Sahi 8 Mart'ta biz neyi kutluyoruz?

Yakında 23 Nisan'da çocukların başbakan yapıldığı gibi Cumhurbaşkanlığı koltuğu pembeye boyanarak bir günlüğüne kadınlara verilirse hiç şaşmam...
Sahi 8 Mart'ta biz neyi kutluyoruz?

Yemek de yaparız, şirket de yönetiriz, çocuk da doğururuz, bir kolumuzda bebek temizlik de yaparız yazı da yazarız.

Mini etek de giyeriz, göğsümüzü de açarız.  Şalvar da giyeriz, başımızı da örteriz. Ayrıcalıklı yaratılmışız, özgürlüğümüze düşkünüz.

Ama gelin görün ki yüzyıllardır artılarımız ve duygularımız bastırılmaya çalışılıyor. Erkek cinsi kadını baskı altına almak için koruyuculuk maskesi ardında elinden gelen şiddeti ardına koymuyor.

Hakkına tecavüz ediliyor, yerine karar veriliyor. Hem maddi hem manevi şiddet uygulanıyor. Hedef gösteriliyor, giydiği çıkardığıyla. Sonra da işkence ediliyor, öldürülüyor.

Erkekler cephesinde bu böyle de kadınlar birbirine farklı mı davranıyor, aralarında büyük bir dayanışma mı var, kesinlikle hayır.

Nehri geçince beyaz olan ve geride kalan çocuğuna bakıp “o zavallı bir zenci çocuğuydu boş ver” diyen siyah misali güç kazandığında en çok altında çalışanlara baskı uygulayan, kızına erkek söylemiyle davranan da kadınlar...

Benim ve benim gibi düşünen kadınların derdi üstün değil, eşit olmak. Yoksa bize kimse bir gün gül çiçek vermesin,  ‘en kadınlar’ seçerek haberler de yapılmasın.

Yakında 23 Nisan’da çocukların başbakan yapıldığı gibi Cumhurbaşkanlığı koltuğu bir günlüğüne kadınlara verilirse hiç şaşmam. Oysa hamasi laflara karnımız tok, eşit kota verilsin her alanda yeter.

Kadınları bu çağda pembe otobüslere, ayrı plajlara kapatmayı çözüm görerek, kendilerini kadını taciz edenler, cinsel saldırıda bulunanlarla  aynı kefeye koyduklarının farkında olmayanların kime faydası olabilir...

“21. yüzyılın dünyası kadınların erkeklerle eşit şartlara kavuşmasına yetmedi. Hala Türkiye’de ve dünyanın birçok ülkesinde kadına karşı ayrımcılık ve şiddet devam ediyor. Küresel olarak on beş ile 45 yaş arası kadınlar kanser, aids, trafik kazası ve savaşlardan çok erkek şiddeti sonucu hayatını kaybediyor ve sakatlanıyor.

Sistematik tecavüz çatışmalarda terör silahı olarak kullanılıyor. Fuhşa zorlanan kadınların sayısı bir milyon ile dört milyon arasında telaffuz ediliyor. Ve bu yolla sağlanan yıllık gelirin de 12 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor. Bu durumun da yakın bir gelecekte değişeceği yok.

Erkekler kadınları malları gibi görüyor. Çoğu kadın da böyle görülmekten rahatsız olmuyor. Eğer olmuş olsalardı bir gazetenin genel yayın yönetmeninin internet gazetesindeki köşesinde, televizyonda dinlediği ve görüşlerine çok kızdığı bir kadın yazara hitaben “Hanımefendi belki farkındasınız, belki değilsiniz ama o ordu sizin bacak aranızı da koruyor” dediğinde çok daha fazla tepki gösterirlerdi.

Yinelemekte yarar var, artık erkekler kadının başörtüsünden, bacak arasından elini çeksin, şiddete destek vermesin yeter. Kadınlar zaten ne çektilerse birilerinin onları korumasından çekti…”

Bu yazıyı yazalı yedi yıl olmuş. Ama ne yazık ki, aradan yedi yıl geçmesine karşın hiç bir şey değişmemiş, hatta son bir yıl içinde olan bitene bakarsak kötüye doğru bir gidişat olduğunu söyleyebiliriz...