Sen hala aynı kadınla mı evlisin?

Birbirini uzun yıllardır görmemiş iki yaşlı erkeğin arasında geçen bu konuşma, 20. yüzyıla damgasını vuran iki büyük sanatçıya ait. 54 yıl aynı kadınla bir yastığa baş koyan Miro ve kadınlarıyla ünlü Picasso
Sen hala aynı kadınla mı evlisin?

1920’de Paris’te tanışan ve çok iyi arkadaş olan, uzun yıllar aynı çevrelerde, sonra da farklı ülkelerde yaşamlarını sürdüren iki yaşlı adam yıllar sonra tekrar buluşurlar. Biri fırtınalı beraberlikleri, sık sık değişen genç sevgilileri ile ünlüdür. Diğeri ise 54 yılını aynı kadınla birlikte geçirmiştir. Çapkın olan karşılaştıklarında gayri ihtiyari sorar: “Sen bunca yıldır hala aynı kadınla mı berabersin?”.
Bu konuşma Paris’te 20. yüzyıl sanatına damgasını vuran dünyaca ünlü iki sanatçı Picasso ve Miro arasında geçer. Anıyı bize aktaran ise Miro’nun torunu Joan Punyet Miro.
Torun Miro’yla tanışma nedenimiz Joan Miro’nun 23 Eylül’de İstanbul’da Sabancı Holding sponsorluğunda Sakıp Sabancı Müzesi’nde açılacak ‘Kadınlar, Kuşlar ve Yıldızlar’ sergisi. Sergi öncesi bir grup kültür sanat gazetecisi SSM Müdürü Nazan Ölçer’le birlikte sanatçıyı daha yakından tanımak, anlamak için yaşamının son 27 yılını geçirdiği Palma’daki evini, atölyesini dolaşıyoruz.
Aslında ünlü Katalan ressam ve heykeltraş Miro’nun adayla ilişkisi çok daha eskilere dayanıyor. Annesi Mayorka adasının önde gelen ailelerinden birinin kızı. 1929 yılında adanın başkenti Palma’da evlendiği karısı Pilar Juncosa da Mayorkalı.
Evlendiklerinin ertesi yılı bir kızları olur. Çalışmaları, sergileri Barcelona, Paris ve Londra arasında gidip gelmelerle devam ederken, 1936 yılında İspanya İç Savaşı başlar. Sanatçı, karısı ve kızıyla birlikte Paris’te yaşamaya başlar.

Torunu Joan Punyet Miro
27 YIL YAŞADIĞI EV
Yıl 1956’ya geldiğinde artık Miro dünyaca ünlü bir sanatçıdır. Ve sürekli yaşamak üzere Mayorka’ya taşınırlar. Çok yakın arkadaşı mimar Josep Lluis Sert onun için tüm Palma’ya hakim bir noktada, yeşillikler ortasında ev ve stüdyo tasarlar. Miro bu evde çalışmaları, karısı, kızı ve torunlarıyla geçen 27 yılın ardından 1983’te aramızdan ayrılır.
Miro’yu torunun anlattıklarıyla, ‘bir kişilik’ olarak tanımak evinde, atölyesinde dolaşarak, duvar resimlerine dokunarak keşfetmek büyük bir ayrıcalık.Bugün Pilar i Joan Miro Vakfı Başkanı ve Miro ailesinin sözcüsü Joan Punyet Miro bu konuma gelebilmek, dedesinin, anlatabilmek, eserlerine vakıf olabilmek için beş yıl Paris’te, beş yıl da New York’ta yaşamış, sanat okumuş, Moma’da çalışmış. Bu yüzden de Miro’yu bildiği bir dede olarak anlatmakla kalmıyor.
Ancak özel anılarını, torunlarıyla ilişkilerini de son derece keyifle anlatıyor. Zaten onun unuttuğu yerleri de neredeyse bir Miro uzmanı olan Nazan Ölçer tamamlıyor. Serginin üç yılı aşan hazırlık aşamalarında o kadar çok konuşup bir araya gelmişler ki…

Miro'nun stüdyosu.

DÜZENLİ VE DİKKATLİ İSPANYOL
Picasso ve Dali Miro’nun iki yakın arkadaşı. Ancak Miro’nun kişiliği diğerlerinden çok farklı. Picasso ve Dali ne kadar bohem ve çılgınsa Miro o kadar düzenli; sanatçı dağınıklığından eser yok.
Diğerleri ne kadar benmerkezciyse Miro o kadar ailesine bağlı. Yine de özellikle Picasso’yla çok yakın. Çalışma odasında annesi, babası ve iki yakın arkadaşının fotoğrafı asılı, bunlardan biri de Picasso.
Ancak onun da çılgın yönleri yok değil, atölyesini, çalışma odasını duvara yaptığı resimler süslüyor. Hatta banyosunun duvarları bile… Tuvalette otururken duvara yazlık sarayları sayesinde komşu olduğu İspanya Kralı ve Kraliçesi’nin başlarında taçlarıyla kara kalem bir desenlerini çizivermiş; bugün hala duruyor…



MİRO’NUN ADASI MAYORKA
1980’li yıllarda Norveç’te yaşarken o kadar çok ‘güneş, deniz kum ve cennetten bir köşe’ ilanı görmüştüm ki Mayorka benim için kitle turizmin yapıldığı, biraz da uzak durulası bir adaydı.
Yıllar sonra da ilk izlenimim farklı olmadı. Palma kentinin kordonunda ilerlerken solda binlerce teknenin sıralandığı yat limanı neyse de, yolun karşısında yüksek blokların pek hoş bir görüntü olduğunu söylemek zor. Ancak merkezden uzaklaşıp ara sokaklara ve özellikle de kent dışına çıkınca adanın büyüleyici yüzü karşınıza çıkıyor.
Belli ki, FFF/ Futbol, Flamenko, Fiesta kültürünün hakim, ‘Boş ver yarın bakarız’ cümlesinin en çok kullanıldığı, dükkanların 12.00 ile 17.00 arası kapalı olduğu adada hayat keyifle devam ediyor.
Yıllık 18 milyon turistin geldiği Mayorka’da krallardan jet sete, bohem sanatçılardan işçi sınıfına hitap eden farklı bölgeler ve tesisler var. Yani kısacası kitle turizminin cenneti diye küçümsenecek bir yer değil. Dünyanın en büyük marinalarından birine sahip olduğu söyleniyor. Sadece yazlık sarayının önünde İspanya Kralı’nın 50-60 teknesi varmış.
Mayorka, İspanya’nın 17 eyaletinden biri olan Balear takım adalarının en büyüğü. En küçüğü Menorka olanı en küçüğü, insanların gündüzleri uyuyup geceleri yaşadığı İbiza ise eğlencenin merkezi.
Mayorka’yı bir turizm destinasyonu olarak ilk keşfeden Almanlar ve İngilizler. 850 bin nüfuslu adanın 400 bin kadarı merkez Palma kentinde yaşıyor. Mayorka’da İspanyolca değil Katalanca konuşuluyor. Zaten daha çok Katalan kültürü hakim.
Ada biraz da efsane gibi olan bereketli iki ağaç türü zeytin ve badem sayesinde Katalan bölgesinden sonra İspanya’nın gastronomi merkezi sayılıyor. 1600 yıllık zeytin ağacı, yeşil zeytinleri, zeytinyağı, doğal karamel kokulu bademleri, şubat ayında ortalığı saran badem çiçekleri için gelenler de az değilmiş.
Ve benim için en önemlisi ise artık Mayorka sadece turizm cenneti değil, yapıtlarına hayran olduğum Miro’nun adası. Büyük ustanın ülkeler ve kıtalar arasında şekillenen sanat yaşamı, yapıtları ve İstanbul’da açılacak sergisi ise yarınki yazının konusu...