Yozlaşmış bir krizin tehdidi altındayız

Herkese 'iyi temiz adil gıda' mottosuyla yola koyulan 'Slow Food' hareketinin kurucusu Carlo Petrini'ye göre "Artık kaybedecek vakit yok, dünyayı tehdit eden gıda krizinin önüne geçebilmek için kriminal gıda sistemini değiştirmeliyiz".
Yozlaşmış bir krizin tehdidi altındayız

Bir Slow Food hareketi etkinliği olan Internazionale Salone del Gusto Terra Madre’deyim. Galiba, insanın günlük meselelerinden, dar çaplı tartışmalardan kurtulması için böylesi, dünyanın dört bir köşesinden toprak insanlarıyla buluşması gerekiyormuş.
Terra Madre alanında dünyanın dört bir köşesi bir klişedir ya, bu kez bir abartı yok; 93 ülkeden 3000 delege, üretici, basın gibi Slow Food hareketiyle yolu bir şekilde kesişmiş insanlar bir arada.

İspanyolca, Arapça, Çince, Urduca, Portekizce, Kazakça, Romence, Norveççe, Sırpça, Türkçe, Slovakça, Macarca, İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca her stanttan ayrı bir dil geliyor. Tabii, en büyük iletişim aracı da işaret dili.

Bu insanların meselesi ne derseniz, toprağa bağlı yaşamlarını sürdürmek; geleneksel besinlerini üretecek, bundan yaşamını sağlayacak koşullara sahip olmak. Kimisi yolunu bulmuş ilerliyor, kimisi hala koşullar elvermediği için çok zorda. Kısacası fakir zengin hepsi bir çıkış noktası arıyor.

Zaten bunu ülke stantlarını dolaşırken Amerika ile Paraguay’ın, Fransa ile Senegal’in, Rusya ile Özbekistan’ın tezgahlarında sergiledikleri ürünlere bakarken çok daha iyi anlıyorsunuz. Fazla söze gerek kalmıyor.



1000 AFRİKA BAHÇESİ


Afrikalının derdi açlıkla baş etmek için üretim sistemini değiştirmek. Bunu hem yeni yetişen nesline hem de gelişmiş ülkelere anlatmak. Amerikalı Slow Food’cuların derdi ise ülkelerini tehdit eden obezitenin, sağlıksız beslenmenin önüne geçebilmek için çocukları toprakla tanıştırıp gerçek gıdanın önemini anlatmak. Kısacası, şu anda iki farklı toplum da iyi, temiz, adil gıdaya ulaşamıyor.

İşin ilginci, ikisi de son yıllarda aynı yöntemi kullanarak sorunları çözmeye çalışıyor: Afrika’dan dünyaya yayılan ‘1000 Bahçe’ projesiyle. Amerika’daki ilkokullarda paket gıdalarla büyüyen çocuklar elleriyle sebze ekip sonra onları hasat ediyor. Kimileri ilk kez gerçek patatesi, elmayı dalında görüyor. Onları hasat edip kimi zaman satıyorlar, kimi zaman okul mutfaklarında sağlıklı yemek yapıp beraberce yiyorlar.

Afrika’da ise hazır paket gıda hayali kuran, köylerde değil şehirlerde yaşamak isteyen çocuklara açlığın önüne geçmek için tarımın, geleneksel besinlerin önemi anlatılıyor. Ki, şimdiden bu proje açlığın bir nebze olsun önüne geçmeye başlamış. Okul bahçelerinde yetiştirilen ürünler ihtiyacı olan ailelere dağıtılıyor. ‘Afrika’da1000 Bahçe’ projesi de ‘10.000 Bahçe’ye dönüştürülmüş.

Tabii bu iki örnekteki sonuçlar birbiriyle karşılaştırılamaz bile; ama ikisi de aynı yönteme ve anlayışa odaklansa toprağının altına ve üstüne sahip çıkabilse dünyanın açlık gibi baş etmek zorunda kalacağı bir problemi olmayacak.



Zaten Papa Francis’ten Michelle Obama’ya, Uluslararası Slow Food’un Başkanı Petrini’den, Amerika’lı ünlü şef ve aktivist şimdi hareketin başkan yardımcısı Alice Waters’a yollanan tüm mesajlar ve yapılan konuşmaların özünde sağlıklı beslenme ve iyi gıdaya erişebilmenin bir insanlık hakkı olduğunu vardı.

Alice Waters’ın vurguladığı gibi hepimiz fast food kültürünün içinde yaşıyoruz ama dünyanın geleceği kendimizi nasıl beslediğimizle şekillenecek. Terra Madre/Toprak Ana anlayışıyla, sahip olduğumuz bilgi ve tecrübeyle gıda sisteminin sorunlarını çözebiliriz.

Bir başlangıç da yapıldı. Artık Etopya’da şeker kamışıyla kaybedilen topraklarda göçebe deve yetiştiricileri deve sütü üretiyor. Bugüne dek 60 ‘Food garden/ Gıda bahçesi’ yapmışlar. Küçük ölçekli balıkçılık, tarım, zeytincilik ve bahçecilikle iyi temiz adil gıdaya ulaşım sağlanabilir.

Petrini de kriminal olarak nitelediği günümüz gıda sisteminin değişmesi gerektiğini söylüyor. “Pazarın insanın önüne geçmesi suçtur. Gıdaya değer verilmeyen tüm yaklaşımlar reddedilmelidir” diyor.

Petrini’nin söylediklerine katılmamak mümkün değil. Slow Food hareketi sayesinde, onun çatısı altında yapılan etkinlikler sayesinde dünyanın birçok ülkesinde farkındalık yaratıldı. Meksika’da Monsanto’ya, GDO’lu mısıra hayır denildi. İnsanlara mevsiminde tüketmenin önemi hatırlatıldı.

Ama ne yaman çelişki ki, bu etkinliğin sponsorları arasında yiyecek sanayi de var. Belki de daha iyi niyetli yaklaşıp onların da bu gibi hareketle eğitildiklerini, törpülendiklerini, üretim ilişkilerinde daha hassas olduklarını söyleyebiliriz...