Şahane Misafir ya da hayaletlerin hayaleti

Ferzan Özpetek'in film dilini de senaryolarındaki insani ve ince işçiliği de seviyorum.
Şahane Misafir ya da hayaletlerin hayaleti

Anna Proclemer

Ferzan Özpetek’in ‘Şahane Misafir’ filmini 1 Nisan’da Özpetek ve Cem Yılmaz’la birlikte izledik. İki gün sonra da Pera Palas’ta buluşup röportaj yaptık. Bu iki mütevazı ve zeki insanla oturup konuşmak zaten çok keyifli ama gösterim öncesi duydukları heyecanı paylaşmak işin başka bir güzel yanı.
Ferzan Özpetek’in ilk filminden bu yana iyi bir izleyicisiyim. Yaptığı işe tutkuyla bağlı olması, hayata bakışı, duruşuyla saygı duyduğum yönetmenler arasında oldu her zaman. Film dilini de senaryolarındaki insani ve ince işçiliği de seviyorum.
‘Şahane Misafir’, kentte var olma savaşı veren, üstüne üstlük hayatı algılayışı gibi cinsel tercihi farklı yalnız bir gencin öyküsünü olduğu kadar, korkularla, kaygılarla baş edip olgunlaşmanın, geçmişle hesaplaşmanın önemini de anlatıyor. Hayaletlere inanmasam da korkumu yenene dek yalnız uyuyamayan, evin her köşesinden sesler duyan biri olarak filmi kendime yakın buldum. Her zamanki gibi “Bize insanlığımızı hatırlatan dürüst bir film izledim” duygusuyla çıktım.
Hepimizin çocukluğunun kış gecelerinde anlatılan hayalet hikâyelerinden titrediği olmuştur. Ama Ferzan Özpetek bıçak sırtı bir konu olan ve çoğunlukla korku filmlerinde karşımıza çıkan ‘hayaletleri’ farklı bir amaca hizmet için kullanıyor. Zaten onları ‘Fantasmi/ hayaletler’ değil, ‘presenza/ varlık’ olarak adlandırmayı seçmiş. Özpetek’in hayatın bir geçişi dediği bu varlıklar sayesinde geçmişle hesaplaşma ve korkulardan arınma var.
Ferzan Özpetek önceki filmlerinde olduğu gibi “Şahane Misafir”de oyuncu seçiminde de çok başarılı. Filmin başkahramanı, oyuncu olmak isteyen taşralı genç Pietro rolünde Elio Germano, arkadaşlarına ihanet eden, işbirlikçi oyuncu rolüyle Anna Proclemer’in yorumları muhteşem. Bu rol 89 yaşında olan, neredeyse unutulmuş bu çok ünlü tiyatro oyuncusu için de büyük bir değişiklik olmuş. Özpetek, neredeyse her gece Proclemer’in kendisini aradığını ve “Benim hayatımı değiştirdin sen tamamen” dediğini söylüyor.
Filmin oyuncularından Cem Yılmaz’a gelince.. Henüz Leman sergisinde genç bir çizer olduğu, alt kattaki salonda yapılan ‘talk show’a konuk olmaya başladığı günlerden beri tanıyorum. Başta espri anlayışına kendimi çok yakın hissettiğimi söyleyemem ama şimdi çok daha zekice olan sahne performanslarına, özellikle de oyunculuk yeteneğine hayran olmamak mümkün değil. Bu filmde de evlenip İtalya’ya yerleşen oyuncu Yusuf Antep rolüyle harikalar yaratıyor.
Filmin son karesi ise tüm filmi tartışmaya açıyor. Ama sonunu söylemek olmaz, söylesem de bu benim yorumum olur. Zaten Özpetek de “Filmin neresi hayal neresi gerçek onu seyirciye bıraktım” diyor. Yazımı dün yayımlanan röportajımızda her zamanki gibi yer sorunu nedeniyle koyamadığımız birkaç soruyla bitirmek istiyorum.

Setten eve dönerken içinizdeki huzur çok önemli
Ferzan Bey, sizin neredeyse 40 yıl önce yaptığınız yolculuk İstanbul’dan Roma’yaydı ama filmlerinizin ana temaları arasında taşradan gelen insanın uyum sorunları vardır?
Evet, İtalyanlara hep söylediğim gibi “Ben çok büyük bir metropolden küçük bir köye geldim”. Ortak nokta dışarıda kalmışlık diyebiliriz. Türkiye’de 12 yıl önce ‘Hamam’ filmini yaptığım zaman bir sürü protestolar, olaylar oldu. Ardından ‘Harem Suare’yi yaptım. “Oryantalist bu film Osmanlı’dan bahsediyor” dediler. Bugün Türkiye’de çevreme baktığım zaman Osmanlı’dan geçilmiyor.
İtalya’da da ‘Cahil Periler’ projesini götürdüğüm zaman bana “Ya Ferzan iş yapmaz, bu insanları ilgilendiren bir konu değil” dediler, çok az kopyayla çıkardılar ama film patlama yaptı. Ardından ‘Karşı Pencere’yi götürdüğümde de “Yaşlı bir adamla, Yahudi bir eşcinselle, tavuk fabrikasında çalışan bir kadının filmini kim gidip izler” dediler, İtalya’nın en çok iş yapan filmi oldu. Bu iki projeden sonra ‘Kutsal Yürek’ için “ Bu çok iş yapar” dediler tam tersi oldu. 

Sette nasıl bir Ferzan Özpetek var?
Çekim dönemleri en keyiifli olduğum anlar. Sette hiç gerginlik olsun istemem. Eğlenmek değil, mutluluk olsun, hepimiz yaptığımız işten haz duyalım. Sabah sete vardığımız zaman her şey yolunda değilse, beraber yola sokalım. Bir de akşam eve dönerken duygunuz çok önemli. İçinizde huzur var. Sabah sete: “Ulan bugün ne yapacağım ya altından kalkamazsam” diye gidiyorsunuz. Akşam eve giderken içinizdeki huzur çok önemli. Ben seçtiğim oyuncularla, paylaşıyorum kaygılarımı. Yeri gelir set işçileri de fikrini söyler, çünkü herkes kendini filmin bir parçası görüyor. 

Şahane Misafir de tam bir ev filmi. Ev, gerçek evrenim, kaçış noktam gibi bir duygu var mı sizde?
Ben tam bir ev insanıyım. Hep evin içinde yaşıyorum. İtalya’da 35 yıldır aynı mahallede oturuyorum. Hep evdeyim. Cem de öyle mesela. Bilmem ne kulübüne gitmektense arkadaşlarımla evde oturup bir şeyler yiyip içmek, konuşmak en sevdiğim şey.