Resim yaparken ben müzik olurum

Abdurrahman Öztoprak'ın içinden müzik geçen resimleri Proje 4 L Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi'nde.

İstanbul’da yaz rehavetinin ardından sonbahar ayları hep dolu dolu geçer ama artık doludizgin, hatta yetişilemez bir biçimde sanat etkinlikleri birbirini kovalıyor. Mutlaka çok istediğimiz halde gidemediğimiz, kaçırdığımız sergiler, konserler, filmler, tiyatrolar oluyor.

Bunların içinde biri var ki ucundan yakalamasam çok üzülürdüm. Proje 4L Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi’ndeki Abdurrahman Öztoprak sergisi. Modern Türk Sanatı ve soyut resim dendiğinde ilk akla gelen isimlerden olan Abdurrahman Öztoprak’ın yapıtlarını görmek kolay değildir.

Proje 4L’nin kurucuları, çağdaş sanatın önemli koleksiyonerlerinden Sevda ve Can Elgiz büyük bir hayranlık duydukları, 25 yıllık dostları Abdurrahman Öztoprak için bir şeyler yapmak istemişler.

Aramızdan ayrılışının birinci yıldönümünde ortaya son dönem yapıtlarının yer aldığı, her ikisi de sanatçının adına yakışır ‘Öztoprak’ın Anısına’ başlıklı sergi ve ‘Yalın Soyut/ Pure Concrete’ adlı kitap çıkmış. Hem kitapta hem de sergide sanatçının 2000- 2010 yılları arasında ürettiği resimleri var.

Sanatla, müzikle yaşadım

1910 yılında ilk geometrik soyut resmi yaparak sanat tarihine geçen Kandinsky’den bu yana müzik soyut ressamların meselesi olmuş. Ölümünden 6 ay kadar önce “Müziği resimlerimde yansıtabilmek için 28 yıldır çalışma içindeyim” diyen Öztoprak’ın resimlerine bakarken müziği hissetmemek, düşünmemek mümkün değil.

Öztoprak her zaman “müziğin sadece akılla değil kalple de işitilebileceğini, resmin de aynı şekilde, akılla ve kalple yapılacağını” iddia etmiş.

Kırmızı, sarı, mavi, mor, kırmızı, yeşil, siyah, beyaz, altın ve gümüş hangi renk olursa olsun onun katman katman oluşan geometrik resimlerinde adeta piyano tuşlarını görüyor ve hayranı olduğu Beethoven’ın bestelerini duyuyorsunuz. ‘Yalın Soyut’ ise hem sanatçının hayranları hem de onu tanımak isteyen sanatseverler için paha biçilmez bir kaynak kitap. Aslında editörlüğünü Necmi Sönmez’in yaptığı kitap, 85. doğum gününde Abdurrahman Öztoprak’ın çağdaş sanat dünyasındaki yerini vurgulamak üzere yola koyulmuş. Ancak sanatçının 2011 Mayıs ayında aniden aramızdan ayrılmasıyla bir anma kitabına dönüşmüş ama onun onayladığı şekliyle yayımlanmış.

Kitapta onu ve sanatını anlatan tüm yazılar çok değerli. Ama özellikle Öztoprak’ın kendi kaleme aldığı ‘Sanatla Müzikle Yaşadım’ başlığını verdiği yaşamöyküsü ve bir çeşit inzivaya çekildiği Akyaka’da yaptığı resimleri için bu kitaptan edinmekte yarar var.

Üç yıl kadar önce adını aldığı Levent’ten Maslak Giz Plaza’ya taşındığında birçokları gibi ben de biraz uzak diye düşünmüştüm ama Elgiz Müzesi gökdelenler semtinde yaşayanlar için bir vaha. Aslında hemen yanı başındaki metro durağıyla ulaşım da çok kolay. 1 Ocak’a dek bu sergiyi görmek için vaktiniz var, bence kaçırmayın ve siz de resimlere bakarken kendi müziğinizi hissedin...

Anı söyleşiler

Bazen anı söyleşiler insana bir roman ya da öykü okumaktan daha keyifli geliyor, hele de işinin ehli isimler tarafından yapıldıysa. Nebil Özgentürk’ün hazırladığı, OPET’in kurucuları Nurten ve Fikret Öztürk’ün doludizgin yaşamlarını belgeleyen ‘Yokuşu Tırmanan Ömür’ bunlardan ilki. Kitapta Öztürk ailesi üyeleri içtenlikle düşüncelerini, duygularını anlatmış, özellikle de satır aralarında anlatılanlar çok etkiliyor insanı. El ele yaratılmış bir başarı öyküsü bu ama üç çocuk sanki sadece anneye aitmiş gibi algılandığı için Nurten Öztürk’ün zorluklarla baş edişi kim ne derse desin daha çok övgüyü hak ediyor.

Bir diğeri de Atatürk Baraj’ını yapan ünlü müteahhit, Ata İnşaat’ın sahibi Ertuğrul Kurdoğlu’nun 50 yıllık meslek yaşamını anlatan ‘Ben Buraya Hayallerimle Geldim’ kitabı. Bu kadar büyük işler yapıp da bu kadar mütevazı kalan işadamlarına hayran olmamak elde değil. Ülkü Karaosmanoğlu editörlüğünde hazırlanan kitap aynı zamanda demiryollarından otoyollara, termik santrallerden barajlara bir bakıma son 50 yıllık Türkiye’nin öyküsü gibi.