Türkiye geçmişindeki cinayetleriyle yüzleşmeli

Akademisyen-yazar Halit Kakınç, 'Struma' faciasını resmi belgelerin ve tanıkların anıları ışığında belgesel romana dönüştürdü. Kitabın önsözünü yazan İshak Alaton'a göre bu cinayetin en büyük sorumlusu dönemin kişiliksiz politika izleyen Türkiye Cumhuriyeti hükümeti
Türkiye geçmişindeki cinayetleriyle yüzleşmeli

Struma gemisinde hayatını kaybedenler anısına Halit Kakınç (solda) ve İshak Alaton tarafından denize içinde kitap kapağının olduğu sembolik bir çelenk bırakıldı.

Yıl 1941, Avrupa’nın birçok ülkesinde olduğu gibi Romanyalı Yahudiler de Nazi ve yerel işbirlikçilerin baskısı ve şiddeti altında. Toplu katliamlar, cinayetlerin ardı arkası kesilmiyor.
Tek kurtuluş yolları İngiliz yönetimi altındaki Filistin ’e göç etmek. Romanya’nın Yahudi cemaatinden zengininden yoksuluna 800’e yakın kişi de bu umuda sarılarak 60 yaşında ahşap bir yük taşıma gemisine binerek yola çıkar.
Ancak yola çıkar çıkmaz motorları arızalanan Struma iki gün sonra İstanbul Boğazı açıklarında stop eder. Bir römorkör eşliğinde Sarayburnu önlerine çekilir, sahilden 250 metre açıkta demir atar.
Türkiye hükümeti Almanya ile ticari ilişkileri ve sürdürdüğü denge politikası yüzünden gemidekilerin karaya çıkmasına izin vermez. Yahudilerin Filistin ’e ulaşmasını istemeyen İngiliz hükümeti geminin geri gönderilmesi, Almanlar da Türkiye karasularından çıkarılması için yoğun baskı uygular. Gemidekilerin tek umudu Türkiyeli Yahudilerdir. Bir grup Yahudi işadamı teknedekilere yiyecek ve tıbbi yardım yollamak üzere organize olur.
O dönemde 15 yaşında bir çocuk olan İshak Alaton da babası Hayyim Alaton’la beraber tekneye ekmek götürmek üzere görevlendirilir. Türkiye - Almanya ve İngiltere arasındaki pazarlıklar hiçbir sonuç vermez ve gemi 72 gün sonra Türkiye hükümetinin kararıyla çekilerek Karadeniz’e Şile açıklarına çıkarılır. Ertesi gün 24 Şubat 1942 sabahı Struma Sovyet denizaltısı tarafından torpillenerek batırılır. Sadece bir yolcu David Stoliar sağ kalmayı başarır. Akademisyen-gazeteci-yazar Halit Kakınç, dünya tarihinin yüzkarası olaylarından biri olan bu trajediyi resmi belgelerin ve tanıkların anıları ışığında belgesel romana dönüştürdü. Kitabın önsözünü ise Türkiye ’nin en ünlü işadamlarından, ondan da önemlisi sivil toplum gönüllülerinden biri olan ve olayın birinci elden şahidi İshak Alaton yazdı.
‘Struma: İstanbul Açıklarında 72 Gün Boyunca 769 Yahudi’nin Dramı’ romanının dün yapılan basın toplantısında konuşan İshak Alaton’a göre bu cinayetin en büyük sorumlusu dönemin kişiliksiz politika izleyen Türkiye Cumhuriyeti hükümeti. “Her akşam Azapkapı’daki fırından ekmekleri alıp Struma’ya götürürdük. İnsanların yalvarmaları, kurtarın çığlıkları bunca yıldır hiç kulaklarımdan gitmedi. 18 Şubat’taki olayda dahli olanlar, motorsuz, susuz gıdasız gemiyi açığa çeken Ankara ’daki yetkililer benim gözümde katildirler. Vahşet bütün dünyanın müşterek bir vasfı. Tüm insanlar fırsat verildiğinde vahşi olabiliyor. Böyle olayların bir daha olmaması için geç de olsa günahlarımızı bilip arınmamız gerekiyor.”
İshak Alaton artık Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin geçmişindeki cinayetlerle yüzleşme zamanı geldiğine inanıyor. “Mensubu olduğum Türk toplumunun geçmişle hesaplaşamama gibi bir sorunu var. Kapıları kapatınca unutuldu sanıyoruz. Oysa cesetler dolabın içinde kokuyor, soluduğumuz havayı zehirliyor. Günahlarımızla yüzleşmeden huzura erişmek mümkün mü? Gerçeklerle yüzleşelim, neden korkuyoruz, zaten dönemin sorumluları yaşamıyor. Devlet vatandaşlarından hiçbir şey saklamamalı, her şeyi anlatmalı. Zihinsel devrim zamanı geldi. Yüzleşelim ki geçmişimizle barışalım. 

Şimdi arınma ve günah çıkarma zamanı 

İshak Alaton’un bugüne dek birçok kez cesaretli çıkışlarına şahit olduk, bu kez de açık yüreklilikle düşüncelerini, farklı dönemlere ait anılarını bizlerle paylaştı: “2001 yılında yurtdışından Struma ile ilgili yapılacak olan bir belgesel için bana geldiler. Gemiden sağ kurtulan ve o yıllarda 80 yaşında olan, Amerika ’da küçük bir kasabada yaşayan David Stoliar’ı Türkiye ’ye gelmesi için ikna edemiyorlar. Ben de konuştum, nihayet razı oldu. Onu kurtaran balıkçılarla bir araya geldi, çekimler yapıldı. Ama batıkta çekim yapılmasına izin vermiyorlar. Bu arada hiç beklemediğim bir olay oldu. Büyükelçi Solmaz Ünaydın beni aradı. Hukukumuz vardır, üç beş sohbetten sonra sadede geldi. ‘Struma ile ilgili bir belgesel yapılıyormuş, sizin çalışmalarınızdan da haberdar olduk. Biz bunu bakanlıkta tartıştık, ikinci bir Midnight Express olabilir. Acaba belgeselin yapılmasını önlesek mi?’ diye sordu. Ankara şeffaflık sevmez, her şey karanlıkta kalsın ister. Bu günahı da gömelim diye bana rica ediyorlar. Solmaz Hanım dostluk baki ama bunu benden bir Türk vatandaşı olarak istiyorsanız, yazılı olarak talep edin. Dışişleri Bakanımıza söyleyin, biz batık kısmını Yunanistan ’da herhangi bir batıkta çeker, ‘ Türkiye hükümeti batıkta çekime izin vermedi’ diye yazarız dedim. Zaten Türkiye ’de hiçbir televizyon kanalı belgeselle ilgilenmedi.” 

Deli gömleğini üzerimizden çıkaracağız 

Struma’nın yazarı, bu olay konusunda 7 yıla yakın araştırma yapan Halit Kakınç ise daha iyimser. Türkiye ’nin inkâr politikasını aşmaya başladığını düşünüyor. “Bugüne dek üzerini örttüğümüz, görmezden geldiğimiz tabuları konuşmaya başladık. Bu deli gömleğini üzerimizden çıkaracağız” diyor. Halit Kakınç, Struma konusunu yıllar önce senaryo olarak yazmış, ancak film projesi gerçekleşmeyince romana dönüştürmüş. En büyük hayali ise bu romanı Steven Spielberg’in filme çekmesi.


Âkİl Adamlar 
İshak Alaton, “Âkil Adamlar olarak amacımız, demokratik bir anayasa için çok inançlı olarak yola koyulduğuna inandığımız Cemil Çiçek ’e destek vermek” diyor. Ona göre Ermenisiyle, Kürtüyle, Yahudisiyle, Süryanisiyle tüm vatandaşlarının eşit haklara sahip olduğu eşit vatandaşlık maddesi anayasaya konduktan sonra gerisi gelecektir. Türklerle Kürtlerin yakınlaşması da buna bağlı. PKK konusuna gelince onu da tabansız bırakmamız gerekiyor. PKK ’lı dağa çıkan, aldatılmış gençler öldürülüyor. 300 kişi etkisiz hale getirildi deniyor.