Oteller iyi de Taksim'e meydan gerek...

İstanbul'da tasarım, sanat ve butik otel konforuyla şekillenen beş yıldızlı otellerin sayısı her geçen gün artıyor...
Oteller iyi de Taksim'e meydan gerek...

Büyük kentlerdeki beş yıldızlı otellerin hemen hemen hiç birinin birbirinden farkı yoktur. Belki ilk girdiğiniz an ve konaklarken karşılaştığınız lüks, rahat yatak, kaliteli sabunlar, şampuanlar sizi etkiler ama çıktığınız an o otele ait hiçbir şey kalmaz aklınızda. Hatta çoğu zaman adını bile hatırlamaz, konumlandığı yere göre anlatmaya çalışırsınız. “Neydi o dekorasyon, kabus gibiydi o altın varaklı oymalı koltuklar, avizeler” diye akılda yer etmesi ise hatırlanmamasından çok daha kötüdür.

Ancak 2000’li yıllardan itibaren, insanların keyif için dolaşmaya başlaması tasarım otellerini tercih etmesi, beş yıldızlı otellerin de konseptlerini değiştirmeye yöneltti. Artık sıradan lüksün dışında bir farkındalık yaratmak zorunda olduklarını anladılar.
Son dönemde New York, Londra, Paris, Barcelona, Şanghay, Hong Kong gibi İstanbul’da da kişilikli, butik otel tadında beş yıldızlı oteller ortaya çıkmaya başladı. Bunlardan biri de iki yıl önce Taksim’de açılan Martı İstanbul Hotel.

Baştan itiraf etmeliyim ki ben aslında mobilyaların, objelerin renklerin mimari detayların gözüme çarpmadığı minimalist tasarım otellerini severim. Onların içinde kendimi iyi hissederim. Bu yüzden de tasarımını Zeynep Fadıllıoğlu’nun üstlendiği Martı İstanbul’a giderken biraz önyargılıydım.
Ancak, Taksim’de Habertürk binasının hemen yanındaki Martı Otel’in kapısından girince ilk izlenimim, İstanbul’un ruhunu yansıtan kişilikli bir kent oteli oldu.
Bu modern binayı ünlü mimar Doğan Tekeli yapmış. Fadıllıoğlu’nun gelenekselin çağdaş yorumu diye tanımlayabileceğim tarzıyla, Tekeli’nin yalın çizgilere sahip binası arasındaki ilişki bir anlamda zıtlıkların uyumu.
Mimari, tasarım, sanat çok başarılı bir biçimde hem İstanbul gibi bir kentin, hem de özelinde otelin hedef kitlesinin beklentilerine cevap verecek biçimde harmanlanmış. Renkleri ve desenleriyle geleneksel Osmanlı tarzını hatırlatan kumaşlar, halılar, aksesuarlarla neo-klasik mobilyalar bir arada.

Bugün İstanbul’da Point Hotel Barbaros, Divan Elmadağ gibi birçok otelde çağdaş sanat yapıtları, resimler, heykeller, yerleştirmeler var. Bu Martı’ya özel bir yenilik değil. Ama otelin ortak alanlarındaki sanat yapıtları otelin daha doğrusu Fadıllıoğlu’nun tasarım anlayışını yansıtacak olanlar arasından seçilmiş.

Kutluğ Ataman’ın ‘Su’ ve hat geleneğinden esinlenerek yaptığı ‘Göz’ adlı yapıtları, Devrim Erbil’in adeta bir İstanbul’un mimari ve tarihi panoraması çıkaran 147 yapıtı bu anlayışın en güzel örnekleri arasında. Keza İranlı sanatçı Saeid Esmaeily’nin İstanbul temalı beş yapıtı, Nihan Çetinkaya ve Cengiz Yatağan’ın farklı malzemeleri bir araya getiren 11 soyutlaması da öyle.

Odalara gelince onlar da otelin ortak alanlarıyla dil birliği içinde tasarlanmış. Yatak ve yastıkların rahatlığını, çarşafların zarafetini söylemeye gerek bile yok.
Ama banyo bölümündeki makyaj masası, puf gibi fonksiyonel detaylar ancak bir kadının düşünebileceği incelikte.
Kimi odalardaki hamam bölümü ise eminim turistlere çok ilginç geliyordur. Düşünsenize ilk kez geldiğiniz bir kentte o kültüre özgü önemli bir ayrıntı odanızda karşınıza çıkıyor. Tasından kesesine tüm ritüelleriyle yıkanabiliyorsunuz. Tellak bekleyenler ise spaya çıkmak zorunda sanırım!


Martı Otel lobi.

Martı aynı zamanda İstanbul’un en güzel teraslarından birine sahip. Terasta barı, restoranı var. Bazı akşamlar canlı müzik, tango, caz geceleri de yapılıyormuş. Hiç mi eksiği yok derseniz, ana restoran Brass’ta yemedim ama Mixo Terrace’nin yemeklerine ince bir dokunuş gerekiyor.

Bar tarzı bir yerde hızlı ve çabuk hazırlanacak yemekler yapılır genellikle ama tattıklarım biraz bu hızın kurbanı olmuş gibiydi. Kızartmalar ve deniz ürünleri başarılı sayılır, ancak pizza ve risotto gibi çeşitlere biraz daha özen gerekiyor.

Dana kaburga
Taksim ve çevresinde standartları yüksek birçok otel var ve her geçen gün yenisi yapılıyor. Ah bir de her geçişimde yüreğimi burkan, savaş sonrası kentin meydanı izlenimi veren Taksim Meydanı İstanbul gibi bir megapole yakışır hale bürünse, Gezi gerçek bir parka dönüşse, AKM restore edilip kapıları açılsa, yine orada konserlere, oyunlara, sergilere gidilse. Belki yaşanan acılar bir nebze olsun unutulur...