Turizm ve gastronomi cenneti İspanya'dan öğrenecek çok şey var

Mayorka'dan Barselona'ya yaptığım dört günlük kısa seyahat bana bir kez daha sanat, mimari, turizm ve gastronomiyi harmanlamak söz konusu olduğunda bu Akdeniz ülkesinden öğrenecek çok şeyimiz olduğunu hatırlattı.
Turizm ve gastronomi cenneti İspanya'dan öğrenecek çok şey var

Her ne kadar onlar da bir çok Avrupa ülkesi gibi krizle boğuşsalar, işsizliğin yüzde 35’lere çıktığı söylense de İspanya, yılda 45-60 milyon arası turistle dünyanın önde gelen turizm ve gastronomi merkezlerinden biri. Zaten ekonomiyi şu an ayakta tutan turizm anlayışları ve kültürel alt yapısı denebilir. Turizm sayesinde ülkeye yıllık 60-100 milyar dolar arası sıcak para giriyor.

İspanya turizmi sadece güneş-deniz-eğlence sunmuyor. Geçmişten günümüze uzanan mimari gelenek kentlerden en küçük köylere her yerde karşınıza çıkıyor. Dünün de bugünün de bir öyküsü var. Müzeler, vakıflarla şekillenen kültür sanat kurumları tam anlamıyla görevini yerine getiriyor. Mutfak kültürü de, şarap geleneği de özümsenmiş.

Tabii bu arada onlar da hatalarından ders çıkarmış, 1990’lardan itibaren her şey dahil turizmi yasaklamışlar. Ancak belli bölgelerde belli tesislerde özel izinlerle bu sistem uygulanıyor.

Ertuğrul Günay’ın Kültür ve Turizm Bakanlığı sırasında Türkiye’nin markalaşması için İspanya’ya yapılan teknik ziyaretler sırasında sanıyorum özellikle Akdeniz Bölgesi’ndeki konaklama tesislerinden her şey dahilin kaldırılması gündeme gelmişti. Ama nedense turizmciler bu dönüşüme sıcak bakmadılar.



Oysa turist sayısı her geçen yıl artmasına rağmen gelirler aynı oranda artmıyor. Üstelik yemek kalitesi yerlerde sürünüyor. Bu gibi yerlerde kalan turistlerin aklında ülke yemek kültürüne, içkisine dair olumlu bir iz kaldığını da söylemek zor.

Mayorka’dan Barselona’ya uzanan dört günlük seyahatim boyunca her zamanki gibi gittiğim yerlerde fiyatları karşılaştırmaktan kendimi alamadım. En turistik tapas restoranında bile kalite-fiyat dengesi kollanmış. Gittiğiniz yere göre, tabii burası Ferran Adria ya da Roca Kardeşler gibi çok ünlü bol yıldızlı bir şef restoranı değilse 15-40 Euro arası bir fiyat ödüyorsunuz içki dahil. Tapasların biri gelip biri gidiyor, içkinizi içiyorsunuz yanında.

Hem Mayorka’nın Palma kentinde hem de Barcelona’da gittiğimiz restoranlarda en çok dikkatimi çeken kıpır kıpır hava, kendini kasmadan, çoluk çocuk eğlenerek gülerek yemek yiyen, içkisini yudumlayan neşe içinde insanlar oldu. Yemek sonrası gidilen barlar da öyle.

Sanıyorum bunun nedeni insanların ertesi gün eve döndüklerinde yedikleri yemeklerden de ödedikleri hesaplardan da mutsuz olmamaları. Son zamanlarda İstanbul’da da diğer tatil yörelerinde de en çok konuşulan konuların başında ödenen hesapların çokluğu, yenen yemeklerin kalitesi geliyor.

Bana en çok sorulan soru ucuz ama kaliteli yemek yiyip içki içilecek yerler. Bir psikolojik sınır var henüz o denge oturtulamadı büyük kentlerde ve tatil yörelerinde. İnsanlar en az haftada bir kaç akşam dışarı çıkmak istiyor ama kişi başı 50-75 lira üstü de harcamak istemiyor. Bir kadeh açık şarap ortalama 17 lira. Barcelona’da da Palma’da aynı şarabı 8-9 liraya içiyorsunuz. Hem de bardağa ölçerek biçerek bir parmak koymuyorlar. Keza bira da karşılaştırıldığında pahalı kalıyor.

Bu gezim sırasında iki kentte de müze kafelerinde bol bol vakit geçirdik. Bir büyük bardak sütlü kahve 4.5 lira. Yemek fiyatları da öyle bir genç geldiğinde 25-30 liraya yemeğini yiyip tatlısıyla kahvesini içiyor, dinlenip turuna devam edebiliyor.

İşte böyle karşılaştırmalar yapınca Zorlu Center’ın meydanında sokakta oturduğum bir restoranda üç bebek kalamara ödediğim 39 liraya da, bir müze restoranda salataya verdiğim 30 liraya da çok üzülüyorum.

Ben üzülüyorum da turistler üzülmüyor, bir daha gelmemeyi tercih ediyor. Bu yanlış politikalardan devlet de özel sektör de aynı ölçüde sorumlu. Biri yersiz vergilerle, diğeri kolay ve çabuk para kazanma dürtüsüyle sektörü baltalıyor.

Sadece yemek içki fiyatları değil, konaklamada da sorun aynı. Bodrum, Alaçatı’da bir gece oda kahvaltı fiyatına İspanya ya da Yunan adalarında neredeyse üç gün yiyip içip, kalıyorsunuz.

Bugün kaygılarımı paylaştım ama yarın sıra güzel şeylerde. Mayorka ve onu benim gözümde sıradan kitle turizmi yapılan bir ada olmaktan çıkaran Miro’da...