Unutmak ya da unutmamak bütün mesele bu mu?

Anıların yerli yerinde ve güvende olduğu, rüyaların unutulmadığı ideal bir belleği kim istemez? Ama var mıdır derseniz, bilim insanlarına göre pek de mümkün değil...

İsimler, yerler, yüzler, anılar, randevular, telefon numaraları ve daha bir çok ayrıntı hiç istemediğimiz bir anda belleğimizden uçup gidiyor. Yapmamız gereken işleri, çok iyi tanıdığımız birini tanıştıracakken birden adını unutmaya, elimizde telefonla konuşurken, gözlüğümüz gözümüzdeyken nerde diye aramaya başlayınca kaygılarımız da artıyor. Aman tanrım, hafıza kaybına mı uğruyorum, yoksa bunamaya mı başlıyorum?

Amnezi ve Alzheimer çağımıza özgü hastalıklar olmasa da bu yüzyılda başrolde oldukları kesin. Yıllardır bizlere uzmanlar aracılığıyla güçlü hafızaya sahip olmanın, unutmamanın tüyoları anlatıldıkça, hatta bunun için neredeyse her gün yeni bir besin maddesi önerildikçe bizler daha da çok unutmaya başladık.

SİZ İÇERİDE DEĞİLSENİZ KİMSE GİREMEZ

“Belleğinizin genişçe bir odaya benzediğini varsayalım. Yüksek pencerelerden ışık alan temiz ve düzenli bir oda. Anılarınız duvarlardaki uzun raflarda sıralanmış, kaydedilmiş, listelenmiş, titizlikle muhafaza ediliyor. Sakince yaklaşın ve raftan bir klasör alın. Klasörün bağlarını açıp sayfaları karıştırıyorsunuz ve kısa bir süre sonra aradığınızı buluyorsunuz. Bulduğunuz hazineyi masanın parıltılı yüzeyine yayıyorsunuz. Şimdi oturun istediğiniz kadar zamanınız var. Burası sessiz kimse rahatsız etmez sizi. Okumayı bitirdiğiniz sayfaları birleştirip tekrar klasörü bağlayın ve rafa geri koyun. Şimdi tekrar odayı kolaçan ediyorsunuz, burada bulunan hiç bir şeye bir dahaki ziyaretinize kadar dokunulmayacağının bilinciyle kapıyı ardınızdan kapatıyorsunuz. Çünkü biliyorsunuz ki, siz içeride değilseniz hiç kimse giremez buraya... Anıların güvende olduğu ideal belleği kim istemez ki?”


Bellek üzerine çalışmalarıyla ünlenen psikoloji ve felsefe profesörü Douwe Draaisma ‘Unutmanın Kitabı: Rüyalarımızı neden hemen unuturuz, anılarımız neden sürekli değişir?’ başlıklı kitabına bu satırlarla başlıyor.

Daarisma’nın anlatmaya çalıştığı gibi belleğimiz hakkında hep metaforlarla düşünürüz. Belleği anılarımızın kalıbının çıkarıldığı balmumu tabletlere benzeten Platon’dan beri bu böyle. Daha sonra balmumu tabletin yerini papirüs ya da parşömen kağıdı, kütüphane, arşiv, şarap mahzeni, fotoğraf makinesi, film ve bilgisayar metaforları aldı.


İster boş kağıt, ister sabit disk olsun bellek metaforlarının tümü arşivleri sembolize ediyor. Belleğin bazı şeyleri hiç bozulmadan ve eksiksiz koruyabildiğini anlatmaya çalışıyorlar bize.

 

Daarisma’ya göre tüm sorun da burada başlıyor. Çünkü aslında bellek bütünüyle ‘unutma’ eyleminin kontrolünde. Dünyaya geldiğimiz andan itibaren unutmaya başlıyoruz. Öncelikle algı uyarımlarını işleme tabi tutan beş ‘duyusal kayıt defterimiz’ bunları muhafaza etmeye eğilimli.  Zamanında aktarılmayan şeyler yok oluyor. Ancak görsel belleğimiz biraz daha güçlü.

 

Her ne kadar hatırlamak zengin ve en son teknoloji metaforlarla yüceltilse de gerçekte unutmak hamurdaki maya gibi hatırlamadan ayrı tutulamaz, onun bir parçası. Ve bir şeyi ilk haliyle hatırlıyor olmamız sonraki tekrarlarını unuttuğumuzu gösteriyor.

 

Daarisma “Elimizi vicdanımıza koyalım” diyor.  Birlikte yaşadığımız insanların on yıl önceki hallerini fotoğraflarına bakmaksızın hatırladığını kim iddia edebilir?

Ve bugün ilk halinden farklı hatırladığımıza emin olduğumuz bir olayı nereye gizlemiş olabiliriz? Hatırlamak ve unutmak arasındaki ilişki daha çok bir biçimin iki farklı profilden görünümü gibidir, istersek birini istersek öbürünü görürüz.


YA RÜYALAR? ONLARI NEDEN UNUTURUZ


Rüyalar da bizi hatırlama konusunda ne kadar çok yorar. Geceleri uykumuzun en tatlı yerinde yataktan sıçrar, bu rüyayı sabaha dek unutmamalıyım der, tekrar etmeye çalışırız. Hatta kalkıp kaydetmeye çalışanlar bile olur. Ama ışığı yakana dek geçen sürede, gözümüzde canlandırmaya başladığımız anda büyük bir bölümünü unutmuş oluruz. Hatırladıklarımız da bölük pörçüktür.  Bazen de tümünü unutmuş uyanırız. Gün içinde alakasız bir anda bir bölümü aklımıza gelir. Rüya belleğinin neden bu kadar kötü olduğu, rüyaların neden hemen arkalarındaki kapıları kapadığı henüz  pek fazla bilinmiyor.

Douwe Draaisma ‘Unutmanın Kitabı’nda kişiler ve bilim insanlarının kendileri üzerinde yaptıkları deneylere, bu konu üzerinde yapılan çok yönlü araştırmalara da yer veriyor. Her biri çok ilginç ve ufuk açıcı oluyor ama öte yandan belleğin sırlarını çözmenin imkansızlığını gösteriyor. Yine de en azından kaygılarınız konusunda yalnız olmadığınızı ve unutmanın hiç de öyle kötü bir şey olmadığını anlıyorsunuz...

Douwe Draaisma, Unutmanın Kitabı (İstanbul: YKY, 2015).

NOT: Yazımı bitirip yollarken yüreğime bıçak gibi saplanan bir terör saldırısının daha haberini aldım. Barış ve özgürlük adına yine onlarca can yok oldu. Hepimizin bırakın unutmayı hiç yaşamak istemediği tarihe kara leke olarak geçecek günler geçiriyoruz. Hepimizin başı sağ olsun...