Oslo, temmuzda asla...

Kuzeyin en kişilikli kentlerinden biri olan Oslo'yu her yönüyle tanımak, gastronomik keşifler yapmak hatta sokaklarda Norveçliler'i görmek istiyorsanız temmuzda gitmeyin derim.

1980’li yıllarda üniversite eğitimim sırasında altı yıl kadar Oslo’da yaşadım. O dönemler Norveç mutfağı mı var ya ‘smör bröd/ açık soğuk sandviç ya da ‘lompe med pölse/ patates yufkalı sosis’ yerler deyip dalga geçilen yıllardı. Aslında geriye dönüp baktığımda bunda hep bir haksızlık payı olduğunu düşünürüm.

Deniz ürünleri başlı başına bir değerdi her zaman. Aynı zamanda geyik, koyun, dana ya da domuz etleriyle yaptıkları çok lezzetli yemekler de vardı, Fransa, İtalya ya da Türkiye mutfaklarında olduğu gibi yüzlerce çeşitleri olmasa da.

Uzun bir aradan sonra 2000’lerin başında gittiğimde yolların, liman bölgesindeki bir kaç modern binanın dışında hemen her şeyi bıraktığım gibi bulmak beni çok şaşırtmıştı. Hatta değişime böylesi direnmeleri hoşuma bile gitmişti.



Ancak geçen hafta sonu iki günlük kısa bir Oslo kaçamağından çok farklı duygularla, hatta biraz kafam karışık döndüm. Bu kısa turum aslında tam bir nostalji turuydu. Eski sevdiğim yerlere gidecek, öğrencilikte kalmayı hayal ettiğim otelde konaklayacak hem de bir-iki yeni yer keşfedecektim.

Ne de olsa son yıllarda İsveç ve Danimarka gibi Norveç de dünyanın yeni gastronomi destinasyonu oldu. Artık sadece fiyortlarını dolaşmak için değil restoranlarını keşfetmek için yeme-içme turları düzenleniyor. Altı yüz bin nüfuslu Oslo’da iki yıldızlı Maaemo; birer yıldızlı Statholdergaarden, Bagatell, Ylajall ve Fauna olmak üzere beş Michelen yıldızlı restoran var.

Planladıklarımın hemen hepsini -gastronomik keşifleri bir kenara bırakırsak- yaptım. Neden gastronomik keşif yapamadın derseniz temmuz neredeyse milli tatil ayı Oslo’da. Biz okuduğumuz sürece temmuzu hep kendi ülkemizde geçirdiğimiz için bu özelliğini ne yazık ki pek bilmiyormuşuz.

Kentin yeni cazibe merkezleri Aker Brygee ve Tjuvholmen’de Avrupa kentlerinde ve İstanbul’da her köşe başında karşımıza çıkan dünya mutfağı sunan yan yana dizilmiş çağın trendi brasseriler, bistrolar ve kafeler dışında Michelen yıldızlı restoranların tümü ve diğer iyi restoranların da büyük bir bölümü kapalı.

Açık olanlar da Amerikalı ve Uzakdoğulu turistlere fahiş fiyatlarla deniz ürünleri atraksiyonu yapıyor ya da salata varyasyonları sunuyor. Yüzlerce kişi omuz omuza aynı yemekleri yiyeceğimize ünlü atlama pistinin hemen yanı başında konakladığımız Holmenkollen Park Rica Hotel’in restoranı De Fem Stuer’de muhteşem Oslo Fiyord’u manzarasına karşı keyif yapalım deyip otelimize döndük.

Ama nafile buraya da tatil damgasını vurmuştu. Otelde mönü tabldot gibi üç çeşitle sınırlandırılmıştı. Hatta garsonun tüm yerler rezervasyonlu deyip bizi kötü bir yere oturtmaya çalışması, sonra koca restoranda gece boyu iki masa dört kişi olması Oslo’ya dair unutulmazlar arasında yerini aldı.

Ertesi gün öğleden sonra Frognerseteren Restaurant’ta göz gözü görmeyen karlı kış günlerinde trene atlayıp gittiğimizde yaptığım gibi kremalı elmalı turta ve kahve söyledim ama ne yazık ki o eski tadı bulamadım. Ya ben yaşlanmıştım ya pastalar bozulmuştu ya da nostalji böyle bir şeydi.

Oslo’da en iyi yemeği bu kez şehrin ilk özel modern sanat müzesi olan denizin hemen kıyısında inşa edilmiş ve her gidişimde mutlaka ziyaret ettiğim Hennie Onstad Sanat Merkezi’nin restoranında yedim. Tadını kuzey dışında başka hiçbir yerde bulamadığım karideslerle yapılmış salata ve balık çorbası.

Aslında diğer İskandinav kentlerinde, kasabalarında olduğu gibi Oslo’da da karides, üstüne mayonez, haşlanmış yumurta ve bir limon dilimi konmuş açık sandviç ve iyi bir patates-balık ikilisi yeter, başka şeye pek de ihtiyaç yok.

YEMEK FİYATLARI VE RESTORAN ÖNERİLERİ

Oslo’nun yemek fiyatları söz konusu olduğunda dünyanın en pahalı kentlerinden biri olduğu efsane değil. Ancak bu gözünüzü korkutmasın, benim gibi iyi yemek takıntınız yoksa bir öğünün maliyeti 100-150 lirayla sınırlı kalabilir. Bu arada içki fiyatları vergilerden dolayı Türkiye’yi aratmayacak düzeyde.

Deniz ürünleri, iyi bir balık derseniz iki katına çıkmaya hazır olun. Oslo’da Michelen yıldızlı restoran deneyimi yapmak isteyenler çıtayı biraz daha yükseltmeli. İki yıldızlı Maaemo’da yemeklere eşlik eden şaraplarla birlikte ödenecek tutarın dünyanın en iyi restoranı sıralamasında ilk sırayı alan Noma’dan çok daha fazla olduğu söyleniyor.

Tjuvholmen Sjömagasin, Gamle Raadhus Restaurant, Lofoten Fiskerestaurant, Theatre Caféen, Lille B, Oro, Solsiden, Restaurant Havsmak, Fru K Norveç mutfağının keşfedileceği, önerilen yerler arasında.

Norveç deniz ürünleri ve balıklarını hem en taze hem de en ucuz bir biçimde nerede yiyebilirim derseniz önerim Youngstorget’deki bir balıkçının içindeki birkaç masalı ‘Fiskeriet Restaurant’ ve Majorstua semtindeki sadece mevsimine göre balık sunan ‘Lofostua’.

Neredeyse çeyrek yüzyıl öncesinden keşfettiğim bu iki yer de Oslo’daki fiyat kalite dengesini tutturmuş ender restoranlardan. Ancak Lofostua temmuzda ve tüm tatillerde kapalı.
Kısacası bu görmeye gerçekten değer kenti her yönüyle tanımak, hatta sokaklarda Norveçlileri istiyorsanız temmuzda gitmeyin derim. Oslo ilkbahar, sonbahar ya da karlar altında güzel. Doğası ve müzeleri başta olmak üzere keşfedilecek çok şeyi var. Onlar da zaten yarınki yazımın konusu...