O sadece 'karadutum, çatalkaram' değildi...

Mari Gerekmezyan, bu gölgede kalmış 34 yıllık yaşamına müstesna bir aşk ve heykeller sığdıran sıradışı kadın nihayet gün yüzüne çıkıyor...
O sadece 'karadutum, çatalkaram' değildi...

Mari Gerekmezyan

'Mari Gerekmezyan…1946’da Belling’in öğrencisi olarak akademiyi bitiren Mari, Türkiye’nin ilk kadın heykeltıraşlarından. Şöhreti daha öğrenciliği sırasında başlayan, büstleriyle ödüller kazanan bu yetenekli sanatçıyı çok az sayıda insan tanıyor. O da Bedri Rahmi ile yasak aşkı ve onun ‘karadutum, çatalkaram’ şiirine konu olması, bir tür Rodin-Camille Claudel sendromu nedeniyle. Döneminin ve ait olduğu cemaatin sınırlarının dışına taşan özgür, sanatçı ruhu acılar çekmiş. Sadece 34 yaşında hastalanıp ölmüş. Heykellerinden geriye pek azı kalmış.”
İşin doğrusu sevgili arkadaşım Anna Turay geçen hafta bana bunları bir nefeste anlatıp, mutlaka sergiye gitmelisin diyene dek ben de tanımazdım Mari Gerekmezyan’ı.

Özel Getronagan Lisesi’nde okulun daha sonra sanatçı olan mezunlarının yapıtlarından oluşan bir sergi düzenlenmiş. Sergide Mari Gerekmezyan’ın tek bir büstü var. Ve büstle göz göze geldikten sonra onu unutmak mümkün değil.

Karin Karakaşlı’nın, anısına hazırlanan serginin kataloğunda yazdığı gibi “1940’lı yıllarda Türkiye’nin ilk heykeltıraşları arasına giren, büstleriyle ödüller alan, hayatını yaratmaya, yoktan var etmeye, kile, toprağa, ham malzemeye can vermeye adamış bir kadın sanatçıyı kim görmezden gelebilirdi ki? Hakikat bir çatlak bulup sızar, er geç gün yüzüne çıkar… ”

Evet, uzun yıllar adına dipnotlarda rastlanılan sanatçı ancak ölümünden 65 yıl sonra gün yüzüne çıkacak gibi görünüyor. Bilgi Üniversitesi Edebiyat Arşivi yöneticisi ve Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünde ders veren Sevengül Sönmez de uzunca bir süredir Mari hakkında araştırma yapıyor, kapsamlı bir kitap hazırlığı içinde:
Sizin nereden geldi aklınıza Mari Gerekmezyan?

Mari Gerekmezyan’ın ismini ilk kez Sabahattin Ali’nin mektuplarını yayına hazırlarken duymuştum. 1947’de eşine yazdığı bir mektupta “Zavallı Mari dün öldü” diyordu. Kimdir bu Mari derken, karşıma Türkiye’nin ilk heykeltıraş kadınlarından biri ve onun hüzünlü yaşamöyküsü çıktı. Sadece erkeklerin yaşamı değil, o dönemden bugüne gelen diğer kadın heykeltıraşlar kadar da bilinmiyor maalesef yaşamı.

Biyografisinde neler olacak?

Bu biyografide amacım, hayatını sanata adamış yetenekli bir kadının bulabildiğim tüm yönlerini, felsefeciliğini, öğretmenliğini anlatmak. Onu Bedri Rahmi’nin ‘Karadut’u olmaktan öte bir sanatçı ve kadın olarak anlatmak istiyorum.
Yaşamında neler öne çıkıyor?

Mari Gerekmezyan önce felsefe eğitimi almış, ardından da heykele gönülden bağlanmış bir sanatçı. Felsefe bilmek bir sanatçıya estetik olarak çok şey kazandırıyor. ‘Rastlantısal Güzellikler’ başlıklı yazısında “Sanatçı, tıpkı bir dalgıç gibi kendi benliğinin derinliklerine dalmalı, orada aramalı, incelemeli, gerekirse kanayışını dahi seyrederek koparmalı, çiğneyip atmalı bazılarını, çünkü o derinliklerde sadece inci ve mercan bulunmaz” derken de duruşunu ortaya koyuyor…

Teşekkürler Anna, Karin ve Sevengül... Bu gölgede kalmış, okulunu birincilikle bitirdiği yılın ertesi hayata gözlerini yuman, 34 yıllık yaşamına müstesna bir aşk ve heykeller sığdıran bu güçlü kadınla beni tanıştırdığınız ve daha birçoklarıyla tanıştıracağınız için... Sergi Karaköy’deki Özel Genotragan Lisesi’nde 30 Aralık’a dek görülebilir...