Türk Edebiyatı sevdalısı İspanya Kraliyet Akademisi üyeliğine seçildi

Türkiye ve Türk edebiyatı sevdalısı Clara Janés ülkesi İspanya'da Kraliyet Akademisi üyeliğine seçildi ama biz onu yine unuttuk!
Türk Edebiyatı sevdalısı İspanya Kraliyet Akademisi üyeliğine seçildi

İspanya'nın en önemli kadın şairlerinden ve yazarlarından Clara Janés, geçen hafta İspanya Kraliyet Akademisi üyeliğine seçildi.  İspanya Kraliyet Akademisi,  dil, edebiyat ve felsefe gibi alanlarda ülkenin en seçkin kültür insanlarını bir araya getiren eski ve prestijli bir kuruluş.

?Janes’in Kraliyet Akademisi üyeliğinin haber değeri taşıması ve bizler için önemi ise ünlü şairin Türk edebiyatına olan özel ilgisinden geliyor. Janés, kendi şiirlerinin ve çeşitli dillerden yaptığı çevirilerin yanı sıra, Türk şairlerinden de birçok çeviri yaptı.

Ayrıca Türkiye ve Türk edebiyatı ve kültürü ile ilgili makaleler yayınladı. Çevirdiği şairler arasında Yunus Emre, Mevlana, Ahmet Haşim, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Edip Cansever, İlhan Berk ve Sait Faik de bulunuyor.

1991'deki UNESCO Yunus Emre Yılında Madrid'de Talat Sait Halman'ın da katıldığı büyük bir toplantıya ev sahipliği yapmıştı.  Aynı zamanda Türk yazarlarına ağırlık veren Ediciones del Oriente y del Mediterraneo  yayınevinin danışmanlığını sürdürüyor. 

1992 yılında da Türk Edebiyatına yaptığı katkılardan dolayı TÜTAV/ Türk Tanıtma Vakfı’ndan ödül almıştı.  İspanya'da böyle ünlü ve saygın bir ismin Türkiye'ye ilgi duyması bizim için büyük şans.

?GOYTİSOLO’YA CERVANTES ÖDÜLÜ

 

Bu arada yine İspanya'nın en önemli yazarlarından 84 yaşındaki Juan Goytisolo da üç hafta önce İspanyolca konuşan ülkelerin Nobel'i olan Cervantes ödülünü aldı. Goytisolo da İspanya'da Türkiye imajını değiştiren yazarlardan biri. Türkiye ile ilgili 1989 yılında yazdığı ‘Osmanlı’nın İstanbul’u’ ve ‘Kapadokya’da Gaudi’nin İzinde’  olmak üzere birçok makalesi, kitabı var.

Juan Goytisolo’yu kitapları kadar yıllar önce verdiği bir mülakatta söylediği “Dokuz canlı olsam biri İstanbul’da geçer” cümlesiyle de hatırlıyorum. Goytisolo Türkiye’ye her zaman çok özel duygular beslemiş. Paris’te yaşadığı dönemde üç yıl Türkçe kurslarına gitmiş.

En ilginç anılarından biri de 1980 yılında Kapadokya’da olduğu sırada başından geçmiş. Ürgüp’te kalırken bir gün sokağa çıkmış, bakmış polis kimselere izin vermiyor. 12 Eylül günü ne olduğunu anlamadan korku içinde ilk gördüğü polis karakoluna girmiş ve İspanyol yazar olduğunu Kapadokya’yı dolaşmak için geldiğini anlatmış. Darbenin ilk günlerinde polisten aldığı izin kağıdıyla bomboş bir Kapadokya’da günlerce tek başına dolaşmış. “Hayatımın en unutulmaz turuydu” diye anlatıyor o günleri.

Gönüllü sürgün olarak Marakeş’te yaşayan Goytisolo’ya İspanya Kralı tarafından İspanyol diline yaptığı katkılardan dolayı Cervantes’in 399’uncu ölüm yıldönümünde aldığı ödül frak giymedi manşetiyle de olsa basınımızda yer aldı!  Clara Janés’in Akademi üyeliği de keşke Türkiye basınında da tüm dünya basınında olduğu gibi yer alabilseydi.

Bu iki isim de gerçekten, kendi iç sorunlarıyla boğuşmaktan, içe bakmaktan herhangi dalda olursa olsun uluslararası boyutta olan bitenleri göremeyen ülkemiz için çok önemli. Türkiye’ye davet edilmeleri, onlara bugüne dek yaptıkları için edeceğimiz bir teşekkürün değeri hiç bir şeyle ölçülmez. Vefa duygularımız da günden güne azalıyor mu ne?