam ediyor ve sabahlayacakları bir günün ertesinde dizinin gösterimi.

Bütün olarak diziyi izleyen var mı?
Onu bir tek yönetmenimiz ve kurgudaki arkadaşlar biliyor. Ben de herkesle beraber o heyecanı ilk akşam yaşamak istiyorum.

Yıllar öncesinden konuştuğumuzu hatırlıyorum, bu roman hep filme çekilmek istenmişti değil mi?
Bu romana kanımdan canımdan olmasının getirdiği bir sahiplenme duygusu var. İçinde her kullandığım kelimeye, her duyguyu anaçlıkla sahiplenmem vardı. Dolayısıyla yıllardır gelen hem sinema hem dizi tekliflerine hiç içim ısınamamıştı. Senaryo da yazdığım için dizinin matematiğini biliyorum. Romana ne kadar sadık kalınacağı, yönetmenin, senaristin aynı zamanda oyuncunun yüreğinden neler geçtiğine çok bağlı. Fakat tastamam bir zamanda tastamam bir ekiple yola çıktığıma dair çok büyük güvencem oluştu.

Senaryo yazım aşamasına dahil olmuş muydun?
Senaryoyu Ece Yönenç yazıyor, çok kuvvetli bir kalemi var. Ben danışmanlığını yapıyorum. Çünkü hikâyenin tamamına vâkıfım ve kitabın içine koymadığım detaylar var. Dizi tutar da devam ederse bilgiler bende...

13 bölüm olarak mı yola çıkıldı?
Bir sezon olarak yola çıkıldı. Aslında uzun bir hikâye, tutarsa kahramanların bütün geçmişleri elimde günümüze kadar gelebilir. Sonuçta televizyonun dinamikleri çok farklı. Günün aktüalitesi ne olacak, şimdi ilk bölüm çalkalanan bir dönemin içine düşüyor. O gün o saatte Türkiye’de ne patlar, insan ne sürprizlerle karşılaşır onu hiç bilemiyoruz. Ama yapılabilecek en güzel kurgu hazırlanabilecek en güzel mekânlar ve en mükemmel oyuncular bir araya getirildi. Ay Yapım gerçekten hem Ekrem hem Kerem Bey satır satır romanlara vâkıflar. Yönetmen, senarist öyle, gerçekten benim gözümden bakarak değerlendiriyorlar, hiçbir masraftan kaçınmıyorlar. Çünkü bu bir dönem filmi, her türlü yapılabilirdi.

Kıyafetleri nasıl buldun?
Yani yakından görmesem bu kadar titiz yapıldığına inanmam çok zor. Gerçekten 1916’da bir aristokrat gardırobunu açsa ve karşısına çıksa giyebileceği kıyafetler. İçinde hiç sahtelik, ucuza kaçma yok. Dönemi yansıtan, birbirinden farklı yüzlerce kıyafet yapıldı. Kumaşlarıyla takılarıyla harika bir görsel şölen de olacak aynı zamanda.

Türkiye’de önemli bir kişiliksin, ünlü bir romancısın ama bu dizi daha başlamadan bir fenomene dönüştü, biraz Kıvanç Tatlıtuğ’un aurasının etkisi mi?
Tabii ki onun da çok büyük bir rolü var. Benim fan sayfalarımda sadece okuyucularım varken şimdi bakıyorum Kıvanç’tan, Farah’tan dolayı katılımlar var. Onların daha önceki dizilerini Balkanlar’da, Arap ülkelerinde, İsrail’de izleyenler birdenbire gruba katıldılar. Biraz bir çığ gibi çoğalan bir hayran kitlesi oldu. Bakalım hepsi buluşa buluşa diziyi nereye kadar taşıyacak.

Bir dönem dünyayı Latin dizileri kasıp kavururdu şimdi Türkiye dizileri aynı etkiyi yaratıyor, hem Batı hem Doğu’da...
Ben aslında hiç dizi izlemediğim için hepsini haber olarak biliyorum. Ben ilk defa bir dizi izleyeceğim.

Şimdi bir dizi fanatiği olmak da var. Diğer dizilerde neler oluyor, hangi dizi ne kadar izleniyor diyerek...
Yok o konulara hiç girmek istemiyorum. Onu bir kere yaptım. Hikâyesini benim yazdığım, ailemin içinden çıkan bir öyküyü anlattığım ‘Bir Günah Gibi’ adlı bir dönem dizisi vardı. Kanal da çok istemişti ama dört bölüm sonra sona erdi. İşte o dönemde yapımcının yaptığını yapıp her diziden sonra reytinglere filan girdim. O ölümcül bir şey, hep iğne üstünde, sırat köprüsünden geçer gibi bir duygu veriyor insana.

Zaten büyük bir olasılıkla ilgi toplayan bir dizi olacak ve yeni bir kadın star da doğacak: Farah Zeynep Abdullah. Çok duru bir oyunculuğu ve güzelliği var...
Gerçekten de çok duru bir kız. Seçimlerde hiçbir yaptırımım olmadı ama Şura’yı kim oynayacak acaba diye çok titizleniyordum. Benim anlattığım kadın aslında çok feminen ama ‘femme fatal’ bir kadın değil. Duru bir dişiliği var. Seks kokarak bakmaya çalışan, 20 yaşında botox’lanmış, seksi çağrıştıracak bir duyguyla bakmaya uğraşan o genç oyuncuları gördüğüm zaman ürküyordum. Çünkü seksapel öyle bir şey değil, bir kadınla doğar zorlamayla olmaz. Devrin romansını yansıtacak makyajsız bir güzellikle sadelikle sevgi ifadesini verebilecek narin ama aynı zamanda çok cesur ve kuvvetli bir kadın bu da çok zordur. Vücut diline yansıyan bir karakter nasıl biri olacak derken Farah Zeynep’in fotoğrafını gördüm ve tamam bu dedim.

Diğer oyuncuları nasıl buldunuz?
Gerçekten tüm karakterleri kılı kırk yararak seçmişler. Yakın arkadaşlarını oynayan isimlerle de St. Petersburg’da tanıştım, onlar da bire bir uymuş. Çiz deseler de o tipleri çizerdim. Zaten geçen haftaki yazımda “Dedem kendi filmini yapıyor olsaydı bu ekibi seçerdi” dedim.


TOLGA KALBİMDE NİŞ BİR ALAN AÇTI

Tolga Savacı ile beraberliğin nasıl gidiyor?
Çok çok iyi, beşinci senemize girdik. Biz Pamir’le 34.5 sene geçirdik. Koca bir yaşam dilimi. Çok insanın çok yanlış bir inancı var, belki kolaylarına geliyor, belki başka türlüsünü bilmedikleri için. Ama benim için hayattaki hiçbir sevgi diğerinin yerine almaz ya da yerine gelmez. Bu çocuklarınız için de arkadaşlarınız için de yaşadığınız sevgiler için de geçerli. Var olmuş ve çok güzel yaşanmış bir aşktan sonra sonsuzluğa yolculuğa çıkmış taraflardan biri diğerini yalnız bırakıyor. Anılar hep orda ama rüyanın ya da gerçek dünyanın bu kısmında geri kalan yalnız.

Kendini şanslı bir kadın görüyor musun?
Çok. Pamir’den sonra benim hayatıma bu anlamda biri girmesi çok zordu. Tolga özgüveniyle ve verdiği sevgiyle o kadar tamam bir yerde ki çok cesur bir iş yaptı. Pamir’den sonra kalbimde kelebekler uçuşturacak bir erkek çok zordu. Tolga bunu başardı. Pamir sırtımdaki küfede olan bir hayat ve Tolga bu durumdan da hiç komplekslenmedi. Hiç kıskançlık yapmadı. Çok şükür ki zor anlarımda başımı omuzuna dayayıp ağlayabileceğim Tolga gibi bir erkek geldi hayatıma. Tolga benim kalbimde kendine ait bir niş açtı, onu besliyor büyütüyor.