Nerede o eski krallara layık sofralar!

Norveç Kralı ve Kraliçesi'nin Türkiye'ye gelişi onuruna verilen resepsiyondaki deniz ürünleri sofrası ülkenin deniz zenginliğini yansıtmaktan uzaktı.
Nerede o eski krallara layık sofralar!

Çırağan Sarayı ndaki resepsiyonun yemeklerini Norveçli şef Jostein Medhus ve Laledan ın şefi Tuncay Terzioğlu hazırlamıştı.

Bazı şeyleri gözümüzde çok büyütür ve önemseriz, sonra da hayal kırıklığına uğramamız kaçınılmaz olur. Ben de hafta içinde Norveç Kralı ve Kraliçesi’nin Türkiye’ye gelişi onuruna Çırağan Sarayı’ndaki dinleti ve ardından verilecek deniz ürünleri açık büfesinde krallara layık bir sofra ile karşılaşacağımı ummuştum.

Çünkü bir gece öncesi Norveç Denizcilik Bakanı’nın katılımıyla Çırağan Kempinski Laledan Restoran’da verilen yemek heyecandan ve balık çeşitlerinden yoksundu. Şef en klasik tarifleri yapmış. Doğrusu ‘Norveç Deniz Ürünleri Haftası’na gidince insan başlangıç ‘füme somon salatası’, çorba ‘sebzeli somon’ ve ana yemekte ‘fırınlanmış somon’la karşılaşınca biraz şaşırıyor.

Ama yine de kendimi mutlaka tüm enerjilerini yarın akşam saray kısmında verilecek resepsiyona harcadılar, orada günümüz Norveç mutfağını ve deniz ürünleri çeşitlerini layıkıyla tanıtacaklardır, diye avuttum.

30 yıl önce Norveç’e okumaya gittiğimde iki şey benim için bir ilkti. Sembolik de olsa krallıkla yönetilen bir ülkede hanedanın önemi ve turuncu rengiyle somon balığı. Zamanın prensi 5. Harald ve halk kızı eşi Sonja’nın, üzerinden on yıl geçmesine rağmen gazete ve dergilerde Külkedisi masalı tadındaki evlilik öyküleri hiç eksik olmazdı. Onlarsa aile geleneği olabildiğince mütevazı, sansasyonlardan uzak yaşamlarına devam ederlerdi.

Kral ve kraliçe ülkelerinde kaldı ama o dönemde yağlı ve kendine has bir kokusuyla pek de tercih etmediğim somon arkamdan tüm hızıyla ülkemize giriş yaptı. Ben de soframdan pek eksik etmedim onu. Biraz da bu yüzden olmalı Kral ve Kraliçe’nin onuruna Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Hayrünnisa Gül’ün katılımıyla düzenlenecek yemekte Norveç’in tüm deniz ürünlerinin, balık zenginliğinin resmigeçit yapacağını, aşçıların tüm hünerlerini döktüreceğini hayal etmiştim...

Açık büfenin de bir geceki yemekten pek bir farkı yoktu. Birbirinin kopyası soğuklar, pişmekten kararmış ve dağılmış brokoli, haşlanmış patates, havuç, pilav ve yanında somon. Neyse ki salonun yarısına bile yetmese de ünlü balıkları halibut ve lezzetli somon köftesi durumu biraz olsun kurtardı.

Hayal kırıklığımın bir diğer nedeni de Norveç mutfağının son yıllarda gerçekten büyük atak yapması, şef restoranlarının açılması. Bocuse d’Or gibi ünlü yemek yarışmalarında gösterdikleri performans. Ve son yıllarda İstanbul’a gelen Norveçli şeflerden yediğim birbirinden lezzetli balık yemekleri. Norveç’e gidenler de bilirler, pahalıdır belki ama iyi malzemeyle yalın ama lezzeti yerinde yemek yaparlar. 

Demek ki, “Kral sofrası da olsa yüzlerce kişi için yapılan yemeklerden ‘Krallara layık’ bir lezzet beklememek gerekiyor.” Ama bundan önceki yıllarda çok başarılı toplu yemek sofraları da gördüğümüzü söylemeliyim. İlk aklıma gelenler ‘Medeniyetler Buluşması’ ve Feriye’deki ilk ‘Wine of Turkey’ yemekleri. Umarım bundan sonraki etkinliklerde Norveç’in deniz ürünleri zenginliğini daha iyi yansıtan sofralarla çıkarlar konukların karşısına.

Bu arada gecenin en büyük sürprizi Kudsi Erguner ve arkadaşlarının Norveçli erkek çocukları korosu Sölv Guttene (Gümüş Çocuklar) ile birlikte verdiği ilahiler, nefesler ve Norveçli ünlü mistik şair Henrik Wergeland’ın şiirlerini harmanlayan mistik dinletiydi...

 




Sayılarla somon


Dünyada her gün
36 milyon öğün Norveç somonu yeniyor.

Bunun
660 bin porsiyonu Türkiye’de tüketiliyor.

Norveçliler
130 ülkeye somon ihraç ediyorlar.
En büyük pazarlar Rusya, Fransa.

Somon köftesi
500 gr somon fileto
(Derisiz, ince kıyılmış)
1 adet irice soğan
2 diş sarmısak
2 dilim bayat ekmek içi
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
Tuz, karabiber, kimyon
1 fincan ince kıyılmış maydanoz
Somon fileto ince ince doğranarak çok küçük parçalara ayrılır. Rendenin ince tarafı ile soğan, sarımsaklar ve ekmek içi rendelenerek somonlara ilave edilir. Daha sonra tüm diğer malzemeler ilave edilerek yoğrulur. Izgara köfte şekli verilerek tavada ya da ızgarada kızartılır. Patates püresi ve haşlanmış mevsim sebzeleriyle servis edilir.

 





YENİ AÇILANLAR

 

 


 

 

 

İstanbul’un her geçen gün büyüyen yeni yaşam merkezlerinden Göktürk’te birbiri ardına yeni lokantalar açılıyor. Bunlardan biri de kebapçı Adanalı Hasan Kolcuoğlu. 1910’da Adana sebze halinde açılan Kolcuoğlu, Adana’da metrelik kebabıyla meşhurmuş. Biz ona cesaret edemedik ama fındık lahmacun, oruk ve klasik Adana’nın lezzeti yerindeydi. Tulum peyniri, pidesi ve adına özel salatası da başarılı sayılır. Ancak birkaç küçük eleştirim var. Fındık lahmacunlar soğuk geldi, pastırmalı humusun pastırması kötüydü ve tatlılar biraz daha özen istiyor. İstanbul’da 14 tane Hasan Kolcuoğlu varmış. Sanıyorum ki artık şubeler franchising’le açılıyor. Türkiye’de bir standart tutturmuş lokantaların başında kebapçılar geliyor. İyi bir kuzu eti, kuyruk yağı, pulbiber ve biraz tuz Adana kebabın sırrı. Malzemede dürüst davranırlar, bir de iyi ustaları varsa gittiğiniz yerden memnun ayrılıyorsunuz. Kebap fiyatları 22-30 lira arasında değişiyor.