scorecardresearch.com

Heykel gibi kök sanatlar her zaman varlığını korur

Günümüzün en önemli heykelcilerinden Rahmi Aksungur, yeni sergisiyle Evin Sanat Galerisi'nde. Aksungur, "Genç kuşak hakikaten okumuyor. Ama haklı da buluyorum. O kadar görsel enformasyon var ki, okumaya gerek yok artık eskisi gibi' diyor
Heykel gibi kök sanatlar her zaman varlığını korur

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

Son serginizin üzerinden dört yıl geçti, hep uzun aralıklarla sergi açarsınız değil mi?
Evet, sanat yaşamıma başladığım günden beri ortalama dört, beş yılda bir sergi açıyorum. Belli bir içsel birikimi sağlamadan sergi açmak istemediğim için bu böyle de devam edecek sanırım. Zaten tüm sanatçıların en büyük sıkıntısı tekrara düşme ihtimalidir. 

Bir önceki serginize oranla bu kez daha büyük boyutlu heykeller, objeler var. Bu sergi nasıl oluştu, bir kavramsal çerçeve çizer misiniz yola koyulurken?
Başlarken bir çerçeve çizmem, çizersem doğaçlamayı kaybediyorum. Fakat iç mekânlarda da büyük heykeller olabileceğini göstermek istedim bu sergide. İç mekân derken evleri kastediyorum. Mesela 60 metrekarelik bir salonda bu gördüğünüz büyük boyutlu heykeller olabilir. 

Evet, genellikle evlerde küçük objelere yer olur, büyük heykeller dış mekânlara aittir gibi bir düşünce vardır...
Boyutlar küçülmesine rağmen büyük boyutun konulabileceğini göstermekti amacım. Hatta bu heykeller evin tavanını zorlasın istedim. Böyle büyük parçalar olduğu zaman o mekânlarda yaşayanlarda ölçek sorgulamasını getiriyor. 

Ne kadar bu heykellerin boyutu?
İki kırk ve iki yirmi gibi. 

Yeni apartmanlarda da yükseklik bu kadar değil mi zaten?
Yok iki metre seksen santim civarındadır yeni evlerde. İki kırk olanlar bodrum katlarıdır. Tabii ki ideal olanı üç metredir. 

Yine bir önceki serginizle karşılaştıracak olursak orada hayvan figürleri ağırlıklıydı, bu serginizde ise daha çok insan figürleri var...
Evet, nedense bu kez insan ağırlıklı oldu çalışmalarım. Aslında benim heykelde soyut ya da figüratif olsun diye bir kaygım yok. O konuda kendimi bağlamam fakat tamamen duygularım günlük yaşantım beni yönlendiriyor. 

Renkleriniz de farklı bu kez galiba?
Renklerimde bir değişim var mı yok mu bilmiyorum. Zaten çoğunlukla kırmızı siyah kullanırım. Bu kez mavi siyah ve pembe girdi. Renklerde aradığım fakat tanımlayamadığım ara tonlar var, onu buluncaya dek uğraşıyorum. Bazen o ara tonlarla o kadar çok uğraşıyorum ki tescillesem mi acaba diye düşündüğüm oluyor. 

Heykeltıraşlar çoğu zaman taşçı ya da ağaççı diye ikiye ayrılır, siz ikinci gruptan mısınız?
Valla bunlar ağaç da değil, kompozit. Yani epoksi var, polyester var, poliüretan kökenli değişik kimyasallar var. 

Kompozit nedir?
Farklı günümüz malzemeleri birbiriyle uyumlu bir biçimde karışık olarak kullanıldığı zaman adına ‘kompozit’ deniyor. Bazı kompozitler artık kanıtlandı metalden bile kuvvetli. Mermerle karşılaştırmıyorum bile. Mermeri üç kere taşıyamazsınız bir yerden bir yere, çatlar. Geleneksel malzemelerden en şanslısı bronzdur. 

Kompozit dışında hangi malzemeyi kullanmayı tercih edersiniz?
Şimdi paslanır, kırmızılaşır çelik vardır onu deneyeceğim bu sergiden sonra. Bazı arkadaşlarda olan malzeme saplantım yok benim. Benim için tasarım önemli. Tasarım ne malzemeyi gerektiriyorsa ben o malzemeyi kullanırım. Ben bir milyon tona yakın mermer de yaptım. Her çeşit ağacı yonttum, çok sayıda bronz döktüm. Ama bunları yaptıktan sonra anladım ki önemli olan tasarım, belleğinizde şekillenen kütle. Uzaktan bir arkadaşınızı gördüğünüz zaman hiçbir detayını görmeseniz bile uzayda kapladığı kütleden, işgal ettiği yerden tanırsınız. En önemli enformasyon o kitlede gizlidir. 

Eskizlerinizi nasıl yaparsınız?
Heykel en önce benim belleğimde olur, biter. Tabii fazlalıklar oluyor, eksiklikler oluyor. Bir kenara bırakıyorum, bir ay sonra tekrar döndüğümde onu çözmüş oluyorum. O zaman çamurdan ufak bir örneğini yapıyorum. Sonra da sıra büyüğüne geliyor. 

Tüm heykellerinizdeki kare boşluklar sizin imzanız gibi oldu, kaç yıldır yapıyorsunuz?
Valla kırk yıla yakın oldu. Bunu neden yapıyorsunuz derseniz, yer yer şeffaflaştırmak için, yer yer organikle zıtlaşan geometrik biçimi en iyi kare, küp olarak anladım. Doğayla zıtlaşma olarak kullanmak istiyorum. 

Mimar Sinan’da rektörlük ve dekanlık yaptınız ama sonra idari görevlerinizi bıraktınız. Ders vermeye devam ediyorsunuz değil mi?
Sanatta ders olayı diğer üniversite bölümleri gibi değil. Birebir bir eğitim olduğu için daha farklı. Biz Fransa, Almanya gibi çok müzeleri, sanat kurumları olan, sosyal çevrede sanat ve kültür eğitiminin yaygın olduğu bir yapıya sahip olsak devam etmeyebilirdim. Fakat Türkiye’de sanat öğrencilerinin, genç kuşağın bu eğitime ihtiyacı var. 

Öte yandan insan gençlerden besleniyor da?
Tabii o da var. Siz sürekli yeni gelen kuşağı tanıyorsunuz ve kabulleniyorsunuz. Örneğin çok karşılaştığım bir şey var. “Genç kuşak okumuyor” diyorlar. Bakıyorum hakikaten okumuyorlar, ama okumamalarını da haklı buluyorum. O kadar görsel enformasyon dünyasında yaşıyoruz ki, okumaya gerek yok artık eskisi gibi. Medya dünyada çok büyük bir devrim yaptı. Bu tam olarak anlaşılamadı. Kitabı neden okuruz biz, bir bilgiyi almak için. Bir kitabı okumak dört saati alıyorsa içindeki aynı bilgiyi görsel iletişimde iki dakikada alıyorsunuz. En kısa yoldan ulaşıyorsanız, onu seçersiniz bu bir fizik yasası. O zaman bu çocukları eleştirmemek anlamak lazım. Zaten artık ben de eskisi kadar okumuyorum. Görsel iletişime daha çok vakit ayırıyorum. 

Günümüzde heykel sanatına ilgiyi nasıl buluyorsunuz?
Heykel yapan az günümüzde, tüm dünyada böyle bu. Zaten sanat tarihine de baktığınızda her zaman heykel yapan az olmuştur. Ama kök sanat dediğimiz sanatlar vardır, heykel de bunlardan biri. Bu kök, temel sanatlar hiçbir zaman kaybolmaz ama kendi içinden çeşitlilikler doğurur. O doğurduğu çeşitliliklerden bazıları çok popüler olur ama kök sanat her zaman varlığını korur. Aynı resim ve mimarlık gibi asla yok olamazlar. Doğurucu bir sanat. Yapana maliyeti hem maddi hem manevi çok büyük. 

Koleksiyonerlerin ilgisi nasıl heykel sanatına?
Bu son on senedir arttı. Tabii yine de bunlar sayılı insanlar. Fakat tamamen heykel biriktirmeye başlayan koleksiyonerler oluştu. Resim gibi değil heykel koleksiyonu yapanlar çok daha bilinçli olmak zorunda. Saklamaktan sergilemeye heykel koleksiyonu çok daha zordur. Ama tabii ki bu daha da artacak... 

Devlet sanatı desteklemeli mi?
Bu yaklaşıma her zaman karşıydım. Devletten destek gören, bekleyen gelişmiş bir ülke yok. Devletin yapması gereken makro düzenlemelerdir. Ama genç yatırımcılar, işadamları sanatı destekliyor tüm dünyada Türkiye’de az olan bu. Bana göre bizde en önemli sorun henüz sanatın hak ettiği yere varamaması. Çünkü sanatın toplumlar için çok önemli stratejik önemi var. 

Peki nedir bu önem?
Sanatla, sanat ortamında büyüyen çocukların hepsinde yaratıcılık nosyonu gelişiyor. İleride hangi mesleği seçerlerse seçsinler, ister mühendis , ister doktor olsun başarılı oluyorlar. İcatlarda bulunuyor, patentler alıyorlar. İşte Almanya karşımızda iyi bir örnek. Almanya patentlerle ayakta duruyor. Bunu İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Japonlar da fark etti. Henry Moore’un bütün heykellerini, Rodin’in bütün orijinal kopyalarını alıp Japonya’ya götürdüler. Aynı şekilde Çin bunu beş yıldır uygulamaya başladı. Sırf hoşluk olsun diye bu toplumlar bu kadar para harcar mı? 

Resim, seramik gibi farklı disiplinlere yöneldiğiniz oluyor mu?
Evet, seramik değil ama resim yapmayı deniyorum. Bu süreçte resmi çok iyi bilmediğimi anladım. Film ve fotoğraf çekmeyi çok seviyorum.

http://www.radikal.com.tr/108728610872860

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.