Alfabeler

Son bombalı alçaklığın kolay kolay unutulmayacak anısıyla insanın içinden yazı yazmak falan gelmiyor.

Son bombalı alçaklığın kolay kolay unutulmayacak anısıyla insanın içinden yazı yazmak falan gelmiyor. 'Kolay unutulmayacak' olmasının bir nedeni de zaten unutturmamaları. Bu bizim ikinci Neve Şalomumuz. Örgütler değişiyor,
'elemanlar' değişiyor, nefret değişmiyor. Hoşgörüsüzlük, kendi davasını kazanmak için karşıdakini yok etmek gerektiği inancı, bunlar insanın,
'kalıcı' demeyeyim, ama 'dayanıklı' kötülükleri. Üstelik bu ilkellikleri, bu vahşeti, bir 'erdem' olarak sunan, yerleştiren, destekleyen örgütler, kurumlar, öğretiler var.
Bu alçaklık eylemi yapılmamış olsaydı, bugün yazmayı düşündüğüm, son birkaç gün hararetle tartışılan alfabe konusuydu. Dolayısıyla, 'başsağlığı', 'geçmiş olsun' dileklerini yerine getirip her şeye rağmen insanlığın uzun vadeli zaferine inancımızı tekrarladıktan sonra, gene o konuya geleyim.
Aslında söylenecek söylendi ve konu kapandı. Ama benim söylemek istediğim de, konunun kendisinden çok, Türkiye'de böyle şeylerin konu olabilmesine imkân veren mekanizmalarla ilgili.
Bir 'bilgi'nin ne olduğunun anlaşılmasını imkânsız kılan ortamdan söz ediyorum. Her 'olgu', olduğu gibi değil, birilerinin onun olmasını istediği gibi yansıtılıyor medyaya; birinci görevi, insanlara 'bilgi' vermek olan bu kuruma ve onun çeşitli araçlarına.
Bu konu da yanılmıyorsam bazı Kürtlerin adlarını Türk alfabesinde olmayan bazı harfleri kullanarak yazmak istekleriyle ortaya çıktı. Ama burada durmadı iş, çünkü herhalde burada durması çok yeterli değildi; onun için hemen Avrupa Birliği'ne sıçradı ve AB'nin Kürtlerin istediklerini yerine getirmek üzere alfabemizi değiştirmemiz için bize baskı yaptığı, yapmaya devam edeceği söylendi.
Sonra da anlaşıldı ki, Avrupa Birliği'nden gelen böyle bir talep falan yoktur.
Zaten nasıl olabilir? Böyle konular ortaya çıkınca, işin zırvalığı anlaşılıncaya kadar aklı başında insanlar da lafa karışıp aklı başında argümanlar söylüyorlar. Avrupa'da alfabesi tamamen başka olan Yunanistan var. Ayrıca her ülkenin 'Latin' alfabesi de aynı değil. 'W', sözgelişi İtalyan alfabesinde de yok -ayrıca, orada, 'k' harfi de yok. Bunlar veya benzerleri söylendi. Bizde olup da onlarda olmayan 'ç'leri,
'ş'leri alfabelerine almaları önerildi.
Geçen gün İlter Türkmen gayet serinkanlı bir yazıyla bütün bunların, Avrupa'dan gelen herhangi bir baskı filan olmadığını anlattı. Bu arada bir ilginç ayrıntıya da değindi: Bunca patırtı çıkaran bu 'yabancı harfler', birtakım ticari kuruluşların adında yer alınca, bunlar ruhsat alıyor, tescil ediliyormuş. İlter bey bir-iki örnek de vermişti.
Şimdi, konu gene başlangıç noktasına geldiğinde, yani bir yurttaş, sözgelişi, adını nüfusa 'Welat' olarak kaydettirmek istediğinde ne olur bilemiyorum. Amerikan gazeteleri Hidayet'in adını doğru yazacağız diye 'ğ' siparişi vermediler. Her toplum, var olan alfabeler içinden kendine uygun bileşimler yaparak bir çözüm buluyor. Hintliler değişik telaffuz ettikleri bazı sesler için, örneğin, 'bh', 'dh' gibi bileşimler kullanıyorlar. Macarlar 's'yi 'ş' olarak telaffuz ettikleri için 's' sesini vermek istediklerinde 'sz' yazıyorlar. Böyle birçok formül mümkün. Kürtlerin birtakım harflerin 'ithali' için bastırması bana çok anlamlı gelmiyor, çünkü o harflerin olmaması onlara karşı tasarlanmış değil.
'Kâmil'in 'Qamil' yazılması Türkler için de kolaylık olurdu.
Ama tabii iş burada bitmiyor. Sözünü ettiğim 'disinformation' mekanizmasının baş ajitatörü, Kürtlerin yer adlarını da bu 'yabancı' harflerle yazıp sonra ayrılıkçılık yapacaklarını (dünyanın ilk
'alfabesinde bölünen' toplumu olmak üzere) iddia ederken, aslında Türkiye'nin ilkel ad değiştirme politikasını -ve nedenini- itiraf etmiş oldu.
Bir taraf, başta devleti, böyle bir 'nominalizm' politikasını bıkmadan, usanmadan yürütüyorsa (demek bundan bir şey bekliyor) bu muameleye doğrudan muhatap olanların da kendi nominalizmlerini geliştirmelerine şaşmayalım.