Mimarlık dünyası kendini sorguluyor

Venedik 14. Mimarlık Bienali bu kez mimarların yapıtlarını sergilediği bir etkinlik değil. Bienal bu kez modernliğin 100 yıllık gelişimini masaya yatırıyor....
Mimarlık dünyası kendini sorguluyor

Venedik kuşkusuz dünyanın en özel, en kendine has kenti. San Marco meydanında kalabalıklar ortasında değil ama Venedik Bienali’nin ana mekanlarından Giardini Parkı’nda baş döndürücü ıhlamur kokularını içinize çekerek yürürken bunu çok daha iyi hissediyorsunuz. Her açıdan özel bir kentte olduğunuzu anlıyorsunuz.

İlk kez katıldığım Venedik Mimarlık Bienali beni çok heyecanlandırdı. Bu yıl bienalin küratörlüğünü kuşağının en önemli mimarlarından ve dünyanın gidişatını en çok etkileyen 100 kişiden biri kabul edilen Rem Koolhaas üstlenmiş.

Koolhaas, Venedik 14. Mimarlık Bienali’nin üst başlığı ‘Fundamentals/ Temeller’ olarak belirlemiş. Sergiler, ‘Absorbing Modernity/Modernliği Özümsemek’, ‘Elements of Architecture/Mimarinin Elemanları’ ve ‘Monditalia/İtalya portresi’ olmak üzere üç alt başlık altına ayrılmış.


MİMARİNİN ELEMANLARI
Bienalin Giardini’deki merkez pavyonuna girer girmez salonda kurulmuş dev bir ekranda sinema tarihine geçmiş yüzlerce filmden seçilmiş, farklı karelerin yer aldığı bir kolajla karşılaşıyorsunuz. Kimilerini daha önce gördüğünüz filmlerden unutulmaz asansör, pencere, tuvalet, koridor, şömine, merdiven sahneleri sizi aynı zamanda mimari bir yolculuğa çıkarıyor.

Sonra binanın içinde koridorlara, odalara bölünmüş sergileme alanında döşeme, kapı, pencere, balkon, koridor gibi binaları bina yapan mimari elemanların geçmiş, günümüz ve gelecek versiyonlarının yer aldığı sergiye geliyor sıra. Bu bölüm aslında izleyiciyi bir anlamda Giardini ve Arsenale’deki hatta kentin farklı köşelerindeki binalarda yer alan ‘Moderniteyi Özümsemek: 1914-2014’ sergilerine de hazırlıyor.

ESTETİĞİN GÜCÜNE İHTİYACIMIZ VAR
Derken kuş seslerinin, şiirin, çürümüş toprak, ağaç ve beton kokularının, birbirine karıştığı bir binaya giriyorum. Burası Danimarka pavyonu. Duvarlarda Niels Bohr ve Einstein’in kuvantum mekaniği tartışmalarından bölümler var. Sonra birbiri ardına sıralanmış üç odaya geliyor. Ziyaretçiden beklenen dokunmak, koklamak, dinlemek ve hissetmek.

İlkinde toprağın üstünde yürüyor, duvarlardaki ağaç kabuklarının kokusunu içinize çekiyorsunuz. İkinci odada yerleri yaprakların kapladığı, kelebeklerin uçuştuğu bir ormandasınız. Ardından bembeyaz duvarların çevrelediği küçük bir odaya adım atıyorsunuz. Mutlak sessizlik ve beyazlık.

“Estetik tüm duyuların birleşiminden ortaya çıkan bir duygudur” diyen Danimarka pavyonunun küratörü Stig Andersson’a göre estetik aklın tamamlayıcısı ve geleceğin karar verme süreçlerinin temeli.

Aslında Danimarka pavyonu Danimarka’nın geleceğinin tartışıldığı DK 2050 projesinin de bir parçası. Bu projede iki temel güç olan akıl ve estetikle geleceğin şehirlerini kurup kuramayacaklarını tartışıyorlar.

MODERNLİK: VAAT YA DA BELA
Çok ünlü bir mimar, tarihçi ve akademisyen Jean- Louis Cohen’in küratörlüğünü üstlendiği ‘Modernity, Promise or Menace/ Umut ya da tehdit’ başlıklı Fransız pavyonu da bienalin ufuk açıcı bir başka bölümü. Serginin ana teması Fransa’nın 1945’e dek mimari modernleşmeye katkısı ve 1945’den günümüze Amerikan akımlarından nasıl etkilendiği.

İlk dönem, 1938’de yapılan ilk toplu konut diyebileceğimiz evlerin, İkinci Dünya Savaşı’nda Drancy’de Yahudilerin yerleştirildiği kampa nasıl dönüştüğü bir belgeselle anlatılıyor. İkinci dönem ise Jacques Tati’nin ve Jean-Luc Godard’ın filmlerinden sahnelerle aktarılıyor. Tati’nin 1958 tarihli ‘Amcam’ filmindeki Villa Arpel’in maketi de sergileniyor. Her iki örnek de modernleşmenin nasıl bir anda felakete dönüştüğünü mükemmel biçimde gözler önüne seriyor.




İSTANBUL’UN HAFIZA MEKANLARI
Bienal sergilerinin en iyileri arasında gösterilen Murat Tabanlıoğlu’nun küratörlüğünü üstlendiği ‘Places of Memory/Hafıza Mekanları’ başlıklı Türkiye pavyonunda ise genel olarak İstanbul’un son 50 yıldaki gelişimine odaklanıyor. Baş döndürücü bir hızla devam eden kentsel dönüşüm karmaşasında kaybettiklerimiz, kaybetmek üzere olduklarımız, içinde yaşayanların hissettiği tedirginlik başarılı bir biçimde kente yabancı olanlara bile aktarabiliyor.


EV SAHİBİ ÜLKEYE GENEL BAKIŞ
Bienalde bu yıl ilk kez İtalya’ya özel bir bölüm ayrılmış. Arsenale’de Monditalia başlığı altında dans, müzik, tiyatro, sinema ve yaşam kültürü mimarisiyle iç içe anlatılarak ev sahibi ülkenin kapsamlı bir portresi çıkarılıyor.

Her ülke 100 yıllık süreçte kendi modernleşme serüvenini, önemli mimari dönemeçlerini anlatsa da sonunda ortaya küreselleşmenin getirdiği, birbirine benzer yapıların öyküsü çıkıyor. Buna küreselleşme sürecinde ortaya çıkan her ülkede birbirinin aynı binaların, gökdelenler çağının sorgulanması da diyebiliriz.

Bienalin açılışına Türkiye’den bir çok mimar da davetliydi. Pavyonların çok büyük bir bölümünü dolaştıktan sonra izlenimlerimi, düşüncelerimi mimarlarla paylaştığımda doğal olarak çok farklı bir perspektiften baktıkları için benim kadar heyecanlanmadıklarını, mimarinin geleceği, paradigmaların değişme ihtimali konusunda da benim kadar iyimser olmadıklarını gördüm.

Birçoğuna göre kavramsal çerçeve içinde düzenlenen sergiler geçmişten günümüze 100 yıllık bir süreci gözler önüne sürüyor. Evet, çok ilginç konular yakalamışlar ama dünyanın mimari geleceğinin tümden değişeceği, betondan, gökdelenlerden toplu konutlardan da hemen öyle kolaylıkla kurtulabileceğimizi düşünmeyelim. İçlerinden bir tanesinin dediği gibi Rem Koolhaas’ın Pekin’de yaptığı devasa gökdelenler, beton yığını binalar da var. Ama ben yine de Koolaas’ı Hollanda’da yaptığı sokak tuvaleti ve otobüs durağıyla ve adeta bir araştırma merkezi gibi hazırladığı bienalle hatırlamak istiyorum...


GÖRÜLMESİ GEREKLİ 25 EN İYİ SERGİ
Ünlü Wallpaper Dergisi 2014 Venedik Mimarlık Bienali’nde görülmesi gerekli 25 sergi listesi yayınlamış. Bu listede hem Arsenale’deki Türkiye pavyonu hem de Zuecca Project Space kapsamında Zitella PalladianComplex, Guidecca’da sergilenen ‘The Yenikapı Project’ bulunuyor.


LİSTEDEN
İngiliz Pavyonu: A Clockwork Jerusalem
ABD Pavyonu:OfficeUS
İsviçre Pavyonu: Lucius Burckhard and Cedric Price
The Glass Tea House Mondrian by Hiroshi Sugimoto
New Zealand Pavillon: Last, Loneliest, Loveliest


Tuncer Çakmaklı
Türkiye’nin önde gelen mimarlarından Tuncer Çakmaklı da Venedik Bienal sergileri kapsamında Global Art Affairs’in davetlisi olarak Rialto semtinde Palazzo Bembo’da ticaret yaşam alanı ve inanç başlıkları altında cami, Bursa Hali ve Baden Baden’de enerji evi projelerini sergiliyor.




Tabanlıoğlu Mimarlık Kitabı
Günümüzün önde gelen mimarları arasında olan, yurt içinde ve dışında bir çok binaya imzalarını atan Murat ve Melkan Tabanlıoğlu, Venedik 14. Mimarlık Bienali sırasında mimarlık konusunda en önemli yayınevlerinden biri olan Skira Rizzoli tarafından İngilizce basılan ‘Transparency & Modernity Tabanlıoğlu Architects’ başlıklı kitaplarını da tanıttılar. Yayına Suha Özkan ve Philip Jodidio hazırladığı kitabın yalın ama bir o kadar da etkileyici tasarımı ise ünlü grafik sanatçısı Irma Boom’a ait.

Kitapta İstanbul Modern, Tripoli Kongre Merkezi, Astana Medya Merkezi, Doğan Medya Center, Zorlu Levent Ofisi, İstinye Evleri, Kanyon, Levent Loft, Milas Havaalanı gibi 26 proje öyküleriyle birlikte anlatılıyor. Çağdaş mimarlarımızın uluslararası ligde yer almaları her geçen gün artıyor...