Mehmet Ali Alabora Gezi'yi konuşmak istemiyor

Slow Food Terra Madre etkinliğinin bu yılki ana konuşmacılarından biri olan Mehmet Ali Alabora konuşmasında Gezi'den hiç söz etmedi. İstanbul özlemi konuşmasından hissediliyordu ama vurguladığı toprak anaya tepeden baktığımız ve ona hor davrandığımız oldu...
Mehmet Ali Alabora Gezi'yi konuşmak istemiyor

Mehmet Ali Alabora ve Defne Koryürek

Dünya nüfusunun yarıdan fazlası şehir merkezlerinde yaşamını sürdürüyor. Büyüme trendlerine göre 2030 yılında, yani sadece 15 yıl sonra bu oran yüzde 70’e yükselecek. Geçtiğimiz hafta bir Slow Food etkinliği olan Salone del Gusto ve Terra Madre alanlarında binlerce kişiyle birlikte köylülerin, küçük üreticilerin tezgahlarının önünde dolaşırken bu gerçeklik de hep aklımın bir köşesindeydi.

Zaten bu yılın ana teması olarak ‘Kentsel Çiftçilik’ seçilmişti. Dünyanın farklı köşelerinden gelen kentsel tarımcılar, gönüllü aktivistler kentlerde sürdürülebilir tarım örneklerini tartıştılar. Kimisi New York’taki çatı bahçeciliğini, kimisi Singapur’daki dikey çiftçiliği, kimisi Bostan’daki halk bahçelerini, kimisi Paris’teki kentsel arıcılığı, kimisi de İstanbul’daki Yedikule bostanlarını anlattı.

Her geçen gün artan kentleşme, tarım alanlarının azalması gerçeğini de yaratıyor. Bu eksikliği kentsel tarım uygulamalarıyla gidermek ne kadar mümkün bilmiyorum ama başka çaremizin de olmadığı ortada. Köylülerin, küçük üreticilerin deneyimlerine, bilgilerine her zamankinden daha çok ihtiyaç var. Kırsal kesimde yaşayanlarla kentlilerin iletişimi geleneğin sürdürülmesi ve gastronomik kültürün gelişmesi için çok önemli.

Gitmeden önce Slow Food Türkiye’den Defne Koryürek ile yaptığımız söyleşide değindiğimiz gibi, Türkiye’nin önde gelen sanatçılarından ve kent yaşamı üzerine kafa yoran sivil toplum aktivistlerinden biri olan Mehmet Ali Alibora’nın etkinliğe ana konuşmacılardan biri olarak davet edilmesi çok önemliydi.

Mehmet Ali Alabora da benim gibi Terra Madre koridorlarında dolaşırken dünyanın dört bir yanından gelen üreticiler ve ürünler kadar, gözlemlediği kentlilerin aldığı hazdan da etkilenmiş.

“Toprak ana bize bunca şahane lezzeti sunmuş, sunmaya devam ediyor. Hepsinden ayrı keyif alıyoruz ama hala ona tepeden bakıyoruz. Onun meyvelerinin keyfini çıkartmaktansa ekonomik büyüme gibi kavramlarla kafayı bozmuşuz” diyor.

Alabora, konuşmasının başlığı "ortak kent alanları" (collective urban spaces) olsa da, konuşmasında bu alanları Terra Madre’deki izlenimlerinden etkilenerek, belki biraz da Gezi’den kaçmak için "haz alanları" (spaces of joy) olarak tanımlamayı tercih etmişti.

Kendisiyle buluşup konuştuğumuzda özel bir söyleşi yapmak istediğimi de söyledim. Ancak ne Gezi olayları ne de şu anki özel yaşamını konuşmak istemediğini söyledi. Sonuçta şimdilik Slow Food’ta yapacağı konuşmayla yetinmeye karar verdik.

Ona göre, “Gençler genel olarak fast food tüketicisi olarak algılanıyorlar, tıpkı çoğunlukla apolitik olarak algılandıkları gibi. Onların farklı bir ilişki kurma ve karşı çıkma biçimi var. Yeni neslin politik davranışları eski politik reflekslerden farklılık gösteriyor. Uzun zaman ignore (yoksay) tuşuna tıklayabiliyor ve sessiz kalmayı seçebiliyorlar, ama zamanı geldiğinde ebeveynlerinin daha önce görmediği ölçüde tepkiler verebiliyorlar. Her geçen gün daha fazla genç doğal yiyeceklere, yerel lezzetlere, gizli kalmış tatlara ilgi duymaya başlıyor. Gün geçtikçe daha çok genç GDO karşıtı kampanyalara katılıyor”.

Mehmet Ali Alabora’yı birileri çok fazla hayal kırıklığına uğratmış olmalı ki konuşmak istemiyor. O da belli ki bir süreliğine ‘Yoksay’ tuşuna basmış, yoluna devam ediyor...