Yarın nasıl bir Türkiye'ye uyanacağız?

Özgürlük, demokrasi, Müslüman ahlakı... Tüm değerlere olan inancımız sarsıldı. Kimsenin kimseye güvenemediği bir ülkeye dönüştük. Yine yasakların, korku imparatorluğunun içine uyanacaksak yarının bugünden farkı ne olacak?

Evet, bu kez gerçekten korkuyor ve merak ediyorum. Yarın sabah nasıl bir ülkeye uyanacağız? Pazar gecesinden itibaren AKP’yi desteklemeyenler yani ‘bunlar’; “gününü nasıl görecekler, nelerle karşılaşacaklar?” Meydanlarda haykırılan, ses kısan sözler kulaklarımda çınlıyor.

17 Aralık’tan itibaren olan biten karşısında binlerce kez kullanmak zorunda kaldığımız ‘Sözün bittiği yer’ de bugün içinde bulunduğumuz durumu, ruh halini açıklamaya yetmiyor.

Elli yaşımı geçtim, bugüne dek böylesi gerilimli, tehditlerin havada uçuştuğu bir seçim görmedim. İnanılmaz bir hınçla seçim konuşmaları yapılıyor, sonuçlar bekleniyor. İktidar, tanımı gereği göstermesi gereken itidalden yoksun. Hep parmak sallanıyor, gözdağı veriliyor.

Diyelim ki seçimlerden iktidar partisi yüzde 40’la hatta 50’yle çıktı. Diğer yüzde 60 veya 50’ye ne yapılacak? Bu, sadece partiden çok adayın önemli olması gereken bir kentleri, kasabaları yönetecek belediye başkanlarının seçimi.

Toplum üzerinde işkence boyutlarına varan psikolojik baskı var. Bilgiye ulaşma, iletişim kurma hakkımız engelleniyor. İçinde olmadığımız bir savaşın kurbanı oluyoruz. Bugünkü şartlar altında bu ülkede demokrasi var demek çok zor.

Avrupa Konseyi yasakları ‘endişe verici’ buluyor. Uluslararası Af Örgütü ‘ilkel bir hükümet sansürü’ diyor. Beş gündür Avrupa’nın farklı ülkelerinden bir grup gazeteciyle beraber Polonya’daydım. Olan bitenden siyasi konularla en ilgisizleri bile haberdar.

Sorulan sorular ve Çin, Suriye, Kuzey Kore ligine dahil olduğumuzun hatırlatılması karşısında ne kadar üzüldüğümü, ezildiğimi anlatamam. Hiçbiri 1980 darbesi sonrası yurtdışında okurken karşılaştığımız soruları aratmıyordu. Ancak o zaman ülkede demokrasi zaten askıdaydı!

Yine yasakların, korku imparatorluğunun içine uyanacaksak yarının bugünden farkı ne olacak? Hepimizin enerjisi yok oldu. Özgürlük, demokrasi, Müslüman ahlakı tüm değerlere olan inancımız sarsıldı. Yarını olmayan bir ülkeye dönüştük.

Mayıs 2013’te insanlar seslerini duyuramadıkları için kentlerine, parklarına, demokratik haklarına sahip çıkmak adına sokaklara döküldüler. Şiddete maruz kaldılar, gencecik insanlar öldürüldü, sakat kaldı. Olayların ardı arkası kesilmedi.

Sonra 17 Aralık’ta yolsuzluk skandalı patlak verdi. İnsanlar yolsuzlukların üzerine gidilmesini istediler. Yolsuzlukları hiç kimse üstlenmedi. Göstermelik gözaltına alınan zanlılar birer birer serbest bırakıldı. İnsanlar yine sokaklara döküldü. Medya da baskı altında olduğu için olan biteni Twitter, YouTube gibi sosyal paylaşım sitelerinden duyurmaya ve duymaya çalıştılar.

Ardı ardına bir insan hakları ihlali olduğunu düşündüğüm kısa ne net çözüm geldi: İkisi de kapatıldı. Tabii ki insanlar Twitter’da olduğu gibi YouTube yasaklarını da deldi. Zaten sorun girip girememek değil, yasakçı, "Ne istersem yaparım, kuralları ben koyarım" anlayışından vazgeçilmemesi.

"Yarın nasıl bir ülkede uyanmak istiyorsun" derseniz, "17 Aralık’ta ortaya çıkan yolsuzlukların üzerine gidildiği, toplumun kutuplaştırılmadığı, demokratik hak ve özgürlüklerimizin iade edildiği bir ülkede" derim.

Sahi bu arada son iki gündür çıkan bant kayıtları için “Bu, bir savaş ilanıdır” deniyor ama muhatap yok ortada. Ben kime karşı olduğunu anlayamadım, anlayan varsa anlatsın.


ASIL MAĞDURLAR KİMLER?
Yolsuzluk mahremiyetle özdeşleştirildi, üstü kapatıldı. Kamuyu ilgilendiren, mağdur eden yolsuzluk özel hayata ilişkin değildir. Keşke hiçbiri olmasaydı ama olan biteni duymak ülkenin sıradan vatandaşlarının de hakkı. Bırakın işin maddi boyutunu bundan tüm dini inancı bütün olan insanlar da zarar gördü.
Annemden çocukluğumdan beri duyduğum “Beş vakit namazında niyazında dürüst insandır, ona güvenirim” lafının gücü de yerle bir oldu. Bu durumdan asıl müşteki olması gerekenler onlar. Bu süreçte kimi gazetecilerin horoz dövüştürür gibi ortaya atılması onların da birbirlerinin kaşlarını gözlerini yarmasını izlemek, okumak da ayrı bir trajedi. Onlar da bir anlamda mağdur.