Yunanistan'da tatilin tadı neden başka

Aynı sularda ikinci kez dolaşmanın, dünyada o kadar çok yer varken bir yere tekrar tekrar gitmenin nedeni gusto-lezzet-fiyat-kalite beklentilerini bulmamız. Bozulacaklar diye korkuyorum ama Yunanistan bunu henüz başarıyor...
Yunanistan'da tatilin tadı neden başka

Benim gibi seyyah ruhla doğanlar her yere gitmek, her yeri görmek ister. Ama bir yere tatilini geçirmek için ikinci kez gidiyor, hatta her yıl en az bir kez olsun gitme planları yapıyorsa orada benzeri yerlerde olmayan farklı bir şeyler yakalamış demektir.

Baştan açık söylemeliyim ki benim böyle yerlerim çok. Ben her yere hemen hayran olurum, bir kez daha gitme planları yaparım. Ama sonra unuturum gider. Ya da hayran olduğum yere ihanet eder başka bir yerde bulurum kendimi.

Kapı komşumuz Yunanistan’la da ilişkim böyleydi. Atina ya da kimi adalara gittiğimde mutlu olurdum iki kültürün birbirine yakınlığı hoşuma giderdi ama o kadar. Ta ki 2013 Temmuz’una dek...

Geçen yaz arkadaşlarımızla çıktığımız Alexandroupolis/Dedeağaç, Thassos/Taşoz turundan o kadar memnun döndük ki tüm kış bir daha gitme planları yaptık. Ve sonunda uzun yıllar sonra bir araya gelebildiğimiz büyük aile tatilimizi geçen yılın rotasının sonuna Kavala’yı ekleyerek yinelemeye karar verdik. Gerçi içimde “Aynı tadı alacak mıyız, herkesin beklentileri karşılanacak mı?” kaygısı da yok değildi.

Neyse ki Dedeağaç’ta ikinci konaklamamız diye odalarımızı ‘upgrade’ eden Astir Hotel’den, akşam yemeğe gittiğimiz Nisiotiko’ya hayal kırıklığına uğratacak herhangi bir olumsuz değişiklik yoktu. 


Dedeağaç'taki Astir Hotel'de her odanın önünde özel havuz var.

Her odaya özel yüzme havuzlu, deniz manzaralı butik tadında bir bol yıldızlı otele iki kişi oda kahvaltı 100 Euro öderken; Ege sahillerimizdeki benzer yerlere ne kadar ödeneceğini aklıma bile getirmek istemedim. Keza Nisiotiko’da da öyle, deniz ürünleri, sebze ızgaralar, kızartmalar olmak üzere her şey mükemmeldi. Fiyat kalite dengesini nedense bozmak akıllarına gelmiyor. Burada da kişi başı içki dâhil 18 Euro gibi bir hesap ödedik.

Taşoz’a gelince ilk akşam kaldığımız, bir zamanlar Bodrum’un basit pansiyonlarını hatırlatan, muhteşem Kinira Koyu manzaralı pansiyonumuza söyleyecek söz yoktu ama sağanak yağmurda panik yapıp hemen yanı başında gittiğimiz tavernadan pek mutlu ayrılmadık. Fiyatlar hep aynı olsa da malzemelerin kalitesi, lezzeti ve sunumu sıradandı.

“Acaba biz mi ilk gelişte abartmıştık?” deyip, ertesi akşam yine aynı koyda daha önce hem konaklayıp hem de yemek yediğimiz Agorastos’a gittik. Burası inanılmaz sıcak, sevimli bir aile işletmesi.

Yeterli boş odaları olmadığı için bu kez başka yerde kalıyorduk ama otelin sahibesi Thalia bizi kırk yıllık dost gibi karşıladı. İnternet üzerinden yer ayırmak yerine onu aramadığımız için tüm gece sitem etti durdu.

Thalia’nın her şey dün gibi aklında; geçen yıl beğendiğimiz peynir sepetinde roka salatası ve güneşte kurutulmuş taze ahtapotlar, yerli bebek ızgara kalamar başta olmak üzere tüm sevdiğimiz çeşitlerle masayı donattı.

Dürüst, içten bir balıkçı ailesinin işlettiği Kinira koyuna bakan bu mütevazı pansiyonda konaklamak, öğlen ve akşam yemek yiyip erik rakısı eşliğinde sohbet etmenin keyfi ve huzuru hiç bir şeye değişilmez. Yastıkları boynunuzu ağrıtsa bile...

Ai Giorgi Tabepna
Dönüş yolunda erken bir akşam yemeği için uğramayı planladığımız, geçen yıldan mutlaka bir daha gidilecek yerler listesinin başında yer alan Agios Georgios Taverna’yı ( Aya Yogi) yanımıza adresini almadığımız için bulmak kolay olmadı. Ama Makri tabelasını görünce rahatladık. Köyün meydanında yine aynı kahvede yine aynı yerde oturan (muhtemelen sahibi olmalı) beye sorunca elimizle koymuş gibi bulduk!


Her şey yine o kadar güzeldi ki bu kez sahibine teşekkür etmek istedik. Yanımıza mükemmel İstanbul Türkçesiyle konuşan bir bey geldi. Yorgo Bey, 1966 yılında ailesiyle birlikte Yunanistan’a göç etmiş. Biraz sohbet edince iki yıl önce Ayşe Arman’ın köşesinde yazdığı hikâyelerinden söz etti. Çocukluk aşkı Gülçin Hanım’la 20 yıl sonra karşılaşmaları, evlenmeleri gerçekten masal gibi.

Rüya gibi geçen son 25 yıllarını Yunanistan’ın farklı köşelerinde lokanta işleterek, sık sık İstanbul’a gelip giderek geçirmişler. On yıldır ise Aya Yorgi koyundaki bu lokantayı işletiyorlarmış. İki yıl önce de Kuruçeşme’de eşinin kızı, kendisi gibi Yunanlı damadı Stathis Dapiapis’le birlikte ‘Kalabalık’ adlı bir Yunan lokantası açmışlar.

Ancak geçen yıl binayı boşaltmak zorunda kalınca kapatmışlar. İstanbul’da çok yer aramışlar ama Yorgo Bey “İstenen kiraları bizim ödememiz mümkün değildi” diyor. Tabii kiraya göre yemek fiyatı belirleme gibi bir anlayışları olmadığı için böyle düşünüp kapatmaları normal.

Böyle bir yerin yaşamasını ben kendi adıma çok isterdim. Umarım ileride tekrar açma fırsatları olur. Sınırı geçmeden sık sık benzersiz lezzetteki kabak kızartmalarını, ızgara sebzeleri, ahtapotu, hamsi tavayı, ızgara sardalyeyi, midye pilavını, dumanı tüten pidelerini makul fiyatlarla yemek mükemmel olurdu. Annemin aklının takıldığı gibi “Sahi biz neden yapamıyoruz bu en basit kabak kızartmalarını?”

Kısacası Yunanistan’da arabayla yapılacak dört beş günlük lüks sayılabilecek bir tatilin maliyeti Bodrum, Alaçatı, Çeşme, Bozcaada’da benzeri butik otel ya da pansiyonda bir hafta sonu konaklayıp balık ve deniz ürünlü iki yemeğe eşdeğer. Yemek konusunda pek şanslı olmadığımız, kurabiyeleriyle kendini affettiren Kavala ise bir sonraki yazı konusu...

Thassos’ta alışveriş
Thassos tam bir zeytin ve zeytinyağı cenneti. Agorastos’un sahibi Thalia’nın önerisiyle Panagia köyündeki 100 yıllık üretici Sotirelis’ten zeytin, soğuk sıkma sızma ve zeytinyağı sabunları ve kremleri aldık. Gelir gelmez denedim, hepsini öneririm. Zeytinyağının beş kiloluk tenekesi sadece 22 Euro, yani kilosu 12 lira civarı.

Adresler:
Agios Georgios Makris / Aleksandrapoliş Tel: 30 255 10 71 777 / www.aigiorgis.com
Taverna Agorastos Kinira Thassos/ Tel: 30 2593041225/ agorastos.hotel@gmail.com