...ve kadınları, kuşları, yıldızlarıyla Miro geliyor

Picasso, Dali ve şimdi de Miro. S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi sayesinde İspanya'da aynı dönemlerde yaşamış, 20. yüzyıl sanatına damgasını vurmuş bu üç sanatçıyı Türkiye'de dünya standartlarında sergilerle tanıma fırsatına erişiyoruz.
...ve kadınları, kuşları, yıldızlarıyla Miro geliyor

Joan Punyet Miro ve Nazal Ölçer...

SSM, Katalan ressam ve heykeltıraş Joan Miró'nun eserlerinden oluşacak kapsamlı bir sergiye ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor, eserler Barselona ve Mayorka’dan yola çıktı. Joan Miró'nun olgunluk dönemine odaklanan, 23 Eylül’de kapılarını açacak serginin başlığı "Joan Miró. Kadınlar, Kuşlar, Yıldızlar".

Sabancı Holding’in sponsorluğu üstlendiği sergi, Barselona'daki Joan Miró Vakfı, Mayorka’daki aile koleksiyonu Successió Miró ve yine Mallorca’daki Pilar ve Joan Miró Vakfı işbirliğiyle hayata geçiriliyor.

Akdeniz insanına ve doğasına yoğunlaşan, resimleri, baskıları, heykelleri, ilham veren seramik objelerin olduğu heyecan dolu bir sergiyle karşılaşacağız.

Mayorka’da sanatçının atölyesinde, torununun evinde ve her iki kentteki son derece profesyonelce yürütülen hazırlıklara şahit olup yetkililerle konuşunca bu tüm açıklığıyla ortaya çıkıyor.

Evde her şey yerinden oynamış, yüzlerce yapıt paketlenmiş kamyona yüklenirken Nazan Ölçer “Valla kendimi şimdi biraz suçlu hissediyorum, size çok zahmet” verdim derken evin sahibi torun Joan Punyet Miro’nun yanıtı “İyi ki daha fazlası için ısrar ettiniz, eşsiz bir sergi olacağı için ben çok mutluyum” oluyor.

80 yaşında parmaklarıyla yaptığı resmi ve aile koleksiyonunda bulunan küçük mavi seramik vazo gibi kimi yapıtlar da ilk kez sergileniyor.



Joan Punyet’e göre, Miro hiçbir zaman mükemmelin peşinde olmamış. Hep kendini yenilemeye ve tekrarlamamaya çalışmış. Proust, Kafka, Jung, Freud okumuş. Bilinçaltını, söylenemeyenleri resmederek insanlığın aynası olmuş.

Joan Punyet, iki dünya savaşı arasındaki döneme şahitlik etmesine karşın neden Picasso’nun 1937’de yaptığı Guernica’sı gibi savaşın acılarını anlatan anıtsal bir yapıtı yok sorusuna “Benzer konuyu işleyen bir duvar seramiği yapmıştı ama savaş sırasında yok olmuş. Ancak dedem her zaman demokrasiden yana oldu. Dedemin birçok politik afişi vardır” cevabını veriyor.

Miro belli ki planlanmış işleri sevmiyor, rastlantısal olmasını istiyor ve zaten öyle de üretiyor. İnsan bunu atölyesinde ve evinde yerlerde sanki dün akmış gibi duran boyalarının, ayak izlerinin arasında, evinde dolaşırken duvarlara çizdiği kimi zaman kabuslarını, kimi zaman zihninde ürettiği dünyayı yansıtan desenlerini gördüğünde çok daha iyi kavrıyor.

Miro, aslında yaşamının büyük bir bölümünü taşrada geçirmiş. Belki de biraz bu yüzden etkilere açık. Japonya’ya gittiğinde Uzakdoğu felsefesinden, Amerika’ya gittiğinde Jackson Pollock gibi soyut dışavurumcu sanatçılardan etkileniyor.



MİRO VAKFI ARŞİVİ

Miro Vakfı’nı 40yıl önce kendi kurmuş. 1975’de açılan Miro Vakfı’nda hem kendi hem de diğer güncel sanatçıların işlerini sergilemek istemiş. Sanatçıyı yakından tanımak için çıktığımız Mayorka’da evi, atölyesi, Pilar -Miro Vakfı ve Barcelona’daki Miro Vakfı’na uzanan gezinin her bir durağı çok önemliydi.

Ancak Miro Vakfı’nın sanatçıya ait mektupların, eskizlerin, kâğıt ve grafik işlerinin, taş baskıların orijinallerinin saklandığı 10 bin belgelik ‘Arşiv’ bölümüne girmek ayrıcalıktı.

8 yaşında yaptığı ilk balık resmi, ünlü tablolarının eskizlerini, çiziktirdiği hesaplarını görmek gerçekten de insana heyecan veriyor. Miro görüntüsü gibi çok düzenli ve tertipli bir sanatçıymış.

Onun sürrealist yanını Dali’de olduğu gibi tipine, tarzına bakıp çıkarmak mümkün değil. Bu yüzden de yerçekimsiz, zaman, mekan sınırlarının olmadığı kuşlar, insanlar, böcekler, güneş ve yıldızların bir arada olduğu kurmaca dünyasını daha iyi anlıyorsunuz.

Nazan Ölçer’e göre Miro kariyerinin erken döneminde sürrealizme yakın durmuş. Soyut değil, soyutlamalar yapan, fikri yaklaşımı olan bir sanatçı.

Türkiye’nin sanat serüveninde çok özel yeri olduğuna inandığım, 20 yılı aşkın süredir tanıdığım Nazan Ölçer’e ben kendim adına çok şey borçluyum. Aslında o tüm kültür sanat gazetecilerinin bir anlamda hocası sayılır. Hepimiz ondan çok şey öğrendik. Onunla her seyahat adeta bir atölye çalışması gibidir. Heyecanı, coşkusu, hiperaktivitesi ise bir başka öykü. Tabii bu arada serginin sponsoru Sabancı Holding’in sanata değerli katkısını unutmamak gerek... 



Sabancı için simge heykeli de yerinden söktüler

Barcelona'daki Miro Müzesi'nin önünde duran ünlü heykel, 10 yıl sonra ilk kez İstanbul sergisi için kaldırıldı. Miro'nun 1970 tarihli kendi üslubunda bir insanı tasvir eden 'Personatge' adını verdiği heykeli, Sabancı Müzesi'ndeki sergi için yerinden kaldırıldı, paketlendi ve İstanbul'a doğru yola çıktı. Ünlü film karakteri ET'ye de ilham verdiği söylenen heykel müzenin simgelerinden biri. Kapının hemen yanındaki heykelle fotoğraf çektirmek, bu müzenin önünde uzun kuyruklar oluşturan turistlerin ve gençlerin en sevdiği şey. Müze Müdürü Rosa Maria Malet, Nazan Ölçer'in 'Ne istediğini ve istemediğini iyi bilen' biri olduğunu söylüyor, biraz şakacı ama sonuçlardan çok memnun bir tarzda. Nitekim, Miro Müzesi'nin simgesi olan heykeli bir başka sergiye ödünç vermekle ilgili 'pek yapmadığımız, hiç adetimiz olmayan bir şey' diyor. Ama yapmışlar. Şimdi bu ünlü heykelin Barcelonadaki kaidesi boş. Ve İstanbul segisi bitene kadar da öyle kalacak. Çünkü Miro'nun bu ünlü heykeli İstanbul sergisi boyunca, ziyaretçileri kapıda karşılayacak. Tıpkı Barcelona'da olduğu gibi...