35. maddeyle başlayan tartışma

Ekimin son günü, yağışlı ve kasvetli bir pazartesi sabahı, günün gazeteleri arasında ilkin Sabah dikkatimi çekti, çünkü Yavuz Donat'ın Süleyman Demirel'le yaptığı bir mülakat başlıyor...

Ekimin son günü, yağışlı ve kasvetli bir pazartesi sabahı, günün gazeteleri arasında ilkin Sabah dikkatimi çekti, çünkü Yavuz Donat'ın Süleyman Demirel'le yaptığı bir mülakat başlıyor: '35. Madde Kalkmalı' diye bir başlık atılmış; İç Hizmet Talimatnamesi'nin malum maddesi! Demirel bunun bir eşinin dünyada bulunmadığını söylüyor ve ekliyor: "Yalnız bu madde değil, koruma ve kollama işinin nasıl yapılacağı da konuşulsun."
Evet, ben de 'İyi olur' demek için bu yazıyı yazıyorum.
Aynı sayıda Erdal Şafak da başyazısını bu konuya ayırmış. Onun başlığı: 'Bir 'tabu'nun daha kapağı açılıyor.' Bu da doğru bence, ama yeterli değil.
Böyle bir başlık, sözü edilen ülkenin 'tabular'la dolu bir ülke olduğu anlamını içerir. Böyle ülkelerde, aslında insanlar arasındaki hiyerarşinin yanı sıra, 'tabular' arasında da hiyerarşi bulunur. Yani, temelde bir, belki birkaç, 'tabu' bulunduğu için, böyle bir yapıda birçok şey ya da her şey, tabulaşma eğilimi gösterir. İş sonunda, 'Vay, bu film hamamcılara 'eşcinsel' dedi! Derhal yasaklansın!'a varır.
Türkiye'de dediğim o bir, belki birkaç, tabunun başında Silahlı Kuvvetler, daha doğrusu bu kurumun toplumla ve siyasetle ilişkisi gelir.
Dolayısıyla, evet, bu konular artık tartışılmalıdır. Demokratikleşme sancısının ayyuka çıktığı toplumda bunu 'ağrı kesici' ile geçiştiremezsiniz bundan sonra.
Gazeteyi karıştırırken bakıyorum Umur Talu da 'Görüşlerinize hazırım; emirlerinize değil' başlığıyla OYAK üstüne bir makale yazmış. Bu da, sonuçta, Silahlı Kuvvetler'le ilgili bir konu tabii. 'Ne oluyor Sabah'a böyle?' diye aklından geçiriyor insan.
Ama öteki gazetelere bakınca, Sabah'taki yoğunlukla olmasa dahi, Silahlı Kuvvetler konusunun çeşitli vesilelerle gündeme geldiğini görüyoruz. Hürriyet'te Ahmet Hakan, 'Hilmi Özkök'ün 28 Şubat açıklamasının tefsiri'ni yazmış. Evet, bu açıklamada ilginç ve önemli öğeler vardı. Hakan, Özkök'ün, 28 Şubat koşullarının bugün geçerli olmadığını ileri sürerken, Silahlı Kuvvetler'in bu gibi konulara bakışının temelinde bir değişiklik olmayacağını ima ettiği sonucunu çıkarıyor.
Milliyet'te ise Derya Sazak emekli general Doğu Silahçıoğlu ile bir mülakat yapmış. Doğrusu bu da ilginç: bence tam da Ahmet Hakan'ın değerlendirmesini pekiştiren bir şey. Emekli general, haklı olarak, 'siyasi tehdit' dediğimiz şeylere karşı toplumun (moda deyimle 'sivil' toplumun) uyanık olması ve direnmesi gereğini dile getirdikten sonra, aslında 12 Eylül müdahalesinin ülkede ne 'direniş', ne 'sivil' toplum, ne 'sol', herhangi bir şey bırakmadığını da söylemek gereğini duyuyor. Nâzım Hikmet ve Attilâ İlhan'ın da bu konuşmada anılmasıyla, gene 60'ların 'solcu subay' söylemine hemen girilebilir. Ancak, değişik konularda söylenen cümlelere baktığımızda, bugünün 'ulusalcı sol'unun dışında sayılacak herhangi bir önermede bulunmadığı görülüyor.
Bu sabah bakabildiğim gazeteler bunlardı, daha doğrusu bu özgül alanda bunlar vardı (Radikal'de, Murat Yetkin'in Genelkurmay Başkanı'ndan, Irak'taki Kürt oluşumuna farklı bir anlayışla bakmak gereği üzerine aldığı görüşü de bu kümeye katabiliriz belki).
Artık 'rastlantı' mı diyeceğiz, ne diyeceğiz, bilemiyorum, ama öyle de, böyle de olsa, konu, genel çizgileriyle, tartışılmayı bekliyor, tartışmayı kendisi davet ediyor. Demirel'in Yavuz Donat'a verdiği mülakat zaten devam edecek belli ki. O devam ederken bunca kalem erbabının susup uzaktan seyredeceğini pek tasavvur edemiyorum. Ama gene ortalığı duygusal slogan bombalamalarının egemen olduğu bir savaş meydanına çevirmeyiz, umarım.