Amerika'da 'Türk-Ermeni Konuşmaları'

Amerika'ya son gidişimin nedeni, 'Türk-Ermeni Konuşmaları'nda bulunmak üzere davet edilmiş olmamdı. Böyle bir şeyin 'olmakta' olduğundan, biraz yarım kulak haberdardım.

Amerika'ya son gidişimin nedeni, 'Türk-Ermeni Konuşmaları'nda bulunmak üzere davet edilmiş olmamdı. Böyle bir şeyin 'olmakta' olduğundan, biraz yarım kulak haberdardım. Meğer iki tane varmış, benim çağrıldığım resmi olmayanıymış (öteki de resmen resmi değil, ama öyle algılanıyor sanırım).
Bu konuşmalar bundan üç yıl önce, yanılmıyorsam Chicago Üniversitesi'nde başlamış. Geçen yıl İllinois Üniversitesi'ne taşınmış. Bu yılki üçüncüsü ise Minneapolis'teydi. Bu kenti de, Minnesota'yı da daha önce görmemiştim. Oradaki birkaç gün de sabah akşam toplantıyla geçtiği için, gidip geldikten sonra da pek bir şey görmüş sayılmam.
Gene de şanslıyım, çünkü birkaç yıldır birlikte bir 'insan hakları toplantısı' planladığımız bir arkadaşım Minneapolis'te yaşıyor. Otelde değil, onun evinde kaldım, boş vakit oldukça da onun yardımıyla çevreye baktım.
Toplantı, dediğim gibi, 'resmi' değil. Çoğu tarihçi, insanlar oturup 1915'te, öncesinde ve sonrasında, ne olduğunu tartışıyor. Bu insanların bir kısmı Türkiye ve Ermenistan'da yaşıyor; Türk olup da uzun süredir yurtdışında yaşayan, Avrupa veya Amerikan üniversitelerinde çalışanlar var. Avrupa veya Amerika'daki Ermeni topluluklarından (diaspora) olanlar da var -hatta bunlar çoğunlukta. Akademik yanı ağır basan toplantı 'kapalı' yapılıyor, ancak bir gün kamuya açık bir kısmı da var. Bu üç yıl içinde katılım genişlemiş, bundan sonra da genişlemesi, aynı zamanda daha tematikleşmesi düşünülüyor. Toplantılarda konuşulanlar da bir yandan basıma hazırlanıyor. Bunların yayımlanması şüphesiz
iyi olur. Ama bence olayın en önemli yanı insanların bir araya gelip yüz yüze konuşmaları.
Bu, galiba Ermeniler için daha da önemli. Benim katıldığım toplantıda da birkaç kere değinildiği gibi, kıyım, Ermeni ulusal bilincinin uyanmasında veya ulusal bir kimlik oluşmasında tek ya da ilk değil, ama şüphesiz en belirleyici ve en önemli etken. Bu durum, yani ulusal kimliğin bir 'katastrof' üstünden kurulması, gene yalnız Ermenilere özgü bir özellik değil; bu tür ulusal oluşumlarda bir hayli yaygın. Gene de Ermenilerin yaşamış olduğu travma benzerlerinden çok sert ve sarsıcı.
Ermenistan'da yaşayan insanların normal günlük hayatlarında bir Türkiye Türk'ü ile karşılaşıp tanışmaları oldukça zayıf bir ihtimal. Diasporada yaşayanlar bile böyle bir durumla çok sık rastlaşmıyor. Genellikle de rastlaşmalar bir 'tanışma' evresine geçmiyor, bir 'çarpışma' olarak kalıyor.
Onun için toplantının bu 'yüz yüze konuşma' özelliği Ermeniler için daha önemli bir yaşantı oluyor gibi geldi bana. Her türlü bireyselliğe rağmen, her Ermeni'nin bu olayla zihninde hesaplaşması zorunlu bir şey. O 'zihni yaşantı'dan, 'somut bir Türk'le fiilen konuşma düzeyine geçmek çok benzersiz, çok kendine özgü bir duygusal karmaşa içeriyor olmalı.
Toplantı sırasında bu konunun buradaki 'egemen konuşma biçimi' aklıma geldi. O bağırtı çağırtı... 'Olmadı' diye yeterince yüksek sesle bağırılırsa olmaması sağlanırmış yanılsaması...
Ve yeniden, bunu yapanların, neyi amaçladığını, yeni gerçekleştirmek üzere böyle davrandıklarını düşündüm. Dünyayı inandırmak üzere mi? Bunu sahiden düşünebilirler mi? Ortada bunca kaynak, bunca gezginin, diplomatın, bunca tanığın yazdıkları varken, bunca Türk'ün kayda geçmiş tanıklığı varken, kimi inandıracaklar, neye inandıracaklar?
Öyleyse nedir bu gayret? Yalnızca Türkiye'de insanların bu konuda bilgi edinmesini öğrenmek, bu şamatayla beyin yıkamaksa, bundan ne umuluyor, bununla nereye varılmak isteniyor? Klasikleşmiş deyişle 'Türk'ün Türk'e propagandası'nın sonucu, 'ahmaklaşma' dışında ne olabilir? Yoksa, istenen, tam da bu mu?