Trakya'da gastronomi cenneti

Trakya Bağ Rotası gün geçtikçe güçleniyor, renkleniyor. Doğası, kültürel ve tarihi eserleri, yerel lezzetleri ve bağların ortasında konaklama tesisleriyle Trakya turizmde yeni bir cazibe merkezi olacağa benziyor...
Trakya'da gastronomi cenneti

Bakucha Vineyard Hotel &Spa

“Sultan II. Selim Mimar Sinan’dan kendi adına bir cami yapmasını ister. Rivayete göre Sinan, farlı bir teknik uygulayacağı caminin taslağını kafasında yapar. 

Ancak Kanuni Sultan Süleyman’a saygısından, baş eseri olacağını bildiği bu yeni camiyi Süleymaniye Camii ile aynı şehirde yapmak istemez. Bunu Sultan Selim’e de anlatır ve Selimiye Camii’ni imparatorluk için çok önemli gördüğü Edirne’de yapmak üzere yola çıkar.

Yol boyunca köprülerin yanı sıra cami ve külliye de inşa eder.  Aslında Sinan Trakya’da inşa ettiği eserlerin büyük bir bölümünü bu yeni tekniğin detaylarının daha küçük boyutta  denediği birer maket olarak düşünmüştür. Lüleburgaz Sokullu Külliyesi ve Babaeski Semiz Ali Paşa Camii de işte bu eserlerin en bilinenleri arasındadır...”

YERYÜZÜNDEKİ CENNET
İlk kez duyduğum bu öyküyü Istranca dağlarının eteklerinde Lüleburgaz’ın Hamitabat ve Çeşmekolu köylerinin arasında uzanan Arcadia bağlarında Özcan Arca’dan dinliyorum.

Özcan Arca turizm ve inşaat sektörüne yoğunlaşmış bir işadamı. Antalya’daki Robinson gibi bir çok turizm yatırımının arkasında onun sahibi olduğu GBH Turizm var.


Özcan ve Zeynep Arca

2002 yılında bir milyon litrenin altında şarap üretimine izin vermeyen yasa değişince “Neden bu ülkede şato şarabı yapılmasın ki” diye yola çıkan bir çok insan gibi Özcan Arca da bağcılık yapmaya ve şarap üretmeye karar verir.

Bu arada 10 yıldır reklam sektöründe çalışan kızı Zeynep Arca’nın da toprakla iç içe bir yaşam hayali vardır. Yer aramaya başlarlar.

Bilimsel yöntemlerle, toprak analizi ve hava durumu istatistiklerini izleyerek bölgeyi bulurlar. Trakya’daki gece gündüz sıcaklık farkı, 150 metre yükseklik burayı seçmelerinde etkili olur.

Zaten daha sonra öğrenirler ki, aslında yeryüzündeki cennet anlamına gelen Arcadia diye adlandırılan bölge antik dönemin şarap merkezlerinden biridir. Ve burada üretilen şaraplar manda arabalarıyla İğneada ve Kıyıköy’e götürülerek gemilerle İtalya ve Fransa’ya yollanır.

ÜZÜME MİNİMUM MÜDAHALAYLE ŞARAP
Arca’lar 2004 yılında bugün Arcadia bağlarının bulunduğu arazileri alırlar. Dünyaca ünlü üzüm adaptasyonu ve bağ uzmanı Alain Carbonneau ile çalışmaya başlarlar. Zeynep Arca yurt içinde ve dışında kurslara katılır. Avrupa ve Amerika’daki bağları dolaşır, Fransa’da tadım eğitimi yapar. Şaraphaneyi dünyanın en ünlü şarap ve köpüklü şarap markalarına danışmanlık yapan önolog Michel Salgues’le birlikte kurarlar.

‘Arcadia’ Vineyards’ın Kırklareli ilinin Cumhuriyet tarihindeki ilk şarap üretim tesisi olur. Onlardan sonra bölgede üç butik üretici daha sektöre girer.

Bugün 2000 dönüm arazinin ortasındaki 350 dönümlük bağları Cabernet Sauvigon, Merlot, Pinot Gri, Cabernet Frank, Öküzgözü ve Narince gibi kırmızı ve beyaz şaraplık üzüm çeşitlerinden oluşuyor. Sürdürülebilir bağcılık yapıyor tarım ve böcek ilacı kullanmıyorlar.

Yapım aşamasındaki kükürt oranı ise minumumda diyen Zeynep Arca tarzlarını “Üzümün tadını değiştirmeden şaraba çevirmek istiyoruz” diyerek açıklıyor. 2009 yılından beri de üretim yapıyorlar.

BAKÜS’ÜN EVİ
Bir ay kadar önce de Trakya Bağ Rotası’nda konaklayacak bir yer de olsun düşüncesinden yola çıkarak bağların ortasında 16 odalı bir butik otel açarlar. Adını da şarap tanrısı Baküs’ten esinlenerek aslında  bir anlamı olmayan Bakhucha koyarlar. Gösterişten uzak, son derece yalın ve fonksiyonel tasarlanan Bakucha Vineyard Hotel’in insana huzur veren bağ manzaralı spası ve yüzme havuzu da var.  

Arca ailesi gelecek yıl bir ek bina daha yaparak oda kapasitesini 34’e çıkarmayı planlıyor. Otel profesyonellerce yönetiliyor. Müdürlüğünü de uzun yıllar Harbiye Orduevi’nin başında olan, belli ki işinin ehli ve son derece zarif bir insan Emekli Albay Yusuf Bilgin üstlenmiş.


Şef Mert Karuk

Bakucha Vineyard Hotel &Spa’nın deneysel mutfağıyla öne çıkan çok başarılı bir restoran da var. Restoranın yemeklerinden Nişantaşı’ndaki Kozmonot’tan tanıdığım yetenekli genç şef Mert Karuk sorumlu. Konakladığım akşam hazırladığı mönüdeki kişniş ve zencefilli hardal soslu marine somon, Antep fıstıklı şeftalili tavuk ciğeri pate, bostandan çıtır patlıcan, balkabağı püreli Trakya dana bonfile ve  Arcadia bağlarının kirazıyla hazırlanmış sosla pannacotta gibi yemeklerin tümü çok başarıydı. Tabii ki yemeklere eşlik eden şaraplar da öyle.

Bakhucha restoranda kullandıkları sebzelerin bir çoğunu kendi bostanlarında yetiştiriyorlar. Ayrıca armut ağırlıklı büyük bir meyve bahçeleri de var. Bir çok meyvenin yanı sıra trüf ağacı da denilen meşe dikmişler. Hayalleri seneye ağaçların diplerinden siyah trüf toplamak.

Dana etlerini, sucuklarını, salamlarını Hamitabat Köy Kooperatifi’nden, küçük baş ve kümes hayvanlarını, süt ürünlerini bölge  köylerinden temin ediyorlar. Kullandıkları etlerin, yumurtaların tümü geleneksel usulle yetiştirilen, serbest dolaşan hayvanlardan elde ediliyor.

Zaten bölge kuzusu, oğlağı ve meyveleriyle tam bir gastronomi cenneti. Bir yanda Mimar Sinan’ın eserleri, bir yanda her türlü kısıtlamaya karşın var olmaya çalışan Trakya bağ rotasındaki onlarca butik şarap üreticisi. Daha ne olsun, Trakya gün geçtikçe gelişiyor...