Maça Kızı'nda lahmacundan öte konuşulacaklar da var

Bu bir arz talep meselesi. Kimse kimseyi zorla bu tür pahalı yerlere sokmuyor. Bodrum'da gidilecek daha ucuz yerler de var
Maça Kızı'nda lahmacundan öte konuşulacaklar da var

50 liraya lahmacun-ayran, fakir yiyeceği, zengin oteli, gazeteci duruşu polemiklerinden ortalığın toz duman olduğu, gazetecilerin köşelerinde müthiş analizler yaptıkları, İbrahim Tatlıses’in lahmacunlarında 9 gram kıyma olduğunu öğrendiğimiz günlerde Maça Kızı’ndaydım. İş dünyasından kimi isimlerin ve küçük bir gazeteci grubunun katıldığı davetin ev sahibi de Mey’in CEO’su Galip Yorgancıoğlu’ydu.
1977’de Ayla Emiroğlu’nun açtığı, yıllar boyu bohem sanatçıların, yazarların, gazetecilerin buluşma noktası olan Maça Kızı, biraz 2000’lerin başındaki değişim rüzgârları biraz da Amerika’da yaşayan oğlu Sahir Erozan’ın katkılarıyla önce çehresini sonra da hedef kitlesini değiştirdi. Ve kısa süre içinde yeni eğilim ‘sade lüks’ peşindeki zenginlerin mekânı oldu. 18 yıl Washington’ın en ünlü restoranlarından biri olan Cities’i işleten Erozan, yedi yıl kadar önce de restoranını devrederek İstanbul’da Tuus adlı bir restorana ortak olmuştu. Zamanlaması daha da önemlisi yeri yanlış olan Tuus iki yılın sonunda iş yapmayınca kapılarını kapadı. Sahir Erozan da tüm enerjisini Bodrum’daki Maça Kızı’na vermeye başladı. 

Maça Kızı birçoklarının dillendirdiği gibi hem konaklaması hem de restoranıyla gerçekten pahalı bir yer. Ama İstanbul, İzmir, Antalya ya da Bodrum’daki benzerlerinden fazla fiyat farkı yok. Ve tüm pahalılığına rağmen benim iki günde gözlemlediğim kadarıyla özellikle hafta sonları tıklım tıklım dolu.
İnsanlar birbirinin üzerinden atlayarak denize giriyor. Akşamüstleri bar başı iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalık. Belli ki durumdan buradakiler şikâyetçi değil. Maça Kızı’nın 18 üstü hemen her yaş grubundan müşterisi var. Zaten servis ve yemek kalitesine de söylenecek söz yok. Sahir Erozan’ın İzzet Çapa’ya verdiği röportajda söylediği gibi “Margarita pizza 35 lira oluyorsa lahmacun neden olmasın?” 

Nihayetinde bu bir arz-talep meselesi. Kimse kimseyi zorla bu tür pahalı yerlere sokmuyor. Maça Kızı tek seçenek de değil. Bodrum’da da Türkiye’nin başka yerlerinde de gidilebilecek çok daha ucuz yerler var. Eğer buraya cazibesi, prestiji, konforu ya da başka bir özelliği için gidiyorsak ya da gitmek istiyorsak bedeli belli. Ayrıca sürpriz de yok. Bütün fiyatlar mönülerinde yazıyor. Zaten oraya giden de fiyatını biliyor.
Aslında ben bugün Maça Kızı’nın gizli kahramanı, gerçekten çok özel yemeklerin ardındaki isim şef Aret Sahakyan’ı anlatmak üzere yola koyulmuştum ama gündemden dolayı uzun bir girizgâh şart oldu!

Yıldız şef Aret Sahakyan
İstanbullu Aret Sahakyan 1977 yılında liseyi bitirince üniversite eğitimi için Amerika’ya gider. Washington’da işletme okurken kendisi gibi İstanbul’dan gelen Sahir Erozan’la tanışır, arkadaş olurlar. Aret okul bitince babasının restoranı olan İtalyan bir kızla evlenir ve orada çalışmaya başlar. Önce çırak, sonra usta derken bir daha mutfaktan çıkmaz. Ama birkaç yıl sonra eşinden ayrılınca işinden de ayrılmış olur.
O yıllarda Cities adlı restoranını açan Sahir Erozan’ın teklifiyle iki yıl kadar Cities’de çalışır. Sonra ayrılarak Culinary Instutete of America’da kurslara katılır. Ardından Francesco Ricchi, Jean- Louis Palladin gibi Michelin yıldızlı şeflerle çalışır.Birkaç yıl sonra tekrar Cities’e döner ve o günden itibaren de Erozan’ın her projesinde beraber olurlar. 

Aret Sahakyan beş yıldır yazları Bodrum’da, kışları da Amerika’daki ailesiyle geçiriyor. Bir ayını da İspanya, İtalya ve Fransa gibi ülkelerde yemek keşiflerine ayırıyor.
Şef Aret bir yandan Maça Kızı Ayla Hanım’ın yemek geleneğini sürdürürken bir yandan da çok başarılı bir ‘fine dining’ Akdeniz mutfağı sunuyor. Öğlenleri sebze, baklagiller, Ege otları, deniz ürünleri ağırlıklı bir mönü var. Bir sezonda iki ton zeytinyağı tüketiliyormuş. Köfteleri, taze makarna, mantı, pizza, lahmacun, pide gibi tüm hamur işleri çok lezzetli. Ekibiyle birlikte bize özel hazırladığı sofrada sunduğu yedi çeşitli mönü ise tek kelimeyle kusursuzdu. Deniz kerevetli, fesleğenli kavunlu soğuk çorba, Tarak sote ve uykuluk yahnisi, domates ve portakal soslu barbunlu kabak çiçeği dolması, marine kiraz ve badem sütlü dondurma eşliğinde sunulan beze tam bir yaratıcı şef mutfağı örneğiydi. 

Aret altı ayla ve Bodrum’la sınırlanacak bir şef değil. Gastronomi merkezlerinden biri olma yolunda hızla ilerleyen İstanbul’a da gelmeli. Zaten onun gönlünden geçen de bu. Şimdilik kışları farklı mekânlarda kısa aralıklarla, ‘pop-up’ restoran açmak istiyor. Sahir Erozan’la birlikte yeni bir restoran açma planları ise şimdilik sadece düşünce aşamasında. Aret Sahakyan hem yemekleri hem de kişiliğiyle Türk mutfağına büyük bir kazanç, iyi ki Türkiye’ye dönmüş...